27 Mayıs 2017 Cumartesi

Tandoori Indian Restaurant

Geçtiğimiz hafta ders çıkılı üniversiteden arkadaşlarla Hint Restoranına gittik. Uzun süredir gitmeyi planlıyorduk, kısmet son günlerimizeymiş :). Hint kültürünü severim, bana cazip gelir, filmlerini de izlemekten hoşlanırım. Yemekleri konusunda baharatlı & acılı olduğu dışında pek bilgim yoktu. Bu nedenle seçimlerimizi garsonun (kendisi Pakistan'lıydı) tavsiyeleri üzerine seçtik. Fiyatlar aşırı pahalı değil ve tatları da damağımıza çok yabancı değil ancak acı sevmeyen bir insansanız, yemeklerden pek hoşlanacağınızı sanmam zira gerçekten çok acı yapılıyor. Bu nedenle, bu durumu sipariş sırasında bildirirseniz, sizin hoşlanacağınız ölçüde acı kullanılması da mümkün olabiliyor. Bizim seçtiklerimiz, başlangıç ve yemek olarak: Sarımsaklı Ekmek, Chicken Corn Soup (tavuk çorbası), Hint Usulü Sebzeli Börek, Chicken Biryani (pilav), Lamb Karahi (kuzu kiremit). Takdir edersiniz danada yapılmış herhangi bir yemek bulunmuyor. Tatlı olarak, Rasgulla (kızarmış şerbetli hamur), içecek olarak da Mango suyu aldık. Genel itibariyle memnun kaldığımızı belirtmek isterim, eğer ilginizi çekiyorsa deneyebilirsiniz. Afiyet olsun!


21 Mayıs 2017 Pazar

Heykel Sergisi

Nevzat Atalay'ın heykel sergisi 18 Mayısta sona erdi ancak siz bu güzelliklerden mahrum kalmayın istedim.Geçtiğimiz hafta sonu Tünel Sanat Galerisinde (her zamanki mekanım) heykel sergisi yapıldığını gördüm, zamanım çok kısıtlı olmasına rağmen ziyaret ettim. Nevzat Atalay'ın bazı eserlerini çok beğendim, özellikle aşağıda fotoğrafladığım İsimsiz-ahşap çalışma (Viking gemisine benzeyen) ve İsimsiz-Bronz çalışma (yine Viking Gemisine benzeyen). Bu aralar Vikingler hakkında bazı araştırmalar yaptığım için de algıda seçicilik olmuş olabilir tabi :). Serginin kataloğunda sanatçının eserlerinde parça bütün ilişkisindeki ritm, geometrik kurgu ve dramatik dokunun bu kurguya katılımı ve yalınlaşmış bedenler üzerinden bir alan yarattığı belirtilmektedir. Eserlerin bu açıklama çerçevesinde başarılı bir çizgisi olduğunu söylemek mümkün. Ayrıca sanatçının iktidar araçlarını ve savaş figürlerini eserlerinde yansıtarak barışa çağrı yaptığı da söylenenler arasında. Eğer ziyaret etmek isterseniz sanırım kendi kişisel sayfasını takip etmelisiniz, zira Tünel Sanat Galerisindeki sergi üç gün önce sona erdi. İyi eğlenceler şimdiden!


