GEZİ YAZISI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
GEZİ YAZISI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ocak 2018 Pazartesi

Yeni Yıl Planları

Her yıl rutin bir şekilde bir önceki yılın basit bir değerlendirmesini yaparak yeni yıla ilişkin gerçekleştirebileceğim bazı planlar oluşturuyorum biliyorsunuz. Daha önce de belirttiğim gibi hiç kimsenin (benim de sizin de) bu şekilde planlarınızı yazıya döküp uygulamaya koymaya ihtiyacınız yok, ancak yeni yılın ilk günlerinde, durup da geriye baktığınızda, neleri yapıp neleri yapmadığınızı daha net görüyorsunuz. Bu nedenle ben tavsiye ediyorum, oldukça motive edici oluyor. 2017 yılı için belirlediğim hedeflerimin büyük kısmını gerçekleştirmişim, bu güzel bir haber benim için :) 2017 yılında çok büyük değişikler yaşamadım ama benim için çok yorucu bir seneydi. Yüksek lisans derslerini geçtim, projemi de yazarak teslim ettim. Aynı zamanda diğer planlarımı da aksatmamaya çalıştım, bu nedenle biraz yoruldum. Ama kötü olaylar yaşamadım ve köklü kararlar da henüz almadım. Bu anlamda durağan geçti. Kayıtlarımıza bir bakalım neler yapmışız:

Kitap bloguma göre, bütün yıl boyunca 37 kitap okumuşum (birisi İngilizce), iyi bir tempo diye düşünüyorum, ayda yaklaşık 3 kitap okumuşum: http://mahrem-i-esrar.blogspot.com.tr/ 

- Sinema bloguma 30 kayıt girmişim, bu durumda ayda yaklaşık üç film izlemişim diyebilirim: http://sinemubi.blogspot.com.tr/ 

- Geçtiğimiz yıl daha önce detaylı şekilde görmediğim 5 yere gitmişim (Paris, Afyon, Bursa-Karaorman, Stockholm, Riga ve Helsinki), 2 kere yurt dışına çıkmışım. 1 yeni yemek öğrenmişim, 2 soğukçay tarifi öğrenmişim ve planladığım gibi 2 yağlı boya tablo bitirmişim. Bu arada planlamadığım olaylardan birisi de bira kiti alıp bira yapmaktı. İşte bu gerçek bir deneyim arkadaşlar. 

Genel açıdan baktığımda bir önceki yıla göre performansım biraz daha düşmüş, sanırım artık yoruluyorum. Yüksek lisans da sosyal hayatımı etkilemiş olabilir tabi ama güzel taraf yüksek lisansı bitirdim :). Bakalım 2018 için planladıklarımın ne kadarını yapabileceğim:

- Haftada bir kitap okuma fırsatım olsun. Bu yıl en azından 3 tane İngilizce kitap okumak istiyorum.

- Daha fazla film izleyip, tiyatro, resim sergisi, fotoğraf sergisi vb. gitmeliyim, her geçen yıl azalıyor. Ayrıca şu sevilen dizilere de başlayayım diyorum, oldukça uzun süredir hiç dizi izlemediğimi fark ettim. 
 
- Resim kursunu aksatmayacağım ve yine planım sene sonuna doğru en az iki adet tablo bitirmiş olmak!

- Bu yıl da en az 2 kere yurt dışına çıkmak istiyorum! Vaktim olursa, hem İstanbul'u hem de Türkiye'yi elimden geldiğince keşfetmeye devam edeceğim.
 
- Spor yine yıllık gündemimde değil ancak belki pilatese devam ederim. 

- Bu yıl barodaki komisyon çalışmalarına da devam edeceğim. Arabuluculuk sınavına girip iyi bir sonuç alıp arabulucu olmak istiyorum. Aynı zamanda iş güvenliği sertifikasını almak, mümkün mertebe sertifikalı eğitimlere katılmak, ilgimi çeken panellere zaman ayırmak ve iki adet makale yayınlamak istiyorum. Kariyerim konusundaki çalışmalara artık hız vereceğim. 

Geçen yıl ile aynı şekilde bitireceğim yazımı, planlarımı gerçekçi yaptığım için gerçekleştirebileceğimi düşünüyorum, yeter ki fırsatım ve sağlığım olsun. Ben çalışmalara başladım bile, siz ne alemdesiniz? Herkese mutlu yıllar dileğimle!

16 Temmuz 2017 Pazar

Stockholm - Helsinki Gezi Yazısı

Bu yaz uzun bir tatilim olduğu için biraz çıtayı yükselttik ve İsveç'e gitmeye karar verdik. Öncelikle bu yönde bir planı olanlar için belirtmek isterim: Stockholm'de her şey -ama her şey- çok pahalı, hatta söylentilere göre, Avrupa'nın Norveç ve İsviçre'den sonra gelen en pahalı ülkesi. Bu nedenle gitmeden önce güzel bir bütçe hesabı yapılmalı ve gezinize önemli bir miktar para ayırmalısınız (Para birimleri İsveç Kronu (SEK) ve 1 TRY = 2.5 SEK yaklaşık).  Aslında İsveç halkı nakit taşımayıp kart ile alışveriş yapmayı tercih ettiği için kredi kartı da kullanabilirsiniz ancak harcamalarınıza dikkat edin :). Şimdi gelelim daha güzel şeylere, Stockholm çok güzel bir şehir, adalar (14 ada) ve göllerden oluşuyor, yemyeşil ve serin. Bizim gibi yaz aylarında giderseniz (26 Haziran-5 Temmuz) Türkiye'nin bunaltıcı sıcağından sonra size çok iyi geleceğinden eminim (serin havayı sevenler için özellikle). Stockholm'de uzun kalacaksanız, cruise (gemi) turlarıyla Helsinki, Riga veya Tallinn'e geçebilirsiniz. Biz Helsinki ve Riga'ya gittik, dolayısıyla bu yazımda Helsinki'den de söz edeceğim ama Riga'yı çok beğendiğim için onu ayrı bir yazıda övmek istiyorum :). Düzenli not tutmadığım için gezip-görülecek yerleri kronolojik sırayla yazamıyorum bu kez, ama turistik noktalardan alacağınız haritalar ile kolaylıkla gezi planı yapabilirsiniz.

Bizim ilk durağımız tabi ki daha merkezi yerler oldu. Stortorget (yukarıdaki fotoğraf / old-town - Gamla Stan) zaten fotoğraflardan görmeye alıştığımız bir yer. Stockholm'un en güzel yerleri anlatılana göre Gustav III (1771-1792) zamanında yapılmış, kendisinden bahsetmeyi çok seviyorlar. Royal Swedish Opera (opera binası), Royal Dramatic Theatre (tiyatro) ve İsveç Akademisi onun döneminde yapılmış. İsveç Akademisi'nin bir özelliği var, Nobel Ödüllerini 1901'den bu yana onlar seçiyor. Nobel Müzesi zaten Gamla Stan'da, aynı gün müzeyi de ziyaret edebilirsiniz. Nobel Müzesinde 1901'den bu yana Nobel Ödülü alan kişilerin kronolojik hayat hikayeleri, eşyaları ve bilimle ilgili başka ilginç şeyler bulabilirsiniz (Giriş 120 Sek = 12 Euro).

Stockholm'de Nobel Müzesinden başka pek çok müze bulunuyor. Swedish History Museum (Tarih Müzesi) bunlardan birisi (Östermalm'da). Güzel haber, giriş ücretsiz (soldaki fotoğraf ilginizi çekecektir). Ayrıca bizim gittiğimiz tarihte "Meet the Vikings" organizasyonu olduğu için de oldukça eğlendik. Diğer bir müze -ki en önemlilerinden- Vasa Museum (Djurgarden'da). Burada 1628 yılında henüz ilk seferine çıkmışken batan Vasa Savaş Gemisi'nin denizden çıkarılıp orijinaline göre inşa edilmiş hali bulunuyor. Çok etkileyici bir müze, eğer Stockholm'de sadece bir müze gezecekseniz, o Vasa Müzesi olmalı (sağda müzeden bir fotoğraf bulunuyor, giriş 130 Sek = 13 Euro: http://www.vasamuseet.se/tr). Vasa Müzesi'nin hemen yakınında Nordic Museum bulunuyor (giriş 100 Sek = 10 Euro). Yine ABBA Museum da Djurgarden'da ama giriş ücreti biraz pahalı: 250 Sek = 25 Euro).

Stockholm'deki en güzel tecrübelerden birisi kesinlikle Skansen açık hava müzesi olacaktır (dünyanın en eski açık hava müzesi, açılış 1891). Skansen de Djurgarden'da ama en azından yarım gününüzü alacağı için diğer müzelerle aynı günde gitmeniz biraz zor olabilir. Skansen çok geniş bir alana yayılmış ve içinde eski İsveç evleri (ahşap kulübeler), atölyeler, yemek büfeleri ve İskandinav hayvanları (ren geyiği ile beraber vahşi hayvanların yaşadığı yaşam alanları var. Skansen'i Türkiye'deki hayvanat bahçeleri gibi düşünmemek lazım, hayvanların rahatı ve kendilerini evinde hissetmeleri için her şey yapılmış. Skansen'den en az elli fotoğraf çektim ama hepsini yayınlayamayacağım için burada bırakıyorum. Özellikle çocukların çok hoşuna gidebilecek bir yer, mutlaka ziyaret edin, giriş ücreti 180 Sek = 18 Euro: http://www.skansen.se/en/).


İsveç'e Haziran-Temmuz ayında giderseniz, batmayan güneşe de tanık olabilirsiniz :). Stockholm'de güneş gece 23:30 gibi batsa da buna da tam batmak denmez zira hava tam kararmıyor. Kaldı ki, tam batmayan güneş gece 02:00 gibi yeniden doğuyor. Solda gece 00:00 civarında Lappis Beach'ten çektiğim bir fotoğraf size fikir verecektir. Tabi yazın bize güzel gelecek olan bu olayın kışın tam tersine döndüğünü de belirtmek gerekiyor. Metal müziğin/gotik tarzın neden İskandinav ülkelerinde kült halinde geldiğini şimdi anlayabilirsiniz :). Sağda da Helsinki'ye giderken gemiden gece 23:00 civarında çektiğim Baltık Denizi'nde batmakta olan güneşi görebilirsiniz.

Stockholm'den cruise ile Helsinki'ye de geçtik. Biz en ünlü turlardan birisi olduğu için Viking Line'ı kullandık, oda fiyatları 170 Euro civarında (oda fiyatı ayırttığınız güne göre değişiyor: https://www.sales.vikingline.com/). Genellikle biniş zamanı Stockholm limanından 16:00 veya 17:00, Helsinki'ye iniş zamanı sabah 09:00 veya 10:00 oluyor. Eğer gidiş-dönüş aldıysanız, eşyalarınızı kamaradan çıkarmadan kenti gezebiliyorsunuz, sadece akşam dönüş vaktinden önce gemide olun yeter (17:00'den). Bu devasa transatlantik gemilerle yolculuğun ayrı eğlencesi de yok değil, gemide bar, restoranlar, duty free, eğlence merkezleri, açık büfe akşam yemeği (40 Euro kişi başı) ve manzaralı salonlar, çocuklar için oyun odaları ve sauna bulunuyor.

Helsinki güzel bir şehir olsa da çok cazibeli bir tarafı yok. Old-town, Senato binası (solda), sahildeki açık hava marketi, Helsinki Katedrali, Uspenski Katedrali ve şehir panoraması dışında pek görülecek bir yeri yok. Helsinki'deki en güzel tecrübeniz, sahildeki açık marketin kıyısından her saat başı kalkan küçük vapurlarla gidilen Suomenlinna Adası (Fin Adası) olacaktır. Ada 1991 yılında Unesco dünya kültür mirası listesine girmiş ve Fin tarihinde de önemli bir yeri var. Askeri sığınaklar ve kalesi eminim ilginizi çekecektir, ki sığınaklar aynı Shire (Orta Dünya) kentine benziyor. Vapur biletleri gidiş-dönüş kişi başı 5 Euro. Benim tavsiyem, Stockholm'den yalnızca bir cruise tur yapacak vaktiniz varsa, bunu Helsinki yerine Riga ya da Tallinn'e kullanmanızdır.

Diğer yerler ve önemli bilgiler/gözlemler:

1. Stockholm uçak biletleri takdir edersiniz ki pahalı, bunun için biraz parayı gözden çıkarmalısınız. Arlanda Havalimanından şehir merkezine gitmek için Flygbussarna otobüslerini kullandık, kişi başı bilet fiyatı 198 Sek = 20 Euro. Biletlerini gitmeden önce internetten aldık ve bilet çıktılarını yanımıza aldık: https://www.flygbussarna.se/en/arlanda. Sizce de otobüs bileti için 80 TRY çok değil mi?

2. Metro ağı çok gelişmiş olduğundan, pek çok yere metroyla gidebilirsiniz, eğer aylık/haftalık bilet almayacaksanız, her seferinde karta minimum 100 Sek (10 Euro) yüklenebiliyor ve her bir biniş (aktarmalar hariç) 30 Sek ( 3 Euro). Ayrıca dünyanın en güzel metro durakları arasında sayılan üç durağı var: T-Centralen, Stadion ve Radhuset (söylenenlere göre, dünyanın en uzun sanat galerisi unvanına sahip 110 km uzunluğundaki Stockholm metrosunda durakların pek çoğu ünlü sanatçılar tarafından boyanmış, başka güzel duraklar da bulabileceğinizden eminim.)

3. Hötorget, Stockholm'ün en büyük açık marketi, deniz mahsullerinden meyvelere kadar her şey burada bulunabiliyor (Hötorget Metro Durağına yakın). Biz somon balığından yapılan bir kremalı böreği denedik, hem lezzetli hem de somon bolca bulunan bir balık olduğundan daha uygun fiyatlı.

4. Fotografiska, dünyanın en iyi ikinci müze-restoranı. Burada yemek yemek için önemli bir bütçeyi gözden çıkarmak gerekiyor :). Mekan Stockholm limanına çok yakın bir noktada ve panoramik bir deniz manzarası var ve harika bir fotoğraf koleksiyonu (Södermalm'da)

5. Djurgarden'a gitmişken çok güzel bir ada olduğu için etrafta yürüyerek dolaşabilir ve yukarıda bahsetmediğim diğer müzelere de gidebilirsiniz: Aquaria Water Museum, Biological Museum vb. Gitmediğimiz için giriş ücretlerini bilmiyorum.

6. Kraliyet Sarayı'nın alt katında, Gamla Stan'a yakın bir noktada girişi ücretsiz ilginç bir müze bulunuyor: The Royal Armory (Livrustkammaren). İçinde kraliyet ailesine ait, mücevherler, kıyafetler, eşyaların yanın sıra at arabaları ve kızaklar için ayrılmış ayrı bir bölüm daha bulunuyor, beğeneceksiniz.

7. SEK her ne kadar Euro'nun onda biri gibi görünse de, Euro'nun Türk parasından çok daha değerli olduğunu da harcama yaparken göz önünde bulundurmakta fayda var. En uygun biranın 80 Sek (8 Euro) sıradan bir karton bardak kahvenin 70 Sek (7 Euro) olduğu bir ülkeden bahsediyoruz. Bu fiyatlarını artık diğerlerini tahmin edersiniz diye yazdım :).

8. Sanatseverler için çok seçenek yok, Amsterdam gibi değil :). Yalnızca Moderna Museet ve Fotografiska bulunuyor. İlginçtir -mutlaka vardır ama- İsveçli bir ressam adı da duymadım.

9. İsevçliler Cermen kökenli Viking soyundan geliyorlar, aslında tarihlerine bakılsa eminim bu kadar basit açıklanmıyordur ancak Cermen kökenli oldukları kesin bilinenlerden. Bu neden sarışın ve uzun boylu bir görüntüleri var. Yeni nesil genç hanımları ben beğenmedim açıkçası, fast-food'dan olsa gerek, biraz kilo fazlaları var. Yeni nesil genç adamlar onlara göre daha çekici görünüyorlar.

10. İsveç'te kaldığımız süre boyunca hiç korna sesi duymadım, bir kere bile. İş çıkış saatlerinde insanların biraz acelesi olsa da, genelde kimse hayatı İstanbul'daki gibi dört nala yaşamıyor. Bu nedenle olsa gerek ne trafikte ne de başka bir yerde acele etmeye çalışan veya agresif birileri yok, herkes çok "cool". Ayrıca işin ilginç yanı herkes sohbet edebilecek seviyede İngilizce biliyor, ki bence bu eğitim sistemlerinin çok iyi olmasından kaynaklanıyor.

11. Çok güvenli bir ülke, hırsızlık veya diğer suçlar çok düşük seviyede. Sabahın en ıssız saatinde bile orman/parklarda genç hanımlar rahatlıkla spor yapabiliyor. Zaten halkın refah seviyesi çok yüksek ve bunun getirdiği bir pahalılık da var ancak İsveç'e ihtiyacı olan gruplara (işsizler, öğrenciler,çocuklar) sağlanan olanaklar ile rahatlıkla sosyal devlet de denilebilir.

12. İsveç'in şebeke suyu çok temiz olduğundan, küçük şişelere su doldurup yanınıza alabilirsiniz, zaten halkın büyük bir çoğunluğu da böyle yapıyormuş duyduğumuz kadarıyla. Türkiye'de markette bile satılan ve fütursuzca kullandığımız böcek ilacı, naftalin, lavabo açıcı, amonyaklı ürünlerin vb. ülkede satışı yasak olduğundan, uzunca bir süre yer altı kaynakları da kirlenmeyecek gibi görünüyor.


Dünyanın en güzel başkentlerinden biri (Kuzey'in Venedik'i adı verilmiş) olarak kabul edilen Stockholm'e umarım gidersiniz, fırsatınız olursa mutlaka değerlendirin derim. Güzellikler hepimizi bulsun, iyi eğlenceler :).

1 Kasım 2016 Salı

Denizli Gezi Yazısı

Bu hafta sonu cuma gününün de resmi tatil olmasından bahisle bir gezi planladık. Daha önce Pamukkale'yi görmediğim için tercihimi Denizli'den yana kullandım. Güzel bir tatil oldu, hem hava bahar ayları gibi güzeldi (öyle ki Pamukkale'de turistler bikini ile geziyordu) hem de güzel yerler görüp lezzetli yemekler yedik. Aydın'da yaşayan bir arkadaşımla gezimizi organize ettiğimiz için ikimiz de Denizli'de buluştuk. Toplamda üç günümüz (cuma-cumartesi-pazar) vardı bu nedenle cuma sabahı Denizli'ye iner inmez önce hemen otelimize yerleşip sonrasında Denizli merkezde gezilecek yerleri gezmek için hemen yola çıktık. Gitmeden önce yaptığımız araştırmalarda Denizli'de onlarca gezip görülecek yer olduğunu fark etmiştik. Ancak gittiğimizde gördük ki bunların bir kısmı ilçelerde olduğundan veya bazı özel gruplara (trekking gibi) hitap ettiğinden hepsini gezemeyeceğiz. Olsun! Birkaç güzel gün geçirmek için de bol bol malzeme bulunuyor :).


İlk durağımız takdir edersiniz ki Pamukkale'ydi. Denizli merkezden yarım saatte bir Pamukkale'ye dolmuş bulunduğu için gitmek zaten çok kolay. Pamukkale'ye giriş ücretli, 25 TL ancak müze kart geçerli olduğundan varsa kullanabilirsiniz. Pamukkale Travertenlerini size ayrıca övmeye gerek olmadığını düşünüyorum, zaten olağanüstü bir yer. Ayakkabı çıkarılması gerektiği için minik bir sırt çantasını yanınızda bulundurmakta fayda var, zira ayakkabılarınızı aşağıda  bırakırsanız tekrar geri girişe dönmek zorunda kalırsınız. Halbuki travertenlerden yukarı çıktığınızda ayakkabı giymenizi gerektirecek görülecek yerler var.

Travertenlerden yukarı çıktığınızda Hierapolis bulunuyor. Gerçekten etkileyici bir yer, özellikle amfi tiyatro gördüklerimin arasında en büyüğüydü. Hierapolis ören yeri (antik kenti) çok geniş bir alana yayıldığından bu kısımda bol bol yürüyeceğinizden emin olur, hazırlıklı olmakta fayda var. Normalde Hierapolis girişi ücretli, 25 TL ancak travertenlerden gelenler için ayrıca bir ücretlendirme yapılmıyor, ayrıca müze kart da geçerli. Hierapolis'in içinde Arkeoloji Müzesi'de bulunuyor ancak onun girişi ücretli, 5 TL. Sıcak ve güneşli bir günde gittiyseniz, Antik Havuza da gidebilirsiniz (yukarı sağdaki resim).

Muhtemelen Pamukkale'deki travertenler ve Hierapolis uzunca bir zaman alacağından kalan vakitte Denizli merkeze dönerek bir akşam planı yapabilirsiniz. Kendi arabası olanlar için Karahayit Kasabası'ndaki kaplıcalara gidebilir (yol üzerinden kaplıcalara giden minibüsler de bulunuyor). Karahayit kaplıcalarını çok beğenmedim, ancak Denizli'de çok beğenilesi bir yer var: Laodikya Antik Kenti. Denizli terminalden (merkezden) Laodikya'ya giden otobüsler aracılığı ile buraya gidilip gelinebiliyor (minibüsler biraz uzakta bırakıyor). Laodikya Antik Kenti'nin ıssızlığı ve henüz yeterince keşfedilmemiş olması beni çok etkiledi. Buraya gitmenizi tavsiye ederim, çok beğeneceğinizi düşünüyorum. Giriş ücretli ama çok uygun 2 TL.

Denizli'de daha gazip görülecek çok yer vardı, Honaz Dağı Milli Parkı, Çal Kısık Kanyonu, Keloğlan Mağarası (Dodurga Kasabasında), Güney Şelalesi gibi. Biz hem uzak olması, ulaşımın zor olması hem de vaktimizin darlığı nedeniyle buralara gidemedik. Ancak Denizli merkezden Bağbaşı Teleferiği ile Bağbaşı Yaylasına çıkmak keyifliydi. Bağbaşı Yaylasında yürüyüş parkurları, serin ve temiz havası ve kalmayı tercih edenler için var olan bungalov tarzı evleri ile güzel vakitler geçirilebilir. Teleferik ücreti 5 TL, ancak teleferiğin iniş noktasından yaylaya gitmek için hala minibüse binmek gerekiyor. Bağbaşı Yaylasına yörük çadırları veya Osmanlı macunu gibi daha otantik zevkler için de uygun ortam bulunuyor. Hafta sonu kafa dinlemek için bir yer arıyorsanız, bungalovlarda kalmayı da düşünebilirsiniz. Biz kalmadığımız için fiyatları veya konforu konusunda bilgilendirme yapamıyorum.

Yemeklere gelince... Denizli Kebabı'nı duydunuz mu bilmiyorum, ben duymamıştım :). Denizli çarşıda (Bayramyeri deniyor adına) pek çok kebapçı var (çoğu pazar günleri açık değil). Bize en çok tavsiye edilen yer Kebapçı Enver'di. Dolayısıyla biz kebabı burada denedik, gerçekten Denizli kebabını çok lezzetli buldum, mutlaka deneyin (kuzu eti + domates dilimleri + soğan dilimleri + lavaş ile servis ediliyor, yanında da ayran alın eğer seviyorsanız çok yakışıyor). Bayramyeri küçük bir çarşı olduğundan bir iki saat burada kafelerde ya da tekstil ürünlerinin satıldığı Babadağlılar Çarşısına da gidebilirsiniz, alışveriş yapma niyetiniz varsa burası tamamen tekstil ürünlerinin satıldığı büyük bir İşhanı.

Kebaptan sonra akşam bir arkadaşımızın yönlendirmesi ile çarşıdaki Denizli Konağı'na akşam da Woops kafeye gittik ama çok değişik bir deneyim olduğunu söyleyemem. Denizli Konağı'nda oraya has bir yemek olan Keşkek yapılıyor, denemek isterseniz deneyebilirsiniz ama ben çok beğenmedim, fakat konağın tarihi oluşu ve bu şekilde korunmuş olması ilginizi çekebilir belki. Bu arada, tatlı için tabi ki tercihiniz Denizli çarşıdaki Hacı Şerif olmalı! Hacı Şerif'in dondurmalı irmik helvası gerçekten övüldüğü kadar var. Aklıma gelmişken, en önemli detaylardan birisi de Zafer gazozu :). Denizli'nin en eski markası olduğu söylenen Zafer Gazozunu mutlaka deneyin derim.

Denizli'ye gittiğimde aklımdaki imaj İç Anadolu kenti gibi olabileceği yönündeydi. Tamamen yanıldığım için mutluyum. Denizli halkı bana tahmin ettiğimden daha modern ve eğlenceli göründü. Akşamları insanlar hep dışarıdaydı ve güzel havanın tadını aileleriyle veya sevgilileriyle/arkadaşlarıyla çıkarıyorlardı. Gözlemlediğim kadarı ile alkol alanların sayısı da pek az değildi. En önemli faktörün Pamukkale Üniversitesi olduğunu tahmin ediyorum, üniversiteler ve kitabevleri güzel şeyler arkadaşlar, keşke iyi eğitim veren üniversiteler daha çok olsa. Kısacası ben Denizli'yi beğendim, bu gezi benim için harika bir hafta sonu tatili oldu. Size de tavsiye ederim, kendinize bir iyilik yapın, şimdiden iyi eğlenceler!
 

23 Eylül 2016 Cuma

Zeus Altarı - Adatepe Köyü

Bayram tatilinde Altınoluk'a yazlığa gitmiştik, yakınlarında kendi halinde küçük bir turistik köy olan Adatepe Köyüne ziyarete gitmeyi amaçladık. Köye dar bir tepe yolunda araçla ulaşılıyor, kendi halinde taş evlerden oluşan, turistik ve küçük bir köy. Köyün girişinde biraz daha tepeye çıkan toprak bir patika mevcut, bu patikadan tepeye doğru yaklaşık 20 dakika yürüyünce Zeus Altarı'na ulaşılıyor. Zeus Altarı eski Yunan'da tanrılara kurban sunulması amacıyla yapılmış (Altar = sunak), bu nedenle olsa gerek bölgenin en yüksek noktasına inşa edilmiş. Dolayısıyla manzarası harika, manzara açısından gerçekten bayıldım. Buradan indikten sonra da Adatepe Köyüne doğru yol aldık ve köyü basit şekilde turladık.



Köye bayıldım gerçekten, tanınmış olmasına ve turistlerin uğradığı bir yer olmasına rağmen, köy doğal haliyle kalmış gibiydi. Bazı mekanlar restore edilmiş ancak genel olarak köyde doğal kalmış bir şeyler vardı :). Zeytin sütü (kadınlar için yüze sürülen doğal bir malzeme ve aynı zamanda salataya tat veren bir sos amacıyla satılıyor), zeytin yağı  ve zeytin sabunu gibi ürünler yapılıp satılıyor. Ben denemek için birkaç sabun aldım, kokuları ise harika :)

Köyün hemen girişinde bir dondurmacı var, adı AUS Otlu Dondurma. Gerçekten kekik, zeytin gibi aromalardan dondurma yapmışlar! Ben keçi sütlü ve zeytinli dondurmayı denedim ve şimdiye kadar yediğim en lezzetli dondurma olduğunu söyleyebilirim! Yolunuz düşerse diye söylüyorum, yiyenler karadut ve yaban mersini dondurmasını de çok beğeniyormuş. Dondurma sevmiyor olsanız bile köy meydanındaki dev çınarın altındaki masalara oturun ve soğuk bir şerbet için mutlaka.


Köyden ve Zeus Altarının manzarasından birkaç fotoğraf paylaşayım, daha fazla bilgi için aşağıdaki linkten de bilgi alabilirsiniz. Bu arada arabayla tepeye çıkılması gerektiğini anımsatmak isterim ama tabanına güvenen yürüyebilir de :). İyi eğlenceler!


Zeus Altarı hakkında daha fazla bilgi için (Yukarıdaki fotoğraf da bu kaynaktan alınmıştır):
http://www.kucukkuyu.com/kucukkuyu-gezilecek-yerleri/zeus-altari/

30 Haziran 2016 Perşembe

Barselona Gezi Yazısı

Çok uzun zamandır tatil planlıyorduk ve pek çok anlamda şansımız da yaver gidince Barselona bize cazip geldi. Biletleri ve oteli Nisan ayında ayarladık bu nedenle hasbelkader normal şartlardan hesaplı oldu. Her zaman önceden plan yapılarak ayarlanması gerektiği taraftarıyım zaten eğer amacınız biraz ekonomi yapmaksa :). Tarihleri 19-25 Haziran olacak şekilde ayarladıktan sonra gitmeden önce bloglardan, kitaplardan ve daha önce gitmiş olan arkadaşlardan bilgi toplayarak bir gezi planı oluşturduk. Ben genelde bu şekilde yapmayı tercih ediyorum, ama detaylı planlar yapmıyorum (örneğin gezilip görülecek yerlerin bir listesini çıkarıyorum ancak giriş biletlerini internetten almıyorum vb.). Evet, Barselona'ya dönecek olursak, aslında bizim kaldığımız süre Barselona için uzun denilebilir, ancak biz aynı zamanda plajında dinlenme planında da olduğumuz için biraz daha uzun kaldık. Barselona denizle iç içe bir şehir arkadaşlar (Antalya gibi), deniz tatili de yapabilirsiniz. Şehirden bahsedecek olursak, Barselona Katalonya'nın merkez şehri ve İspanya'nın da ikinci büyük kendi konumunda. Avrupa'nın da sayılı kentlerinden olduğu için tahmin ettiğinizden daha büyük bir yaşam alanı aslında.

Bizim ilk durağımız Park de Montjuic yakınında (Bkz. metro haritası) bulunan Katalan Ulusal Sanat Müzesi oldu (solda). Dışarıdan bakıldığında harika bir yapı ve oldukça etkileyici bir şekilde konumlandırılmış. Müzenin sağından devam ederek geniş ağalı yoldan yukarıya doğru çıktığınızda ise Poble Espanyol'a ulaşacaksınız (sağda bir fotoğrafı mevcut). İlginizi çeker mi bilemiyorum ancak burası İspanya'nın en ünlü caddelerinin & binalarının boyutları biraz daha küçültülerek inşa edilmiş ve ziyarete açılmış bir turist köyü veya açık hava müzesi de denilebilir. Giriş ücreti yanlış aklımda kalmadıysa 13 Avro, minik bir İspanya turu yapmış gibi olacaksınız eğer girmeyi düşünürseniz. İçeride sadece mimari eserler değil, şarap tadımı, cam veya metal işlemeciliği (el işi), bir şeyler yiyip içebileceğiniz kafeler de mevcut. Buradan çıkınca Montjuic Tepesine çıktık ki bu tepe sanırım Barselona'nın en yüksek noktası, burada muazzam bir şehir manzarası var.

Şehrin içine indiğinizde (Bkz. Liceu metrosu) La Boqueria Mercat'da egzotik meyveler ve deniz ürünleri deneyebilirsiniz. La Boqueria kapalı bir pazar olarak inşa edilmiş ancak içinde içki, baharat, meyveler ve et ve deniz ürünleri dışında pek fazla seçenek yok gibi :). Pazarın en güzel yanı göz zevki, rengarenk meyveler ve içecekler uyumlu ve renkli bir bütün oluşturuyor. İkinci bir güzel yanı da bu meyveleri oldukça uygun fiyatlara deneyebiliyor olmanız; papaya, passion fruit, Hindistan cevizi, mango gibi egzotik meyveleri birkaç avroya tadabilirsiniz. Ayrıca karides, ıstakoz, midye, ahtapot gibi deniz ürünlerini de pişirilmiş şekilde taze ve sıcak deneme şansınız da mevcut. Bildiğim kadarıyla bu pazarın da İspanyol Köyü gibi yüz yıllık bir geçmişi var.


Devamında Barselona'nın en ünlü ve büyük caddesi La Rambla'da bir yürüyüşe çıkmakta fayda var. Kuzey'de Katalunya Meydanı ile başlayan cadde Güney'de Kristof Kolomb heykeli ile sona eriyor (sağda) ve yaklaşıl iki kilometrelik bir uzunluğu var. Yalnızca yayalara özgülenen cadde, kafeleri, alışveriş merkezleri ile İstiklal Caddesini andırıyor. Kristof Kolomb heykeline kadar geldiyseniz zaten marinaya ulaşmışsınız demektir (solda). Marina gün batımında harika görünüyor ve sahil boyunca gezintinize devam edebiliyorsunuz. Eğer alkol tüketiyorsanız, bu sahip hattı hem manzarası hem de yaz aylarında sahip olduğu tatlı esinti ile Sangria içmek için harika bir yer.

Biz ertesi gün başka bir şehirde bulunan (Figueres'de) Dali Müzesi'ne ve Picasso Müzesi'ne gittik ancak bu müze deneyimlerini bambaşka olduğundan başka bir yazıda anlatmak isterim. Bu nedenle buradan sonra Barselona'da modern mimari akımının başını çeken ünlü mimar Gaudi ile devam edeceğim. Kendine özgü kültürü ve mimarisiyle dikkat çeken Antoni Gaudi, Barselona'yı bu kadar önemli bir cazibe merkezi haline getiren kişi olabilir. En ünlü eseri vefatından önce başladığı ancak bitiremediği kilisesi La Sagrada Familia olabilir (sağda). Yapımıza 1882 yılında başlanılan eserin 1926 yılında Gaudi'nin ölümüne kadar yapımı sürmüş ancak Gaudi vefat ettikten sonra da hala tamamlanamamış. İspanyol hükumeti Gaudi'nin ölümünün 100. yılında eseri tamamlamayı planlamaktadır. Solda ise diğer bir eseri Casa Batllo'yu görmektesiniz (Bu eserlerin giriş ücretleri yüksek, toplamda 35 Avroyu gözden çıkarmalısınız).

Bir diğer önemli Gaudi eseri tabi ki Park Güell. Park Güell masal bahçesi gibi çok zengin bir hayal gücü ile ortaya çıkarılmış bir bahçe, hepinizin çok seveceğine eminim. Mimar Gaudi park alanı içerisinde standart bir İngiliz bahçesini wonderland ile birleştirmiş. Taş sütunlar, renkli mozaikler, teras ve taraçalar bahçeye fantastik bir görünüm kazandırıyor. Bu parkın biletlerini internetten gitmeden almanız daha iyi olabilir zira grup grup içeri aldıkları için saatler sonrasına randevu verebiliyorlar (bir sabah 09:00'da gittik ancak saat 13:00'e randevu alabildik). İçeride kalma süreniz de 30 dakika olarak belirleniyor. Giriş ücreti 9 Avro, diğer Gaudi eserlerine göre uygun fiyatlı ancak zamanınızı iyi ayarlamanızda fayda var.

Barselona'nın içinde dolaşmaya çıktığınızda Endülüs tarzında eski mimariler, dar ve egzotik sokaklar zaten bolca göreceksiniz. Bu açıdan en ilgi çekecek sokaklar Gothic Quarter olarak bilinen bölgede bulunmaktadır.  Barri Gotic (old town) mutlaka gezmeniz gereken yerlerden birisi kanaatimce. Bu bölgede Catedral de Barcelona'yı (solda) ve bu şekilde yapılmış gösterişli yapıları da görme şansınız olacak. Katoliklerin katedral ve kiliseleri bana Ortodoksların yapılarına göre oldukça mütevazi göründü. Aslında oldukça büyük ve gösterişli yapılar ancak altın yaldız süslemeler, ikonalar nispeten az gibi göründü. Sağdaki yapı ise Barselona'nın en yüksek noktalarından birinde bulunan bir eğlence parkının yanında yer alan dev kilise: Tibidabo. Bu yapı benim fotoğraflarında gerçeğinde olduğu gibi etkileyici görünmedi ama mutlaka kendisini görmelisiniz.


Önemli noktalardan bahsettiğimi tahmin ediyorum, diğer Gaudi eserleri ve görmek istediğiniz diğer yerler (örneğin BFC Camp Nou gibi) sizin inisiyatifinize ve tatil planınıza bırakıyorum. Bizim biraz daha vaktimiz vardı ve Barselona sahilde güneşlenmeyi ve denize girmeyi tercih ettik. Barselona'nın denizini ve plajını kendi adıma çok beğendim, ayrıca sahile yakın yerlerde Sangira içmenizi de özellikle tavsiye derim. Hem tatlı hem de buz gibi bir içecek olması sebebiyle Haziran ayı gibi bir mevsimde gittiyseniz inanın çok iyi geliyor. Yemekler hususunda fotoğrafını çekmeden isimlerini belirtmekle geçeceğim zira onları da kendi tercihinize bırakıyorum. Mutlaka Paella denemelisiniz. Paellanın orijinalı deniz ürünleri ile yapıldığından bence deniz ürünlü olanı tercih edin. Bir de İspanya'nın meşhur tadı Tapas'lar var. Tapas aslında meze demek, ve yemek öncesi atıştırmalık şeklinde oluyor. Çok fazla çeşit var ve pek çok yerde bulabiliyorsunuz. Şimdiden afiyet olsun!

Evet, bir gezimizin daha sonuna geldik, özel sorularınız olursa bana e-posta yoluyla ulaşabilirsiniz, diğer önemli notları aşağıda ileteceğim. Kendinize mutlaka bir iyilik yapın ve seveceğinizi düşündüğünüz yeni bir yeri bu yaz görün. İyi eğlenceler!

Önemli notlar:

- Metro ağı çok gelişmiş bir şehir ve metrolarda zorlanmadan yönünüzü bulabilirsiniz. Bu açıdan yanınızda harita varsa korkmayın.
-Turistlerin yanı sıra çok fazla göçmen var şehirde, bu nedenle yerli halktan fazla yabancı görebilirsiniz.
- Maalesef İngilizce bilenlerin oranı çok az, sizi anlıyorlar ancak tatminkar bir cevap alamıyorsunuz. Bu nedenle mümkün mertebe işlerinizi kendiniz halletmeye çalışın.
- Hırsızlık olaylarının çok olduğu söyleniyor, bu konuya özellikle dikkat etmenizde fayda var. Biz çok dikkatli davrandığımız için yaşamadık.
- Şehir içinde tüm otobüs ve raylı hatlarda geçerli günlük biletlerden almayı unutmayın, çok hesaplı oluyor. Biz hava alanında information noktasından 5 günlük bilet aldık ve 5 günlük biletin kişi başı fiyatı 32 Avro.
-Otellerde giriş yaparken standart otel ücretinin yanında vergi adı altında her kaldığınız gün için kişi başı 70 cent tahsil ediliyor.
-Şehirde çok fazla genç nüfus var ve herkes eğleniyor. Aralarına karışın ve keyfinize bakın!