GURME etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
GURME etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Mart 2016 Çarşamba

Baldır Sirkeci

Bu mekana ilk defa gittim, ancak etkilendiğimi itiraf etmek isterim. Öğrendiğime göre yeni açılmış, ancak hem tarihi binanın hem de içerisinin farklı tarzda döşenmiş olmasının sonucu olarak mekan hem ilgi çekici hem de ferah. Menüleri insana neşe verir şekilde düzenlenmiş, zaten gittiğinizde siz de göreceksiniz. Tavsiyemizi soracak olursanız, sade baldır ile baharatlı patates ve sosisten oluşan daldır tabağı tercih ettik. Aynı şekilde içinde değişik karışımların olduğu baldır ayranı ile patates, kavrulmuş soğan, ekşi maya ve çeşitli baharatlarla pişirilmiş ekmeklerini de mutlaka almanızı öneriyorum. Benim en çok hoşuma giden, ayran ve ekmeği oldu diyebilirim. Online siparişlerde nasıl olduklarını bilmiyorum ancak biz mekandaki hizmetten memnun ayrıldık. Denemenizi tavsiye ederim. İyi eğlenceler!

Adres: Hobyar Mahallesi, Aşir Efendi Caddesi, İmar Han, no: 15/A Fatih / İstanbul

16 Şubat 2016 Salı

Meşhur Filibe Köftecisi

Adını çok duyduğumuz bu yere bu hafta gittik. Aslında ben hayal meyal daha önce farkında olmadan gitmiş olabilirim gibi bir izlenime kapıldım ancak sanırım yanlış anımsıyorum. Yeri Sirkeci tramvay durağından yukarıya doğru yürüdüğünüzde, hemen solda kalıyor. Mekan küçük ve giriş de yan sokakta yer alan pasaj gibi başka kebapçıların & restoranların bulunduğu yerden yapılıyor. Köftelerini lezzetli buldum, ancak porsiyonları çok küçüktü. Bir porsiyonda 6 adet köfte var ancak minik minik köfteler olduğundan, bir porsiyon normal bir insan için doyurucu olmayabilir. Porsiyon fiyatı 14 TL, bu nedenle benim baktığım açıdan çok ucuz bir yer gibi görünmedi. Tabi, yemek lezzetli olduğu için ve yüz yıldır bir geleneğin devam ettirilmesi sebebiyle bir genel olarak memnun ayrıldık, ancak gitmek isterseniz yukarıdaki açıklamalarımı da aklınızda bulundurun! İyi eğlenceler!

29 Eylül 2015 Salı

Oktoberfest - Alman Birası

Bir önceki yazımda (Münih Gezi Yazısı) Oktoberfest ve Alman biraları hakkında ikinci bir yazı yazacağımız size belirtmiştim. Bildiğiniz üzere bayram tatilinde gezi-eğlence amaçlı Münih'e gitmiştik, tabi Münih'i tercih etme sebeplerimizden birisi (belki de en önemlisi) Oktoberfest'e katılmaktı. Münih gibi sakin ve tek düze bir kentin başına gelen en güzel şey muhtemelen Oktoberfest'tir. Dev bir alana kurulmuş panayırı andıran festival, rengarenk giysiler içindeki eğlenceli insanlarda daha da renkli bir görünüme kavuşuyor. Daha önce (2010 yılında) Oktoberfest'e katılmıştım, anımsadığım festivalden farklı bir yönü yoktu ancak anımsadığım kadar da eğlenceliydi. 2010'da kadınlarda gördüğüm "Dirndl" adı verilen elbiselere çok özenmiştim ancak festival zamanı (bir de öğrencilik hali) elbiselerin fiyatlarını çok pahalı bularak almamıştım. Bu festivalde Bavyeralılara uyum sağlamak için kendime bir elbise edinmeden gitmedim   :). Dirndl giymek eğlenmek için şart değil elbette ama birkaç günlük fantastik bir deneyim için istiyorsanız alın derim. Biralardan bahsetmeden önce 200 yılllık Oktoberfest hakkında biraz bilgi vermek isterim; dünyanın en büyük açık hava festivali olarak kabul ediliyor ve her yıl Eylül ayının sonu - Ekim ayının başında 2 hafta süre ile yapılıyor. Her yıl ortalama 6 milyon insan ziyaret ediyor ve yaklaşık 7 milyon litre bira tüketiliyor.