30 Nisan 2017 Pazar

Bir Kadının Üç Yüzü

"I Tre Volti" yani "Bir Kadının Üç Yüzü" İran Şahı Pehlevi'nin ikinci eşi mahzun prenses Süreyya'nın baş rolünü oynadığı ve üç ayrı yönetmenle birlikte çekilen 1965 yapımı bir filmdir (bütün kopyaları imha edildiği için halihazırda izleyebileceğimiz bir kaynak var mıdır bilmiyorum). Daha önce hem annesinin hem de kendisinin anılarını okuduğum bu kadının hayatı beni çok etkilemişti. Bu nedenle bu eserimde Prenses Süreyya'nın filminden etkilenerek adını "Bir Kadının Üç Yüzü" koymayı tercih ettim. Aşağıda gördüğünüz üç ayrı balığın her biri bir kadının üç ayrı ruh halini tasvir etmektedir. Bu arada daha önce bu bilgiyi vererek balıkların hangisinin neşeli hangisinin üzgün olduğunu tahmin etmesini istediğim insanların tahminleri beni şaşırttı. Herkes farklı bir balığı seçti, bu nedenle ben hangi balığa ne anlam yüklediğimi söylememeye karar verdim. Yalnızca her birinin ayrı bir ruh hali tasviri yaptığını bilmeniz yeterli, geriye kalan yorumları sizlere bırakıyorum. Bu arada aklıma takılan bir konu var, bu yazıda bahsettiğim filmi bulursanız lütfen benimle de paylaşınız. İzlemeyi çok isterdim. İyi haftalar size!

8 Nisan 2017 Cumartesi

Yansıma Seramik Sergisi

Yansıma sergisini geçen hafta sonu resim kursundan sonra gezmiştim, yazmaya fırsatım olmayınca serginin ziyaret günü sona ermiş :). Bu aralar yazmaya çok az fırsatım oluyor derslerimden dolayı bu konuda üzgünüm. Bu nedenle çektiğim fotoğraflarla yetinmek durumundasınız maalesef. "Yansıma" Kemal Uludağ'ın Tünel Sanat Galerisinde sergilenen seramik sergisine uygun gördüğü isim. Eserleri görünce kendisine hak vermemek de mümkün değil gibi. Sanatçı, Platon'un idealar felsefesinden etkilenerek hazırladığı eserlerini, maddi dünyanın insan aklına yansıması ve düşünce biçimlerine dönüşmesi şeklinde yorumlamış. Sergi kataloğunda töre serisinin var olanın vazgeçilmezi olan özgürlüğün kısıtlanmasının temsili olarak oluşturmuş. Aslını söylemek gerekirse, maddi durumum elverseydi, töre serisinden bir seramik almak isterdim. Belki bir gün kısmet olur. Teknik olarak sanatçı Çin'de geliştirilmiş olan sert toprak seramik tekniği olan stoneware'yi kullanmış. Kemal Uludağ'ın sergilerini ziyaret etmek isterseniz, kişisel sayfasını takip etmelisiniz. İyi eğlenceler şimdiden!



 

22 Mart 2017 Çarşamba

Melezlik Heykel Sergisi

Son zamanlarda iş seyahatleri, eğitimler ve yüksek lisans derslerinden dolayı sergi gezmeye ve blog yazmaya fırsatım olmadı. Bu nedenle bu heykel sergisini ancak sona erdikten sonra yazabiliyorum. Geçtiğimiz haftalarda Aysel Alver'in "Melezlik" heykel sergisini gezdim. Resim sanatından biraz anlasam da heykel benim için tam bir muamma. Katalogdan gördüğüm kadarı ile sanatçı kağıt hamuru ve kolaj tekniği ile çalışmalarını gerçekleştirmiş. Serginin adının neden "Melezlik" olduğunda ilişkin ise sanatçı şu yönde bir açıklama yapıyor: "Hepsinin ortak bir özelliği var, melezlik. Onlar aynı zamanda benim düş ürünlerim. Dolayısıyla burada, artık benim kendi düşümü bu şekilde nesneleştirmem ve 'Onlar gerçek mi soyut mu?' sorusu üzerinden melezlik anlamında bir geliş, gidiş var." Sergi 17 Martta sona erdi ancak Tünel Sanat Galerisinde her zaman farklı sergiler olduğu için takip etmenizi tavsiye ederim. İyi eğlenceler!


