27 Mart 2018 Salı

Edirne Gezi Yazısı

Dört gün önce yani 23 Martta Edirne'ye gittim ve sanırım yılın en soğuk gününe denk geldim :). Neyse bu sanırım benim talihsizliğim. Aslında iş için gittim ancak gitmişken gezimi hafta sonuna uzatarak şehri gezmek amaçlı bir iki gün daha kaldım. Yıllar önce (anımsadığım kadarı ile 9 yıl önce) Edirne'ye gezmek için gelmiştim, o zaman da çok beğendiğimi anımsıyorum. Yine de hangi eser nerede, şehir merkezine uzaklığı nedir hepsini yeniden öğrendim. Edirne İstanbul'a eğer Esenler Otogarı'ndan giderseniz yaklaşık 3 saat uzaklıkta, ben otobüsle gitmeyi tercih ettim (Nilüfer Turizm ile). Siz kendi aracınızla gitmeyi de tercih edebilirsiniz tabi. Cuma günü işlerimi hallettikten sonra otelime geçtim. Ben www.hotels.com üzerinden Edirne merkezde bulunan Taşhan Oteli ayarladım. Ben kendi adına oteli çok beğendim, eski bir taş binada (iç tarafı bahçeli) ve kervansaray gibi kubbeli odaları ile otantik bir havası vardı. Bu nedenle Edirne'ye gitmek isteyenlere bütçelerine de uygunsa bu oteli tavsiye ederim.


Sabah ilk işim otelime de çok yakın olduğu için Mimar Sinan'ın ustalık eseri Selimiye Cami'sine gitmek oldu. Selimiye gerçekten muhteşem bir yapı, kartal yuvası gibi şehir merkezinde bir yeraltı çarşısının üzerinde yükseliyor. Selimiye'nin altında Selimiye Arastası bulunuyor. İstanbul'daki Kapalı Çarşı gibi pasajlar şeklinde tarihi bir çarşı burası. Çarşının hemen üzerinde Selimiye Cami'si konumlandırılmış. Selimiye ibaret zamanları dışında zaten ziyarete açık. İçeride insanları rahatsız etmemek kaydıyla dilediğiniz kadar kalabiliyorsunuz. Çıkışta Selimiye Cami'sini bir turlayın derim, her bir cephesi diğerinden daha güzel bir yapı. Selimiye'nin hemen yanında Selimiye Vakıf Müzesi bulunuyor, ziyaret etmek isteyenler için.

Selimiye Cami'sinden çıkınca Eski Cami adındaki camiye gittim (sağda iç mekanının fotoğrafı) sanırım Edirne'de taş yokken bu cami inşa edilmiş :). Eski Cami 15.yy'da yapılmış ve dokuz kubbeli olduğu söyleniyor. Buradan çıkınca yine yürüme mesafesinde olan Üç Şerefeli Cami'ye gittim (solda). Bu camide 15. yy'da inşa edilmiş ve sadece üç minaresi var. Üç minaresinin de dış dekorları birbirinden farklı. Bu caminin de bir iç bahçesi vardı ve iç bahçesi külliyeler gibi oymalı kemerler ve pencerelerden oluşuyordu. Benim aklıma takılan tek konu, neden bu kadar yakın mesafede üç cami olduğuydu sadece.

Buradan çıkınca Edirne'nin en işlek caddesi olan Saraçlar Caddesi'nden (sağda) yürüyerek önce Tunca Nehri'ne oradan da Meriç Nehri'ne gittim. Aşağı yukarı 2 km'lik bir mesafe sürüyor (ben biraz yanılmış da olabilirim ancak çok yürümüyorsunuz). Hem Tunca'nın hem de Meriç Nehri'nin üzerine birbirine çok benzeyen iki köprü var: Fatih ve Meriç Köprüsü. Bu kemerli köprülerin üzerinde tam ortada soldaki gibi çardağa benzeyen bir yapı var. Sanki nehrin izlenmesi için inşa edilmiş gibi ama bu yapının asıl amacını bilmiyorum tabi. Mart ayında Edirne'de henüz doğa canlanmadığı için hem Meriç Nehri'nin rengi gri gibiydi hem de etrafındaki ağaçlar vb. henüz yeşillenmemişti. Bu nedenle buradan daha önce aldığım zevki alamadım, mutlaka güzel bir havada gidin ve kıyısında bir çay için derim ben.

