11 Ağustos 2014 Pazartesi

Selçuk - Efes Antik Kenti Gezi Yazısı

Tatilleri çok seviyorum, ancak bir de içine kültür gezisi girdiğinde bir ayrı oluyor gerçekten! Geçtiğimiz hafta Kuşadası'na gideceğimi daha önce söylemiştim. Antalya'da çok gezme şansım olmadı, yalnızca arkadaşlarımla Kaleiçi'ndeki bazı mekanlara gittik ve Antalya merkezi gezdim ve Side Antik Kentini de ziyaret ettim (plajlar olmazsa olmaz :) ). Zaman da çok çabuk geçince kendimi Kuşadası'nda buldum. Kuşadası İzmir'in Selçuk ilçesine yakın olduğu için Efes Antik Kentini yıllar sonra yeniden ziyaret ettim. Bu arada gitmek isteyenler için belirteyim, Kuşadası'ndan Selçuk ilçesine minibüsler var ve buradan da Antik Kente fayton veya taksi ile gitmeniz gerekiyor (özel aracınız yok ise). Efes'a giriş ücreti 30 TL ancak müze kartınız varsa ücretsiz girebiliyorsunuz. Girdikten sonra ilk sırada sizi büyük tiyatro karşılıyor. Tiyatronun sağındaki August Kapısından devam ettiğinizde Celcus kütüphanesi ve yamaç evlerine doğru gidiyorsunuz. Hala bazı yerlerde kazılar devam ediyor (Avustralyalı bir ekip kazı yapıyor) ve bazı bölümler de oldukça bakımsız. Bu kadar muhteşem bir kentin günün birinde hak ettiği değeri bulacağını düşünüyorum. İlk yapılan tapınaklardan birisi olan Artemis Tapınağı'ndan geriye kalanları zaten biliyorsunuz söylemeye gerek yok. Milattan önce 6. yüzyıldan itibaren yapılaşan kentin hala nefes kesici olduğunu da belirtmem gerekir elbette :). Aracınız var ise, yakınlardaki Selçuk Kalesi, Yedi Uyuyanlar Mağarası (Ashab-ı Kehf) ve Meryem Ana'nın evini de gezebilirsiniz.


Antikçağın altın kenti, Roma'nın Küçük Asya eyaletinin başkenti, erken Hristiyanlık döneminin en önemli dini merkezi Ephesos, dünyanın en etkileyici antik kentlerinden. 24 bin kişilik tiyatrosu, agorası, mermer ve liman caddeleriyle kalıntıları yaklaşık sekiz km karelik bir alana yayılıyor. Bülbül Dağının tepesinden kentin önemli bir bölümünü görmek mümkün.

-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-

The golden city of antiquity, the capital of Roman province of Asia Minor, the most important religious centre of Early Christianity, Ephesus is among the world's most impressive ancient cities. It covers an area of roughly 8 square kilometres, which includes a theatre with capacity to hold 24,000 people, an agora, and the remains of its marble and port avenues. Most of the city can be viewed from the top of Bülbül Mountain.



31 Temmuz 2014 Perşembe

Antalya Arkeoloji Müzesi

Bu hafta Antalya'dayım. Hem aile ziyareti olması sebebiyle hem de tatil amaçlı olarak iki haftalık tatilimin ilk haftasını (3 - 10 Ağustosta Kuşadası'nda olacağım) Antalya'da değerlendirmeye karar verdim. Çocukluğum ve ilk gençliğim Antalya'da geçtiği için, pek çok yerini görmüştüm. Ancak aradan uzun yıllar geçtiğini fark ettiğim için tekrar gezme isteği belirdi içimde. Bir haftada pek çok yer gezemeyebilirim ancak önümde daha bol bol vakit olacak bu planı gerçekleştirmek için. Bugün Arkeoloji müzesine gittim (en son 10 yaşındayken gitmiştim). Anımsadığımdan küçükmüş - zira biz büyüdük ve değişti dünya :). 1985'te ziyarete açılan ve on dört sergi salonu bulunan müzeyi katalog ile gezmek kolay oluyor. Sergiler de kronolojik olarak sıralanmış, ilk çağlardan başlıyor ve antik Roma ile devam ediyor, sikkeler ayrı bir salonda ve devamında Türkmen çadırları ve eşyaları bulunuyor. Salonların adları da ilginç: Tanrılar Salonu, İmparatorlar Salonu, mozaik Salonu, Lahitler Salonu, Ölü Kültü Salonu, Etnografya Salonu vb. Müzey,i ziyaret etmek isterseniz, Konyaaltı Caddesi 88 numarada, oldukça kolay bir yerde. Konyaaltı Caddesinden geçen her toplu taşıma aracı ile rahatlıkta gidebilirsiniz. Müzenin girişi 20 TL ancak müze kart geçerli bilginize sunarım :). İyi eğlenceler!










29 Temmuz 2014 Salı

"Çizginin Zerafeti" Sergi

 
Bu hafta Beyoğlu Belediyesi Sanat Galerisinde Bilal Akkaya'nın "Hat Sanatı" ile yapılmış eserlerinden oluşan bir sergiyi gezme fırsatım oldu. aslında amacım Tünel'de resim sergisi gezmekti ancak bu hafta resim sergisi mevcut olmadığından, diğer alternatife geçiş yaptım. Sergide hat sanatı ile yapılmış desenler/şekiller öyle zarifti ki, "Çizginin Zerafeti  çok özgün olmasa da, sergiyi en iyi özetleyen isim olmuş kanaatimce. Sergideki İslam ve Arap sanatı motifleri de dikkat çekiciydi ki, bu konuda tanıtımda şu ifadelere yer verilmiş: "Geleneksel İslam sanatları arasında yer alan hat sanatını günümüz bakış açısıyla yorumlayarak geçmişle bugün arasında bir bağ oluşturmak isteyen Bilal Akkaya eserlerinde klasik Arap alfabesini çağdaş bir bakış açısı ile ele alıyor". Sergiyi 9 Ağustosa kadar gezebilirsiniz, çizgilerdeki zerafeti görmenizi tavsiye ederim. İyi eğlenceler!