 

20 Mart 2017 Pazartesi

Renklerin Büyülü Dünyası - 7

Son yıllarda yaptığım en iyi şey tempoyu düşürmeksizin resim çalışmalarına devam etmek. Hem psikolojik olarak beni rahatlatıyor, hem vaktinizi iyi değerlendiriyorsunuz, hem de evinizi güzelleştiriyorsunuz. Soldaki resim Japon bir ressamın otoportresinin reprodüksiyonu. Kendi yaptığı gibi güzel olmasa da ben bu resimdeki performansımı çok beğendim. Sarı fon (resimlerimde sarı rengi çok kullanırım ve kadınları çalışmayı severim eğer dikkat ettiyseniz) ve üzerindeki mavi-yeşil renkler güzel bir kontrast oluşturdu ve eseri dikkat çeken bir konuma getirdi. Çalışmalarımı genellikle figüratif yapıyorum, henüz non-figüratif bir çalışmam bulunmuyor. Zamanla (belki bir beş yıl sonra) bu yönde çalışmalar yapabilirim diye tahmin ediyorum. Bu eseri yaklaşık üç ayda tamamladım, bu yönde de hızlandım diyebilirim zira siyahi kadınlar tablomu altı ayda bitirmiştim :). Belki de 2017 yılı çok verimli geçecek, bir sonraki eserimde farklı bir teknik denemek istiyorum, yine yağlı boya olacak ama belki spatula çalışması deneyebilirim diye düşünüyorum. Meraklıları için eserin yapılış aşaması:

28 Şubat 2017 Salı

Paris Gezi Yazısı

İş amaçlı gidecektik  ancak Paris'e kadar gitmişken biraz daha kalmanın iyi bir fikir olacağını düşündük. Bu nedenle üç günlük iş ziyaretimize kendi imkanlarımızla üç gün daha ekleyerek iş gezisine gidecek grupla Paris'i gezme kararı aldık. Ekibimizden bir arkadaşımız öğrencilik yıllarında bir süre Paris'te kaldığı için gezilip görülecek yerler konusunda çok bilgisi vardı, o nedenle gezi planını hazırlamayı ona bıraktık. Eğer bir gün gezi amaçlı Paris'e gitmek isterseniz, siz kendi gezi planınızı hazırlayın diye bazı paylaşımlarda bulunmak istedim ben de. Öncelikle biz Paris'te Fontaines du Luxembourg Hotel'de kaldık ve vergiler dahil iki kişilik odaya üç gece için toplam 292 Euro ödedik (kişi başı ödeme bu fiyatın yarısı). Otelimiz çok merkeziydi (Lüksemburg Bahçelerine çok yakındı) ayrıca personeli de çok kibardı. Bu nedenle Paris gezinizde bu oteli tavsiye ederim. İkinci bir husus da, alkol vb. içecekler uygun fiyatlı olsa da Paris çok ucuz bir şehir sayılmaz :)
 
Otele yerleştikten sonra yakın olduğu için ilk ziyaret noktamız Lüksemburg Bahçeleri oldu. Hava gayet açık ve güneşli olmasına rağmen Paris'e şubat ayında gittiğimiz için bu bahçenin tadını çıkaramamış olabiliriz. Belki de bahar-yaz aylarında gitmek bahçenin güzellikleri açısından daha iyi olur :). Yine yürüme rotasından çıkmadan sırasıyla Latin Quartier,  Pantheon (solda), Notre Dame Katedrali (sağda) ve Sen Nehrine (La Seine) kadar yavaş yavaş gittik. Sen Nehri kıyısında pek çok ressam resim yapıyordu ve kızlı erkekli gençler şarap içip güzel vakit geçiriyordu. Gerçekten Paris bu güzellikler açısından dört dörtlük bir şehir. Notre Dame Katedrali'nde de aklıma hep Victor Hugo'nun Esmeralda'sı geldi. Onun yaşadığı dönemleri hayal ettim. Bu arada Notre Dame Katedrali önünde uzun kuyruklar oluşuyor, içine girmek isterseniz bunu öngörerek plan yapınız (giriş ücretsiz ama kuleler ücretli 10 Euro).

Buradan yürüyerek Eyfel Kulesi'ne (Eiffel Tower) gittik. Eyfel Kulesi'ni yakından görmek de güzel bir tecrübe gerçekten. Sürekli filmlerde, kart postallarda, resimlerde gördüğümüz Eyfel'i yakından görme fırsatınız olursa kaçırmayın derim. Kule benim tahmin ettiğimden çok daha büyük ve heybetli göründü gözüme. Ancak buraya da uzun bir giriş sırası var, biz beklemedik. Paris gezinizden önce internet üzerinden "skip the line" bilet alırsanız kendinize bir iyilik etmiş olursunuz diye düşünüyorum. Biz bu biletleri alamadığımız için marketten birkaç şişe şarap (3-4 Euro) ve Fransız peynirlerinden alarak Eyfel'in altında hoşça vakit geçirmeyi seçtik. Burada biraz oturup dinlendikten sonra akşam yemeği için Paris'in geleneksel restoranlarından birisi olan Le Relais de l’Entrecôte'a  (sağda) gittik. Kötü haber: Burada da uzun bir sıra bekliyorsunuz. Ama beklediğinize değeceğini garanti ediyorum. Menümüz: Fransız bifteği, hardal sosu, patates ve menüdeki tatlılardan birkaçı şeklinde oldu, zaten sizin de fazla seçeneğiniz yok zira burası biftek restoranı :).


Ertesi gün sabah kalkınca ilk işimiz ünlü Fransız kruvasanından kahvaltı yapmak oldu. Merkezde ünlü bir yer olduğu söylendi bize: Eric Kayser. Burası uzun yıllardır kruvasan yapan ünlü bir yermiş, bir kruvasak + bir kahve fiyatı 5.35 Euro. Kahvaltıdan sonra ilk durağımız Le Pere Lachaise mezarlığı (solda) oldu. Ölümsüzlerin mezarlığı olarak bilinen Pere Lachaise'de o kadar çok ünlü kişinin mezarı var ki şaşırırsınız. Ayrıca mezarlar alıştığımız tarzda mütevazı taşlardan oluşmuyor, her birisi bir anıt bir sanat eseri sanki. Bir mezarlık sizde hayranlık uyandırır mı? İnanmayacaksınız ama hem hayranlık uyandırıyor hem de huzur veriyor. Burada Edith Piaf, Balzac, Jim Morrison, Oscar Wilde gibi ünlülerin mezalarının yanı sıra Ahmet Kaya ve Yılmaz Güney'in de mezarları bulunuyor (üzerinde en çok çiçek olan mezar Yılmaz Güney'indi). Belki daha nice insanlar var ama çok büyük bir mezarlık olduğu için biz herkesi ziyaret edemedik.

Buradan çıkınca sanki o ana kadar yaşadıklarımıza tezat oluştururmuş gibi Opera Binası (Palais Garnier, fotoğrafı en altta) ve Galeries Lafayette'e (solda) gittik. Galeries Lafayette Paris'in en ünlü, en eski ve en pahalı alışveriş merkezi. İçince çok pahalı markaların en seçkin ve en son moda ürünleri bulunuyor. Tahmin edersiniz ki herhangi bir şey alamadık ama olsun eli boş gönlü hoş ayrıldık. Buradan çıkınca sevimli Fransız kafelerinde bir şeyler yiyip içtikten sonra Montmartre'deki Sacré-Cœur Bazilikası'na (sağda) gittik. Burası girişi ücretsiz olan ve neredeyse tüm Paris'i tepeden gören bir yerde yapılmış. Hava yavaş yavaş kararırken Sacre-Coeur'un çevresindeki genç ressamların eserlerini (aşağıda sağda birkaç örnek var) ve çevredeki küçük sanat galerilerini dolaştık. Zaten Paris'te de burası Ressamlar Tepesi (Place du Tertre) olarak bilinirmiş.

Montmartre'de  biraz turladıktan sonra Bistro de Montmartre adı verilen sevimli bir yerde Fransızların ünlü soğan çorbasını denedik (yaklaşık hesap içeceklerle birlikte kişi başı 20 Euro). Ben kendi adıma soğan çorbasını çok beğendim, ama arkadaşların tepkisinden anladığım kadarı ile her damak zevkine hitap etmiyor. Siz yine de deneyin :). Buradan çıkınca elimize birkaç bira alıp Sacre-Coeur'un önündeki merdivenlere oturduk zira hem hava kararırken şehir manzarası harikaydı hem de küçük amatör gruplar harika müzikler yapıyordu. Dolayısıyla bu merdivenlerde pek çok genç insan & turist bu grupları dinleyerek hoş vakit geçiriyordu ve kimse  gençleri rahatsız etmiyordu. İnsan bazen gerçekten hayret ediyor. Saat biraz ilerleyince Moulin Rouge'a  (solda) geçtik. Moulin Rouge'da oldukça güzel programlar vardı ancak hem fiyatlarının yüksek olması hem de vaktimizin az olması nedeniyle katılamadık (ortalama bir şov programı 180 Euro'dan başlıyor). Bu nedenle burayı dışardan görmekle yetindik :).
 
Bir gün sonraki programımız da çok yoğundu. Fransız kahvaltısından sonra ilk olarak Art Bridge'e gittik. Hemen heyecanlanmayın, buradaki kilitlerin hepsini kaldırmışlar, yalnızca temsilen bir zincirde üç-beş kilit bırakılmış. Köprüyü geçince diğer tarafta Louvre Müzesi'ne (solda) ulaştık nihayet. Biz biletleri daha önce internet üzerinden "skip the line" olacak şekilde almıştık (15 Euro), bu şekilde yapmanızı tavsiye ederim, sıra beklemiyorsunuz :). Louvre Müzesi bizim en az yarım günümüzü aldı, ki hala bitmemişti ancak gruptan sıkılıp çıkanlar oldu. Onlar çevrede kozmetik alışverişi yaparken biz kalanlar devam edebildiğimiz kadar devam ettik ama yine de bitiremeden çıkmak zorunda kaldık. Louvre yarım günde gezilecek müze değil gerçekten, bu nedenle yalnızca en çok merak ettiğimiz koleksiyonları gezdik.
 
Louvre'dan çıkınca büyük bir neşeyle Paris'in en ünlü caddesi Champs Elysees (Şanzelize)'ye doğru yola çıktık (solda). Şanzelize uzun ve geniş bir cadde, iki tarafında alışveriş için pahalı mağazalar bulunuyor. Tam anlamıyla Paris için ne ifade ettiğini bilmiyorum ama Zafer Takı (Arc de Triomphe) şehrin tam merkezi olarak kabul ediliyor. Burada biraz turlayıp, gece Eyfel Kulesi'ni gören güzel bir mekanda yemek yemeye gittik. Biz rastgele seçtik mekanı o nedenle size de herhangi bir öneride bulunmuyorum. Yemekten sonra içeceklerimizi de alıp, Eyfel'in tam karşısındaki terasta içtik. Bu güzel bir aktivite oldu zira hava karardıktan sonra her saat başı Eyfel kulesinin ışıkları yanıyor ve güzel bir görüntü oluşturuyor.
 
Benim Paris için aktaracaklarım şimdilik bu kadar, arada unuttuklarım da olabilir. Mesela adını not almadığım için Fransız biraları veya tatlıları hakkında tavsiyede bulunamıyorum :). Zaten bazı güzellikleri de kendiniz keşfetseniz daha iyi olur sanki. Biz zaman kısıtından dolayı Orsay Müzesi (Musee d'Orsay), Pompidou Modern Sanat Müzesi, Rue des Lombards ve bazı katedral ve şapellere (Sainte Chapelle) gidemedik ama vaktiniz olursa siz mutlaka gidin. Paris'te sanatla yapılmış herhangi bir şeyi sevmeyeceğinizi sanmıyorum, özellikle benim gibi sanattan hoşlanıyorsanız.
 
Aklımda Kalanlar/Tavsiyeler:

1. Bir kruvasan asla yeterli olmuyor doymak için, birkaç tane alın.

2. Eğer vaktiniz ve paranız olursa Esmeralda müzikaline ya da Moulin Rouge'daki etkinliklere mutlaka katılın. Ben gidemedim ama aklıma takıldı, inşallah bir gün gideceğim.

3. Biz pek çok rotayı yürüyerek gezdik, bazı yerlerde metro kullandık, oteliniz şehir merkezinde olursa siz de böyle yapabilirsiniz. Metro kullanacaksanız bileti mutlaka günlük alınız, tek kullanımlık almayınız.

4. Hava güzelse şubat ayında gitmekten de korkmayın, çok soğuk olmuyor. Anı olarak birkaç minik tablo/resim alın veya siz kendiniz yapın :)

Umarım ki Paris'i ziyaret edecek fırsatınız olur ve siz de bu muhteşem kentin tadını çıkarırsınız. Fransızları sevmiyorum filan diyebilirsiniz ama bu Paris'i sevmenize engel olmamalı. Paris; Ressamlar Tepesi, lezzetli ve ucuz şarapları, müze ve galerileri, hiç bozulmamış tarihi güzellikleri ile  gördüğüm Avrupa kentleri arasında en beni en çok etkileyenlerden biriydi diyebilirim. Kendinize bir iyilik yapın ve Paris'i gezin. İyi eğlenceler!

29 Ocak 2017 Pazar

Hafta sonu Afyonkarahisar

Bu hafta üç gün (cuma-cumartesi-pazar)  Afyonkarahisar'da bulunan NG Sapanca Hotel'e eğitim amacıyla gittik. Tüketici Hukuku Seminerleri hakimlern katılımı nedeniyle lokasyon olarak yakın olmasından dolayı sanırım Afyonkarahisar'da yapılıyor. Yine de bu durumda şikayetçi değilim elbette. Daha önce Afyonkarahisar'a hiç gitmedim, yalnızca öğrecilik yıllarımda birkaç kez otobüsle içinden geçmiştim. Şimdi yine tam olarak gezebildiğim söylenemez (kaleye çıkamadım mesela) ancak önemli sayılan bazı yerleri görme şansımız oldu. Eğitim dışında, yeme-içme-dinleme odaklı bir hafta sonu geçirdiğimizden, şehir hakkında değil de, daha ziyade izlenimlerim hakkında konuşacağım gibi görünüyor.


Afyonkarahisar'ın en ünlü yiyeceği bildiğiniz üzere "kaymaklı ekmek kadayıfı". Benim aslında tatlıya çok merakım yoktur, genelde de tercih etmem. Ancak bu tatlının kaymağından dolayı sanırım, çok hoşuma gitti, en son Van'daki kahvaltıdan sonra bu kadar lezzetli kaymak yememiştim. O nedenle tavsiye ederim. Diğer yöresel tatları denemeye fırsatımız olmadı, ama kaymaklı şeker, kaymaklı lokum ve sucuk alışverişini yaptık. Hepsi birbirinden lezzetliydi, gerçekten almalısınız. Biz alışverişlerimizi Afium Outlet Eğlence Merkezi olarak bilinen, şehrin biraz dışındaki bir merkezden yaptık. Sucuk & lokum almak niyetindeyseniz, burası fena bir fikir gibi görünmüyor.

Afyonkarahisar'ın ziyaret için tercih edilmesinin en önemli nedenlerinden birisi şifalı suları. Kaplıcaları ve şifalı suları ile ünlü olduğu için pek çok termal otel bulunuyor. Bu nedenle dinleme amaçlı tatiler için birebir. Bizim kaldığımız otel de terman otellerden birisiydi dolayısıyla hamam-termal havuz-sauna-kese-köpük her türlü imkandan faydalandık. Yenilenmek ve haftaya güzel başlamak için eğer fırsatınız varsa Afyonkarahisar güzel bir kaçamak olabilir. Afyonkarahisar'a daha güzel bir havada giderseniz, çarşısınız, mevlevihaneyi, Karahisar kalesini, müze, anıt ve camilerini gezerek yöresel yemeklerini şehrin içinde tadabilirsiniz.
İyi eğlenceler dilerim!