Meriç Köprüsü'nden geçince yine birkaç kilometre sonra (otobüse de binebilirsiniz) Karaağaç Tren Garı'na ulaşıyorsunuz. Burası Yunanistan sınırına çok yakın eski ve bir garip tren istasyonu. İnsanda uyandırdığı hissiyat gerçekten çok garip, Yunan topraklarında kaldığı için rayların sökülüp yalnızca sembolik bir kısmının bırakılmış olması, Cumhuriyet Dönemine ait sembolik ve nostaljik trenin (solda) bırakılmış olması insanda hüzün uyandırıyor. Buradaki bina şu anda Trakya Üniversitesi'nin Güzel Sanatlar Fakültesi olarak kullanılıyor, bu nedenle gar bahçesinde bir resim müzesi de bulunuyor. Resim sanatını çok sevdiğim için burayı gezerken özellikle zevk aldım. Hemen çıkışında da garın bir ucunda Lozan Anıtı bir ucunda da Milli Mücadele ve Lozan Müzesi bulunuyor. Gardan çıktığınızda bir sokakta minik ve çok güzel kafeler var, burada da biraz dinlenip salçalı tost yemek yiyebilirsiniz.


Edirne'de ne yenir? Zaten Edirne'nin kendine özgü en önemli lezzeti tava ciğer. Bana tavsiye edilen yer Ciğerci Niyazi Ustaydı, ben de ciğeri burada denedim. Çok beğendim, zaten ciğer de seven biriyim. Edirne'nin bir tatlıları çok meşhur: Peynir tatlısı, badem ezmesi, Kavala kurabiyesi ve Balkan tatlısı triliçe. Aslında tatlıyla pek aram yoktur ancak bu tatların hepsini denedim, hepsi birbirinden güzel, tavsiye ederim. Keçecizade'den bir paket de badem ezmesi aldım İstanbul'a dönerken, kahvenin yanında bir parça ağzınızı tatlandırmak isteyenlere birebir. Fiyatlar zaten uygun, sürpriz olmayacağı için ayrıca belirtmeye gerek duymuyorum.

Edirne'de diğer gezilecek yerler & tavsiyeler:


1. Tavsiye edilen ya da gezi bloglarında yazılan yerlerdi ancak benim bir kısmını görmeye fırsatım olmadı. Zaten şehir merkezindeki arastaları, bedesten ve diğer tarihi binaları görüyor olacaksınız (Mimar Sinan tarafından yapılan Rüstempaşa Kervansarayı gibi). Yürüme mesafesinde bulunan diğer yerler: Edirne Sağlık Müzesi (II. Bayezid Külliyesi), Edirne Arkeoloji ve Etnografya Müzesi, Alipaşa Çarşısı, Büyük Sinagog,  Saat Kulesi, Sokullu Mehmet Paşa Hamamı, Sarayiçi Kırkpınar bölgesi ve Av Köşkü gibi.

2. Ben Niyazi Usta'yı yazdım ancak eminim pek çok ciğercinin ciğeri başarılıdır, siz çarşıdaki dilediğiniz yere gidin.

3. Dönerken badem ezmesi almayı unutmayın.

4. Yazıda belirttiğim gibi mutlaka güzel bir havada gidin, hem Meriç Nehri kıyıları, Tavuk Ormanı, Av köşkü gibi yerlerin seyir zevki daha harika olur hem de benim gibi gezerken donma tehlikesi atlatmazsınız :).

5. Nilüfer Turizmi kullanmanızı tavsiye derim zira diğer otobüs şirketleri ilçelerin otogarlarında durduğu için Edirne merkeze 1 saat daha geç varıyormuş, neden fazladan bir saat kaybedesiniz ki?

Edirne Osmanlı Devletine de bir dönem başkentlik yapmış, çok güzel bir şehir, mutlaka zamanınız & bütçeniz varsa gidin görün. Hatta birkaç gün kalın ve Gazi Baba Meyhanesi'nde bir Tekidağ Gold rakısı için. Türkiye'de de gezilecek ve görülecek çok güzel şehirler var, keşke daha çok vaktimiz olsa da gezip görebilsek. Şimdiden iyi eğlenceler!

24 Şubat 2018 Cumartesi

Roma - Vatikan Gezi Yazısı

Roma uzun zamandır planladığımız bir geziydi (aslında uzun zamandır planladığımız gezi Mısır piramitleriydi ancak Mısır ile yaşanan politik kriz neticesinde yaşanan vize sorunu nedeniyle ertelemek zorunda kaldık maalesef). Yine de en az Mısır kadar kadim bir şehir olan Roma'ya bir gezi gerçekleştirdiğimiz için mutluyum. Bu arada, Roma'ya kadar gitmişken Pisa, Napoli ve Floransa'ya da gittik ancak çok uzun bir yazı olmaması için bu yerler hakkındaki yorumlarını ayrı bir yazıya sakladım. Bu yazımda yalnızca Roma'dan ve Vatikan'dan söz edeceğim. Roma hakkında zaten ne desek az, gidip de beğenmeyen, hoş vakit geçirmeyen yoktur diye tahmin ediyorum. Bir adı da "caput mundi" yani Türkçe meali ile dünyanın başkenti olan Roma çok kadim ve güzel bir imparatorluk şehri. Nereye gitseniz mutlaka görülecek antik yapılar, sokaklar, evler, heykeller var ve dolayısıyla bir haftada bitirmek mümkün değil. Ancak biraz hızlı davranabilirseniz beş gün gibi bir süreçte görülmesi en çok tavsiye edilen yerleri görerek genel bir fikir edinmeniz de mümkün. Roma'nın en büyük avantajı belirli bir alanın çevresine yapılaşması, bu nedenle toplu taşımadan ziyade yürüyerek pek çok yeri gezebilirsiniz. Şimdi gezimizde en başından itibaren neler yaptığımızdan konuşalım.

Sabah uçaktan Fiumicino Havaalanına indiğimizde ilk iş olarak bizdeki havataş tarzındaki otobüslerle Roma Termini'ye gittik (bilet kişi başı 6 Euro). Kalacağımız otel Roma Termini'ye çok yakın olduğu için önce otele yerleştik (Hotel Embassy) ve daha sonra elimizde harita ile yola çıktık ve Villa Borghese ile gezimize başladık ve burada bulunan Galleria Borghese'yi gezik. Ardından Piazza del Popolo (solda) ve bu meydanın devamında yer alan eski alışveriş caddesi Via del Corso'ya (sağda) geçtik. Bu caddenin sonu Piazza di Spagna (İspanyol Merdivenleri) denilen alana doğru gitmekte ki zaten turistik bir yer olduğu için biz gittiğimizde çok kalabalıktı. Bu sofistike meydanın çevresinde yer alan ve çok tavsiye edilen bazı mekanları da denedik: Partificia Querra (makarda) ve Pompi (tramisu). İspanyol Merdivenlerinde biraz zaman geçirdikten sonra geldiğimiz rotayı takip etmek suretiyle yürüyerek otelimize geri döndük.

Ertesi gün sabah erkenden kalkarak metroya bindik ve Vatikan'a gittik (Musei Vaticani durağı). Metrodan çıkınca aşağı yukarı on dakikalık bir yürüme sonrasında Vatikan'ın dev surlarına varıyorsunuz. Ne kadar erken giderseniz gidin burada en azından 500 metrelik bir insan kuyruğu göreceğinize bahse girerim. Eğer internetten "skip the line" bilet almadıysanız mecbur bu sıraya gireceksiniz :). Merak etmeyin hızlı ilerliyor, aşağı yukarı 40 dakikada Vatikan'ın içindesiniz. Vatikan'ın girişi 17 Euro, ancak içeride ayrıca bir San Pietro Bazilikası girişi mevcut, bu da 10 Euro (bu arada bazilikanın önündeki meydana giriş ücretsiz, yalnızca bazilikanın kendisi 10 Euro).

Vatikan Müzeleri muhteşem bir yer, içinde yer alan 7 km'lik galerilerde (soldaki gibi) dünyanın en zengin sanat koleksiyonları yer alıyor. Raffaello'nun muhteşem eserlerinin bulunduğu Raffaello Odaları, Michelangelo'nun süslemelerini yaptığı Cappella Sistina (sağda), Leonardo da Vinci'nin Raffaello'nun, Bellini'nin resimlerinin yer aldığı Pinacoteca Vaticana (Resim Galerileri) hep burada bulunuyor. Buradan San Pietro Bazilikası ve bazilikanın hemen önünde yer alan Bernini'nin tasarladığı Piazza San Pietro'ya geçiş yapabilirsiniz. Vatikan aşağı yukarı yarım gününüzü alıyor arkadaşlar, ayrıca içeriden yiyecek-içecek satın alacağınız alanlar da kısıtlı olduğundan çantanızda su veya basit atıştırmalık yiyecekler bulundurmanızda fayda var.

Vatikan'dan çıkında yakınlarda yer alan Tiber Nehri'ne doğru yürüdük. Açıkçası Tiber Nehri'nin Avrupa'nın diğer başkentlerinde yer alan nehirlerle görsel anlamda hiç ilgisi yok, pek güzel değil. Ancak nehrin en güzel köprüsü olan Ponte Sant'Angelo üzerinden geçerek Antik Roma'nın bir parçası olan ve Cem Sultan'ın da esir tutulduğu Castel Sant'Angelo'ya (sağda) gidebilirsiniz. Biz kalenin içine girmedik ancak giriş ücretli, kendi değerlendirmenizi yaparsınız. Buradan çıkınca çok tavsiye edilen Navona Meydanı'na çok yakın olan Cul de Sac adı verilen restorana gittik. Buranın önemi dana kuyruğu yemeği ve lezzetli ravioli'ler (mantı) yapması. Ayrıca alkol kullanıyorsanız ünlü İtalyan şaraplarından da bir sürahi alabilirsiniz (iki kişi menü aşağı yukarı 50 Euro).

Cul de Sac'dan çıkınca önce Piazza Navona'ya gittik, meydanın tam ortasında yazının başında fotoğrafı bulunan Bernini'nin dört kıtanın büyük nehirlerini simgeleyen Fontana dei Quattro Fiumi (Dört nehir çeşmesi) yer alıyor. Buradan ilerleyince yakınlarda tanrılar tapınağı MS 125 yılında yapılan Pantheon (solda) bulunuyor, akşam 18:00'e kadar ziyarete açık ve giriş ücretsiz. Pantheon'un ne kadar büyük olduğunu içine girip de süslü kubbesine (sağda) bakınca anlıyorsunuz. Herhangi bir destek olmaksızın ayakta duran  muhteşem kubbenin ortasında oculus adı verilen ve mahzeni aydınlatan bir delik bulunuyor. Bu arada Raffaello ve Baldassare'nin mezarları buradadır. Buradan çıkınca yine geldiğimiz rotayı geri izleyerek devasa Santa Maria Maggiore Bazilikası'nın da önünden geçerek otelimize döndük.

Ertesi gün sabah erkenden bir önceki gece aydınlatmalarıyla gördüğümüz Fontana di Trevi  (Trevi Çeşmesi)'ne (solda) gittik. Burada biraz zaman geçirdikten sonra Antik Roma'ya doğru yola çıktık. Burada ilk durağımız Colosseum oldu. Roma'ya gitmeden önce internet üzerinden biletleri aldığımız için gişede hem sıra beklemedik hem de daha uyguna geldi (kişi başı 14 Euro). Colosseum'un eski ihtişamlı günlerinden eser kalmamış ancak içi hala etkileyici tabi (sağda görüntüsü var). Buradan çıkınca biletimiz kapsamında olduğu için vakit geçirmeden Antik Roma Forumu'na gittik.


Eski imparatorluğun kalbi Roma Forumu (solda) çok büyük bir yaşam alanı, ilk senato binası da burada. Ama maalesef neredeyse hiçbir şey kalmamış, çünkü güzel olan parçalar da (mermer, heykel, sütun) sökülerek Vatikan'a götürülmüş. Yine de eski Roma'nın nasıl bir alanda varlık gösterdiğini görmek güzeldi. Roma Forumu'nun tamamını gezecek vaktimiz olmadığı için erken çıktık ve Piazza Valentine  ve sonrasınsa Saint Valentine'nin kafatasının (sağda) bulunduğu Santa Maria in Cosmedin Bazilikası'na gittik. Aslında bu bazilikayı rotamıza eklemezdik ancak Valentine Day haftası olduğu için gitmeyi uygun bulduk. Buradan çıkınca güzel bir margharita pizzanın ardından ünlü alışveriş caddesi Via del Corso'ya tekrar geldik ve Roma dondurması alarak bütçemiz ölçüsünde alışverişler yaptık (limoncello vb.).

Sonraki iki günü Roma'da geçirmedik, önceden aldığımız tren biletleriyle Pisa, Floransa ve Napoli'ye geçtik. Bu deneyimlerimden ayrı bir yazıda bahsedeceğim. Bu nedenle doğrudan Roma'daki son günümüze geçelim. Roma'ya gitmek isteyenler birbirinden farklı rotalar çizebilirler, "Bernini Eserleri Rotası", "Melekler ve Şeytanlar Rotası" ya da tamamen Roma haritası üzerinden mesafelerine göre rotalar. Biz de Roma'da Melekler ve Şeytanlar Rotasını izledik. Earth (toprak) simgesi Santa Maria Del Popolo Bazilikası (sağda), air (hava) simgesinin bulunduğu meydan San Pietro Meydanı, fire (ateş) simgesi Santa Maria Della Vittoria kilisesi (solda) ve water (su) simgesi Navona Meydanı'ndaki Dört Nehir Çeşmesi yanında bulunan Santa Agnes Kilisesi'ni sırasıyla gezdik. Güzel bir rotaydı, çok tavsiye ederim.

1. RomaPass alarak bazı avantajlar/indirimler sağlayabilirsiniz ancak biz genelde yürüyerek gezdiğimiz ve biletleri önceden internetten aldığımız için RomaPass'a ihtiyaç duymadık.

2. Metroya birkaç kez bindik, biletler yalnızca 1.5 Euro.

3. Ücretsiz edindiğiniz haritalar size çok yardımcı oluyor zaten ayrıca para verip almanıza gerek yok. Ayrıca hediyelik eşya satan yerlerde de birkaç euroya uygun fiyatlı hediyelikler bulabilirsiniz.

4. Hava sıcaklığı aşağı yukarı Türkiye gibi, Türkiye'de en sevdiğiniz mevsimde gidebilirsiniz.

5. Zaten tavsiye etmeme gerek yok, giderseniz mutlaka pizza çeşitlerini & makarna çeşitlerini denersiniz :). Zevkinize göre alın ancak risotto, ravioli, parmesan peyniri, tramisu, castelli romani şaraplarını denemenizi tavsiye ederim.

Sanat tarihine ilgi duyanlar için Roma olağanüstü bir yer, Rönesans ressamları, eski mimari eserler, heykel sanatçıları, Bernini eserleri bile size fazla sanat yüklemesi (overload) yapabilir. Tabi herkes kültür & sanat turu yapacak diye bir şey yok, Roma her türlü talebe hitap eden bir şehir olduğu için güzel vakit geçireceğinizi garanti ederim.

Her yazımın sonunda belirttiğim gibi, eğer sırtınıza çanta alıp da otostop yapanlardan değilseniz, bu tür geziler biraz maddiyat gerektiriyor. Ben de elimden geldiğinde minimumda tutarak size gereken tutarları aşağı yukarı belirttim. Bu nedenle tek diyebileceğim, umarım bir gün her anlamda fırsatınız olur ve bu güzel şehri görürsünüz. Bütün yollar Roma'ya çıkar arkadaşlar, iyi eğlenceler :)

10 Şubat 2018 Cumartesi

İz Resim Sergisi

Bu sergiden resim kursundan bir arkadaşım bahsetti, serginin yapıldığı yer olan F Sanat Galerisi, Nişantaşı'nda bana yakın bir lokasyon olduğu için, serginin açılış günü olan  7 Şubatta sergiyi ziyaret ettim. Bu vesileyle fark ettiğim bir şey var, serginin açılış günlerinde -özellikle Nişantaşı'ndaki gibi küçük galeriler söz konusuysa- sergiye gitmemek gerekiyor. Zira öncelikle içerisi çok havasızdı ve sürekli eserlerle resim çektirmek isteyenlerden dolayı çok verimli bir ziyaret de yapamadım. Ayrıca sergi kataloğu da yoktu, ya da çok az basılmıştı o nedenle bitti, bilemiyorum. Elimde bir katalog olmadığı için de size ressam İhsan Şurdum hakkında veya eserler hakkında detaylı bilgi de veremiyorum. Ama serginin güzel bir tarafı var, İyilik İçin Sanat Derneği desteği ile açıldığı için, sergiden elde edilen gelirin bir bölümü de derneğe bağışlanacak. Sergi 24 Şubata kadar açık olacak, ziyaret etmek isteyenlere şimdiden iyi eğlenceler! Bu arada F Sanat Galerisi, Nişantaşı, Valikonağı Caddesi, 38 numarada.

4 Şubat 2018 Pazar

Gökhan Anlağan Resim Sergisi


Uzun zamandır resim kursundan çıktığımda Tünel Sanat Galerisi'ne giderek bir resim sergisi var mı kontrol ediyordum ancak maalesef karşılaşamıyordum. Neden yeni dönemde hiç resim sergisi açılmadı bilemiyorum. Bu hafta sonu Gökhan Anlağan sergisini görünce mutlu oldum :). Gökhan Anlağan aynı zamanda Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde akademisyen olarak da görev almış bir ressam, ama maalesef 2004 yılında vefat etmiş. Vefat eden ressamların resim sergilerini gezmek bana ayrı bir hüzün vermiştir hep, her ne kadar ressamın resimleri capcanlı renklerle yapılmış olsa da. Gökhan Anlağan'ın resimlerini çok beğendim, hepsi dışarıya canlı renklerin arkasından enerji & mutluluk aşılıyor gibiydi. Ek bilgi olarak, sanatçının yapıtları Bakanlık kararı ile resmi ve özel koleksiyonlar arasına alınmış. Sergiyi gezmek isterseniz, 16 Şubata kadar Tünel Sanat Galerisi'nde olacak. İyi eğlenceler!

31 Ocak 2018 Çarşamba

Dün Gece Seyrim İçinde


Uzun zamandır kendimi/hayatımı sorguluyorum, buna bazı kaynaklarda yirmi sekiz yaş sendromu da denildiğini öğrendim. Bir an için mantıklı geldi, muhtemelen böyle bir dönemden geçiyorum. Bir yönüyle çok mutlu olduğum şeyler yeri geliyor inanılmaz anlamsız geliyor. Kendime ara ara ne yaptığımı soruyorum, hepinize bu duyguların tanıdık geldiğine eminim. Bir süredir geçmiş tercihlerimi de sorguluyorum: Stajyer avukatken diğer işi kabul etseydim şu an nerede olurdum? Emlakçının ilk gösterdiği evi tutsaydım? Bir önceki işimi hiç değiştirmeseydim? Sosyal hayatımda farklı insanlara şans verseydim? Daha da geriye gidiyorum, üniversitede ekonomi okusaydım? Bu düşünceler eskiden beni hiç meşgul etmiyordu, şimdi neden ediyor, inanın anlamlandıramıyorum. Çok da uzatmak da istemiyorum, belki de minik bir terapiye ihtiyacım vardır. Seviyorum sizi! 

28 Ocak 2018 Pazar

Canan: Kaf Dağının Ardında


Resim kursumuz yeni baro binasının yapılması nedeniyle farklı bir lokasyona taşındı. Bu nedenle bu hafta resim çalışması yapamadık. Ancak Beyoğlu'na geldiğimiz için kurstan arkadaşlarla Arter'deki Canan: Kaf Dağının Ardında sergisine katıldık. Sergi Eylül 2017 tarihinde başlamış ancak yakın zamanda (18 Şubat 2018) sona ereceği için ziyaret etmek isteyenlerin acele etmesinde fayda var. Serginin adından da anlayacağınız üzere, sergide sıklıkla Fars efsanelerinden & masallarımdan esinlenilmiş. Bu nedenle fantastik yaratıklar ve mistik semboller bol bol kullanıldığı için ben zevk alarak vakit geçirdim. Örnek vermek gerekirse, solda resmi göreceğiniz "Hayvanlar Alemi" eserinde Anka Kuşu da diğer hayvanlar arasında yerini almıştı. Ya da Fars mitolojisine dayanan  "Kuş Kadın" eseri ve "Şahmeran" da eserler arsında yerini almıştı. "Araf", "Cennet" ve Dışarıda Çok Kötülük Var" da sevdiğim eserler arasındaydı. Sergiyi gezerseniz ne demek istediğimi anlayacaksınız zaten. Giriş ücretsiz ve kimliğinizi ödünç vermek suretiyle sesli rehberinizi de kapıda alabilirsiniz. Sizin için birkaç fotoğraf çektim, herkese şimdiden iyi eğlenceler!


21 Ocak 2018 Pazar

Diş Tedavisi (Ortodonti + Estetik Dolgu)


Belki bahsetmişimdir ama ben geçtiğimiz yıl Ekim ayında geçen ay sona eren ortodonti tedavisine başladım. Aslında tedaviye başlama nedenim üst - ön dişlerimin aralıklı olmasıydı. Açıkçası dişlerimde dikkat çeken bir bozukluk yoktu, tamamen kendi isteğimle bu tedaviye başladım. Yalnızca ortodonti tedavisi dişlerin bir araya gelmesi için yeterliydi ancak benim dişlerimin bazılarında aşınma vardı ve bu nedenle yan yana getirildiğinde boyutları aynı olmadığı için hoş bir görüntü meydana getirmiyordu. Bu nedenle ortodonti tedavisi sonrası diş estetiği alanında uzman bir diş hekimine estetik dolgu yaptırdım. Tedavi sürecimi dişlerini yaptırmak isteyen veya süreçleri merak edenler için paylaşmak istiyorum. Resimler de kullanacağım bu nedenle eğer diş resimlerine bakamayanlardansanız şimdiden üzgün olduğumu belirtmek isterim :):

Bu benim dişlerimin ilk tel takıldığım günkü hali, geçek yıl Ekim ayında bu şekilde görünüyordu. Ağzımın yapısı müsait olduğu için yalnızca üst çeneye tel takıldı ancak bu durum genelde tercih edilen bir tedavi değilmiş (genelde her iki çeneye de takılıyor). Ortodonti tedavileri biraz pahalı tedaviler, bu nedenle fiyat & doktor adı buraya yazmayacağım ancak talep eden e-posta atabilir: gundelikpaylasimlar@gmail.com.

Zamanla dişlerimin aralarındaki boşluklar kapandı arkadaşlar. Yaklaşık üç ayda tamamen boşluklar kapanmıştı, ancak arkadaki bir dişim ters olduğu için onu düzeltme süreci ile birlikte tellerin takılı kaldığı süre 9 aya uzadı. Aslında ortodonti uzmanından talep etseydim, dişlerimi bu şekilde bırakarak telleri çıkarıp, dişlerimin arkasına sabitleyici tel olan "Retainer" adı verilen tutucu teli takacaktı ancak estetik dolgu işin içine girince, dişlerimin arasını tekrardan hafif açmak gerekti. Bu nedenle birkaç ay da bu açma süresi için bekleyince toplamda 12 ay telleri takmış oldum.

Bundan sonrası zamanla yarışmak gibi bir şeydi benim için. Zira: önce teller çıkacaktı - dişlerin yapısının bozulmaması için yaklaşık 1 hafta şeffaf plak takacaktım - bu süreçte ağzımın ölçüsü alınıp dolgu için mock-up (prova diş) çalışma yapılacaktı (solda çalışmayı görebilirsiniz) - sonrasında iki gün süre ile üst ön 6 dişime estetik dolgu yapılacaktı - akabinde cilalama - retainer takılması sonrası tedavi tamamlanacaktı. Estetik dolguyu başka bir diş hekimi yapacağı için her iki hekimin de uygun saatlerini ayarlamak ve iki gün yaklaşık 6 + 6 toplamda 12 saat sürecek dolgu süreci için de işten izin almak gerekecekti.

Bu aşamaların hepsini sırasıyla tamamladık, tabi bu dolgu için de her bir diş x 6 olarak hesaplanan dolgu ücreti, mock-up çalışma ve şeffaf plak ücreti olmak üzere toplamda hatırı sayılır bir para harcadım. Bu diş hekimi de çok iyi iş çıkardı, ücretler ve hekim hakkında bilgi için merak edenler e-posta gönderebilir. İlk dolgular yapıldığı gün (cilalama ve retainer öncesi) dişlerimin görüntüsü soldaki gibiydi.

Cilalama ve retainer teli takıldıktan sonra dişlerimin son hali soldaki gibi.  Cilalama koyu renkli yiyecek ve içeceklerin dişte renk bırakmaması için yapılıyor arkadaşlar, Retainer ise üst dişlerin eskisi gibi açılmaması için dişlerin arkasına sabitlemek amacı ile takılıyor.  Cilalama yapılsa da zamanla renk değişimleri yaşanabilirmiş. Bu nedenle yılda bir kez diş hekimine eski beyaz görüntüsü için cilalama yaptırılması tavsiye ediliyor. Bana da çok iş düşüyor tabi, temiz bir görüntü için dişlerin elektrikli diş fırçası ile düzenli olarak fırçalanması gerekiyor. Arkaya takılan retainer telinin zarar görmemesi için hiçbir yiyeceği ısırmamam gerekiyor. Estetik görüntü için pek çok şeyden feda ediyoruz (elmayı ısırarak yiyemiyorum mesela). Düzgün kullanılmadığı zaman dolguların da aşınması/kırılması (aynen normal dişte olduğu gibi) söz konusu olabiliyormuş ancak bu risklerin hepsini göze alarak tedaviye başlamak isteyenler için umarım ki açıklayıcı bir yazı olmuştur.

Herhangi bir şey sormak isterseniz çekinmeyiniz, iyi haftalar herkese, hayata gülümseyerek bakın!