21 Temmuz 2014 Pazartesi

Ayvalık Dalış/Gezi Yazısı


Ayvalık'a aslında dalış amacıyla gittik ancak aynı zamanda biraz fırsat bulup Cunda'yı ve çarşısını da gezebildik. Bu gezi de bir karar aldım, bir sonraki Ayvalık'a gidişim tamamen gezip görme amaçlı olacak (umarım). Çünkü dalış gezilerinde çok az yeri gezebiliyoruz, dolayısıyla bu gezide de yalnızca Cunda Adasını ve Ayvalık çarşıyı görebildik (ama dalışlarımız harikaydı). Cuma akşamından yola çıktıktan sonra gece Balıkesir-Susurluk'ta meşhur Salçalı tost ve ayranı içtikten sonra sabah Ayvalık'taydık ve birkaç saat uyuduktan sonra Marina'da bekleyen dalış yapacağımız tekneye gittik (Kuzey Mavi Dalış merkezi teknesi ile dalış yaptık ve deneme ve turist dalışı da yapıldığından, profesyonel olmanıza gerek yok, katılmak isterseniz gelebilirsiniz). Sabah ve öğleden sonra olmak üzere açıklardaki bir Yunan adasında ("Meline Adası") iki dalıştan sonra Ayvalık'a geri döndük ve birkaç saat dinlenip hazırlandıktan sonra Cunda Adası'na akşam yemeği için gittik.

Cunda Adası Ayvalık'a araçla yaklaşık 25 dakika uzaklıkta. Duyduğumuz kadarıyla balıkçıları çok ünlü ve Papalina adı verilen minik lezzetli balıklarını de yemeden olmazmış! Zaten en çok methedilen yer Papalina Restorandı ancak kötü haber: Yer yoktu :).
Kafanıza göre gitmeyin arkadaşlar, mutlaka rezervasyon yapın! Bu nedenle biz de Cunda Sahil Restorana gittik ve söylemek gerekirse memnun kaldık. Mezeleri çok lezzetliydi (özellikle Cunda'da kabakçiçeği dolmasını ve tereyağlı karidesi deneyin derim!) Ertesi gün dalış yapacağımız için içemedik ama tatil amaçlı giden arkadaşlar çok eğlendiler :). Ertesi gün aynı şekilde sabah 9'da teknede buluştuk ve ikinci grup dalışları İlyosta (Güneş) Adası'nda yaptık. Artık alıştığım ve biraz daha rahatladığım için olsa gerek, ikinci grup dalışlardan oldukça zevk aldım.

Pazar akşam (20:00'de) İstanbul'a doğru yola çıktık. Bu arada Ayvalık'ın tam çıkışında "Karadut reçeli - şurubu - pekmezi" satan bir stand var arkadaşlar. Ağzının tadını bilen sevgili dalış hocamız Karadut şerbetinin tadına bakmamız için burada durdu ve buz gibi şerbetin o sıcakta mayhoş tadıyla beni benden aldığını söylemeliyim. Mutlaka denemelisiniz. Yola devam ettiğimizde, maalesef tam olarak nerede olduğunu söyleyemeyeceğim bir noktada (Sanırım Balıkesir çıkışında bir yerdeydi, çok yorgun ve uykuluydum dikkat edememişim) sac tava yapan bir yer keşfetmiş hocamız. Burada bol acılı bir sac tava keyfinden sonra yolumuza devam ettik ve gece 02:30 gibi İstanbul'a geldik. Ertesi gün biraz uykusuz kalacak olsanız da, böyle bir tecrübeyi mutlaka yaşayın derim! En azından dalgıç olarak profesyonel dalış yapmasanız da turist dalışı da denilen deneme dalışını tecrübe edebilirsiniz. Bu şekilde bu aktiviteyi sevip sevemeyeceğinizi de anlamış olursunuz.

8 Temmuz 2014 Salı

Sait Faik Abasıyanık Müzesi

Sait Faik Abasıyanık Müzesi Burgazada'da hayatının son dönemlerini geçirdiği köşkte Darüşşafaka Cemiyeti'nin katkılarıyla ziyarete açılmıştır. Sait Faik'in Darüşşafaka'da düzenlenen bir matine ziyareti sırasında burada ilgiye muhtaç çocuklardan çok etkilendiği ve annesi ile beraber vefatlarından sonra mal varlıklarından büyük bir çoğunluğunu bu cemiyete bağışladıkları bilinmektedir. Sait Faik'in annesi Makbule hanım, yazarımızın tüm telif haklarını ve müze yapılması koşuluyla Burgazada'daki köşkü cemiyete bağışladığı belirtilmekte ve cemiyetin de bu konuda gerekli özeni gösterdiği görülmektedir. Sait Faik'in yaşamış köşk tabiri caizse cennet gibi, yemyeşil bahçesi, sakin ortamıyla insanı dinlendiren bir huzura sahip. Müzenin içinde yaşarken kullandığı eşyalar, yazı masası, mektupları ve fotoğrafları sergilenmektedir. Ben birkaç fotoğraf çektim ancak fırsatınız olursa mutlaka siz de ziyaret edin ve hatta bir öykü kitabını da alın :) İyi eğlenceler!


"Söz vermiştim kendime: Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da, bir hırstan başka neydi ki? Burada namuslu insanlar arasında sakin, ölümü bekleyecektim; hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kağıt aldım. Oturdum. Ada'nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım."