1955-1995 yılları arasında üretilen ürünlerin & reklam afişlerinin ve dergilerin sergilendiği bir sergi açılmış Salt Galata'da. Özellikle belirli bir orta yaş ve üzeri insanların çok daha ilgisini çekeceğini düşünüyorum zira onlara nostalji gibi gelecektir. Bu dönemde Türkiye'de üretilen beyaz eşya, otomobil, oyuncak, gıda vb. ürünlerin birer numuneleri sergileniyor ve büyük kısmı farklı koleksiyonlardan veya sergilerden getirilmiş (bazı oyuncaklar Oyuncak Müzesi'nden getirilmiş mesela). Benim en çok dikkatimi bu oyuncaklar ve reklam afişleri çekti açıkçası. Otomobil veya beyaz eşya ise daha farklı şekilde yani, sanayi ve teknolojik gelişmeler ile değişirken, oyuncak veya reklam afişleri gibi nesnelerin aynı zamanda kültürel bir değişimin de parçası olduğunu düşünüyorum. Bununla beraber, her nesnenin ziyaretçisine farklı çağrışımlar da yapacağından eminim. 1955'ten 1995'e, Türkiye'de çeşitli eşyaların üretim ve dılaşımı üzerine odaklanan, araştırma temelli sergi 13 Kasım'a kadar Salt Galata'da ziyarete açık olacaktır, gitmenizi tavsiye ederim. The most dangerous risk of all - the risk of spending your life not doing what you want on the bet you can buy yourself the freedom to do it later.
KARAKÖY etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KARAKÖY etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
31 Ekim 2016 Pazartesi
Tek ve Çok Sergisi - Salt Galata
1955-1995 yılları arasında üretilen ürünlerin & reklam afişlerinin ve dergilerin sergilendiği bir sergi açılmış Salt Galata'da. Özellikle belirli bir orta yaş ve üzeri insanların çok daha ilgisini çekeceğini düşünüyorum zira onlara nostalji gibi gelecektir. Bu dönemde Türkiye'de üretilen beyaz eşya, otomobil, oyuncak, gıda vb. ürünlerin birer numuneleri sergileniyor ve büyük kısmı farklı koleksiyonlardan veya sergilerden getirilmiş (bazı oyuncaklar Oyuncak Müzesi'nden getirilmiş mesela). Benim en çok dikkatimi bu oyuncaklar ve reklam afişleri çekti açıkçası. Otomobil veya beyaz eşya ise daha farklı şekilde yani, sanayi ve teknolojik gelişmeler ile değişirken, oyuncak veya reklam afişleri gibi nesnelerin aynı zamanda kültürel bir değişimin de parçası olduğunu düşünüyorum. Bununla beraber, her nesnenin ziyaretçisine farklı çağrışımlar da yapacağından eminim. 1955'ten 1995'e, Türkiye'de çeşitli eşyaların üretim ve dılaşımı üzerine odaklanan, araştırma temelli sergi 13 Kasım'a kadar Salt Galata'da ziyarete açık olacaktır, gitmenizi tavsiye ederim. 21 Ekim 2016 Cuma
Osmanlı Bankası Müzesi - Karaköy
Bu hafta sonu uygun bir vaktimizde Osmanlı Bankası Müzesini ziyaret ettik. Osmanlı Bankasını daha önce duymuş olmalısınız (2001 tarihinde Garanti Bankası'na katılımıyla varlığı tamamıyla sona erdi). 1856 yılında İngiliz sermayesi ile kurulan banka (Ottoman Bank) 1863 yılında Fransız sermayesinin de ortaklığıyla büyümüş ve Bank-ı Osmani-i Şahane adıyla varlığına devam etmiştir. Kuruluşundan sonraki faaliyetlerine, zor yıllarına, toparlanma dönemlerine, genişleme dönemine ve savaş/kriz dönemlerine ilişkin kronolojik bir bilgi akışı müze içinde resim ve belgeleriyle mevcuttur. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası'nın kuruluşuna kadar devlet bankası sıfatıyla varlığını devam ettirebilmiştir. Bu bankanın bir diğer özelliği, o dönemde adında "Osmanlı" kelimesini muhafaza edebilen tek kuruluştur. 1931 yılında Merkez Bankası'nın kuruluşu ile beraber eski önemi ortadan kalkınca sembolik bir şekilde varlığını sürdürmüş ve Doğuş Grubuna satıldıktan sonra varlığı tamamen sona ermiştir. Osmanlı Devleti zamanındaki eski günlerinden kalan banknot örnekleri, kaimeler, hisse senetleri, hesap defterleri, müşteri formları ve fotoğrafları, banka cüzdanlarının hepsi Osmanlı Bankası Müzesi'nde sergilenmektedir, aralarında ilginç bulacağınız bazı belgeler de olabilir :).Müze hakkında detaylı bilgi ve lokasyon için:
http://www.obmuze.com/#kronolojik
11 Ocak 2016 Pazartesi
Karaköy - Hasköy Gezi Yazısı

İstanbul Barosu'nun resim kursu ekibinden katılımcı hanımların daveti ile baronun ara ara düzenlediği İstanbul gezilerinden birine katıldım. "Fener Balat Avyansaray" kitabının yazarı olan Ahmet Faik Özbilge'nin rehberliğinde Karaköy'de başlayan turumuz neredeyse bir tam gün sürerek Hasköy'de son buldu. Karaköy'de önünden defalarca geçmeme rağmen hikayesini/ne olduğunu bilmediğim pek çok bina olduğunu fark ettim. Aklımda kaldığı kadarıyla bazılarından bahsetmek isterim. Güzergahımız Fransız Geçidi ve çatılardaki Rus kiliseleri ile başladı. Karaköy'de çatısında yeşil bir kubbe olan bir bina görürseniz, orası çok yüksek ihtimalle bir Ortodoks kilisesidir :). Biz de beş kat merdiven çıkarak bir tanesine bakmak istedik ancak pazar günü olduğundan içeride Rus & Gürcü olduğunu tahmin ettiğim bir cemaatin pazar ayini vardı.
Sağdaki fotoğrafta gördüğünüz üzere, Aya Panteleymon Kilisesindeki cemaat pazar ayinini icra etmektedir. Yürüme mesafesinde bile üç-dört kilise bulunduğunu görünce çok şaşırdım ancak sanırım inanç farklılıklarından dolayı cemaat profilleri farklı. Soldaki fotoğrafta Türk kökenli Hristiyanlar için varlık gösteren Türk-Ortodoks kilisesinden çekilen bir fotoğrafı görüyorsunuz. Eskiden Karaköy'deki kiliselerde fotoğraftaki gibi gemiler mevcutmuş, sebebi de liman olması dolayısıyla İstanbul'u transit kullanan denizcilerin ibadetlerini yaptıkları yer olmasıymış.


Karaköy'de ve Galata'daki kiliselerin, sinagogların, namlı mimli sokakların ve yabancı okulların yanı sıra, Kurşunlu Mahzen Cami olarak da bilinen sıra dışı bir yer altı cami mevcuttur (solda). 15. yy ait haritalarda bu caminin silahhane olarak gösterildiğim belirtilmektedir. Günümüzde ise içerisi cami gibi dekor edilmiş olup, bazı sahabelerin türbeleri de ışıklandırılmış şekilde cami içinde yer almaktadır. Bu camiden çıktıktan sonra Karaköy motor iskelesinden Sütlüce'ye doğru yola çıktık. Yolculuk sırasında Galata Köprüsü, Bahriye Divanhanesi, Deniz Hastanesi ve tersaneler hakkında biraz bilgi edindikten sonra Sütlüce'ye indik.
Artık öğle yemeği vakti geldiğinden, mezbahaları ve sakatatları ile ünlü Sütlüce'de uykuluk yapan bir mekana gittik (Sadrazam Mahmut). Yalnızca uykuluk değil mekana özgü başka lezzetler de mevcuttu (manda kaymağı ve tereyağıyla yapılan kavurmalı bulgur pilavı gibi). Bu nedenle yolunuz düşerse bu mekana uğramanızı tavsiye ederim. Yemekten sonra Lengerhane, Karaim Sinagogu, Maalem Sinagogu, eskiden sinagog olan Safiye Sultan Kahvesi ve Aya Paraskevi Kilisesini ziyaret ettik. Bir hususu açıklığa kavuşturmak isterim, gezimizi pazar günü yaptığımızdan, bazı kiliselerde ayin vardı ve giremedik. Sinagoglar ise maalesef ziyarete kapalıydı, yalnızca dışından görebildik.


Son durağımız Hasköy'deki Aynalıkavak Kasrı'ydı. 17. yüzyılda inşa edilen saray önceleri tersane sarayı olarak tanınmış ve tadilat sonrasında odalarına konulan aynalar sebebiyle bu isimle anılmaya başlanmıştır. Padişahların pek uğrak yeri olmasa da, tersane ziyaretlerinde ve sünnet düğünü sebebiyle zaman zaman kullanılmıştır. Günümüzde içinde sergilenenlerin bir kısmı orijinaline uygun şekilde yerleştirilen eşyalardan oluşmaktadır. Bizim ziyaretimiz sırasında bodrum katındaki (mutfak vb. salonların bulunduğu) tadilat henüz sona ermemişti.
Güzel bir pazar günü geçirdik, hem yıllarca İstanbul'da yaşamama rağmen görmediğim yerler keşfettim hem de daha önce denemediğim bir tat tecrübe ettim. Size nasıl gideceğinizi anlattım, siz de deneyin :)
Karaköy'de ve Galata'daki kiliselerin, sinagogların, namlı mimli sokakların ve yabancı okulların yanı sıra, Kurşunlu Mahzen Cami olarak da bilinen sıra dışı bir yer altı cami mevcuttur (solda). 15. yy ait haritalarda bu caminin silahhane olarak gösterildiğim belirtilmektedir. Günümüzde ise içerisi cami gibi dekor edilmiş olup, bazı sahabelerin türbeleri de ışıklandırılmış şekilde cami içinde yer almaktadır. Bu camiden çıktıktan sonra Karaköy motor iskelesinden Sütlüce'ye doğru yola çıktık. Yolculuk sırasında Galata Köprüsü, Bahriye Divanhanesi, Deniz Hastanesi ve tersaneler hakkında biraz bilgi edindikten sonra Sütlüce'ye indik.

Son durağımız Hasköy'deki Aynalıkavak Kasrı'ydı. 17. yüzyılda inşa edilen saray önceleri tersane sarayı olarak tanınmış ve tadilat sonrasında odalarına konulan aynalar sebebiyle bu isimle anılmaya başlanmıştır. Padişahların pek uğrak yeri olmasa da, tersane ziyaretlerinde ve sünnet düğünü sebebiyle zaman zaman kullanılmıştır. Günümüzde içinde sergilenenlerin bir kısmı orijinaline uygun şekilde yerleştirilen eşyalardan oluşmaktadır. Bizim ziyaretimiz sırasında bodrum katındaki (mutfak vb. salonların bulunduğu) tadilat henüz sona ermemişti.
Güzel bir pazar günü geçirdik, hem yıllarca İstanbul'da yaşamama rağmen görmediğim yerler keşfettim hem de daha önce denemediğim bir tat tecrübe ettim. Size nasıl gideceğinizi anlattım, siz de deneyin :)
3 Mart 2015 Salı
Baylan Pastanesi - Kadıköy
Baylan'ın Kadıköy'deki şubesine yakın zamanda gittik. Aslında kolay bir yerde olmasına rağmen (Muvakkithane Caddesi 9 numarada) mütevazi görünümünden dolayı gözden kaçma ihtimali çok yüksek.Söylendiğine göre 1923'ten bu yana İstanbul'un farklı yerlerinde (Beyoğlu, Karaköy, Bebek) faaliyet gösteren pastane Arnavut göçmeni bir pasta ustası tarafından kurulmuş (tabi uzun süredir hem isim değişikliği hem de sahip değişikliği olsa da tatları değişmemiş). Tavsiye edilen birkaç tadı var: Moncheri, Adisababa, Kup Griye ve Montebianco. Ben en çok tavsiye edilen tat olan Adisababa'yı denedim. Dondurulmuş krema, çilek, vanilya ve birkaç meyvenin daha tat verdiği malzemenin üzeri çikolata ile kaplanmış bir şekilde soğuk olarak servis ediliyor. Dondurma gibi değil, daha ziyade pastaya benziyor ancak serin ve hafif olması muhtemelen tercih edilmesini sağlıyor (özellikle yaz aylarında). Kup Griye de en çok beğenilenlerden ancak ben tadını da bildiğim için Adisababa'yı mutlaka denemenizi tavsiye ederim. İyi eğlenceler! :) (http://www.baylangida.com/index.php).
Etiketler:
ADİSABABA,
BAYLAN PASTANESİ,
BEYOĞLU,
GURME,
KADIKÖY,
KARAKÖY,
KUP GRİYE,
LEZZET,
MONCHERİ,
PASTANE,
TAT
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