1 Ocak 2017 Pazar

Yeni Yıl Planları - 2017

Anımsarsanız, önceki iki yıl da bu yönde yazılar ve planlar yapmıştım ve büyük oranda uygulamaya koymuştum. Aslını sorarsanız, hiçkimsenin (benim de sizin de) bu şekilde planlarınızı yazıya döküp uygulamaya koymaya ihtiyacınız yok, ancak yeni yılın ilk günü, durup da geriye baktığınızda, neleri yapıp neleri yapmadığınızı daha net görüyorsunuz :) O nedenle ben tavsiye ediyorum, oldukça motive edici oluyor. 2016 yılı çok fazla değişimleri içeriyordu benim için, hayatımda çok değişiklik yaşandı. Kötü şeyler yaşanmadı elbette, iş değiştirdim, yüksek lisansa başladım, bazı kararlar aldım. Henüz iyi mi kötü mü bilmiyorum, ancak 2017 yılı bana gösterecek bu seçimlerimn sonuçlarını. Hayat tercihlerden ibaret değil mi zaten? Hadi beraber geçtiğimiz yılın bilançosuna bakalım ve yeni planlar yapalım:

2016 yılı kazanımlarım:

- Kitap bloguma göre, bütün yıl boyunca 49 kitap okumuşum, iyi bir tempo diye düşünüyorum, yaklaşık haftada bir kitap okumuşum: http://mahrem-i-esrar.blogspot.com.tr/

- Sinema bloguma 44 kayıt girmişim, bu durumda ayda yaklaşık dört film izlemişim diyebilirim. http://sinemubi.blogspot.com.tr/

- Bu blogda yazdıklarıma bakılırsa, geçtiğimiz yıl daha önce detaylı şekilde görmediğim 5 yere gitmişim (Sapanca-Abant, Karaköy-Hasköy, Barselona, Adatepe Köyü ve Denizli gezi yazıları), 1 kere yurt dışına çıkmışım. 2 yeni yemek öğrenmişim ve planladığım gibi 2 yağlı boya tablo bitirmişim. Bir önceki yıla göre performansım biraz düşmüş, nedenini bilmiyorum, sanırım iş yoğunluğum arttığı için, bir de yüksek lisans da beni etkilemiş olabilir tabi.

Yine de fena değil ben mutluyum. Bakalım 2017 için planladıklarımın ne kadarını yapabileceğim:

- Haftada bir kitap okuma fırsatım olsun, çok ideal! Ancak bu yıl en azından 3 tane İngilizce kitap okumak istiyorum, bu konuya ağırlık vereceğim.
- Daha fazla tiyatro, resim sergisi, fotoğraf sergisi vb. gitmeliyim, her geçen yıl azaldığını fark ettim. 
- Resim kursunu aksatmayacağım ve yine planım iki adet tablo bitirmiş olmak!
- Yüksek lisansı başarıyla bitirmek :)
- Bu yıl da en az 2 kere yurt dışına çıkmak istiyorum! Vaktim olursa, hem İstanbul'u hem de Türkiye'yi elimden geldiğince keşfetmeye devam edeceğim. 
- Spor yine yıllık gündemimde değil ancak evde bazı çalışmalar yapabilirim diye düşünüyorum.
- Bu yıl iki makale yayınlatmak istiyorum, komisyon çalışmalarına da devam edeceğim, umarım nefes almaya da fırsat bulurum.

Geçen yıl ile aynı şekilde bitireceğim yazımı, planlarımı gerçekçi yaptığım için gerçekleştirebileceğimi düşünüyorum, yeter ki fırsatım ve sağlığım olsun. Ben çalışmalara başladım bile, siz ne alemdesiniz? Herkese mutlu yıllar dileğimle!