Oktoberfest'in en önemli özelliği de tabi ki Alman birası., zaten "Bira Festivali" olarak da anılıyor. Bira kültürü Almanya'da çok gelişmiş olduğu için şehirlerin kendi markaları var (Münih'e ait bira üreticileri mevcut). Festival zamanı Bavyeralı üreticiler özel olarak Oktoberfest biraları da üretiyor ki zaten dev çadırlarda (hemen hemen her markanın birer çadırı var, bu çadırlara Bierzelt deniyor) oturup bu biraların tadına bakabiliyorsunuz (yer bulabilirseniz tabi). Süpermarketlerde biralar oldukça uygun fiyatlara satılıyor (birkaç Avro) ancak festival çadırlarında bardağı (bardak dediğiniz da 1 litrelik bir cam fıçı, daha az litrede satılmıyor) ortalama 10 Avrodan satılıyor. Çadırlarının içini resimlerden görebilirsiniz.


Sadece Oktoberfest'e özel olarak üretilen biraların alkol oranı marketlerde satılanlara göre daha fazla ve rengi de (cam bardaklarda etkileyici görünsün diyedir belki) daha koyu. Biralar, Oktoberfest için özel üretilen yukarıda bahsettiğim litrelik bardaklarda içiliyor ve boş bardakla oturmanız teamüllere uygun değil :). Hemen yöresel kıyafetli sempatik garson kızlardan ikincisi talep etmeniz bekleniyor. Biz bira-sever Almanlardan aldığımız tüyolarla "Spaten" ve "Hackerr-Pschorr" biraları ilk gün festival alanında denedik. Olağanüstüydü ya da Türkiye'de alışılmış tatlardan daha farklıydı vb. gibi bir iddiam olmayacak ancak daha keskin-derin bir tat aldım -ki bu da muhtemelen yüksek alkol oranındandır.

Renkli festival alanında uzunca bir süre kaldık ve dışarı çıktığımızda Bavyera bira markaları arasında en ünlüsü olan Augustiner Brau'nun Oktoberfest için özel ürettiği biralardan aldık (solda resimde). Augustiner çok ünlü bir bira markası olduğundan festival alanında çadırı çok kalabalıktı bu nedenle bu biraları şişe şeklinde alıp denedik. Bu ara Münih denilince ilk akla gelen yerlerden birisi Augustiner Biergarten (Birahane)'dir, bunu da yeri gelmişken söyleyeyim. Biz  bir akşam buraya gittik, oldukça renkli ve neşeli bir ortamı vardı ancak çok kalabalıktı :). Diğer denediğimiz bira da yine festival alanında çadırını gördüğümüz Paulaner'in festival üretimiydi, bana tadı itibariyle biraz Tuborg'u anımsattı. Bu şişeler marketlerde 3-5 Avrodan satılıyor ve festival alanında içmediğiniz sürece kentin neresinde isterseniz içebilirsiniz.

Yalnızca festivale özel üretilenleri değil, şehrin içindeki birahaneleri veya fırsat oldukça marketlerde satılan diğer bira markalarını da denedik. Benim vardığım son kanaat bu biraların tatlarının daha keskin olduğu yönünde, özel olarak herhangi birini tavsiye edemeyeceğim. Bu arada özel olarak tavsiye etmek istediğim bira şehir meydanında (Marienplatz'da) bulunan "Ratskeller" restoranından aldığımız biraz idi ki adı "Löwenbrau". Farklı bir yerde satılıyor mu bilmiyorum ancak ben bu restoranı denemenizi mutlaka tavsiye ediyorum çünkü, pretzel (Bavyera simidi) kuzu sosis ve kara orman meyveli pastasını mutlaka denemelisiniz.

Bu arada Alman menşeli filmlerde gördüğünüzü veya bir şekilde duyduğunuzu tahmin ettiğim bir tatlı var: Apple Strudel. Bizim bu tatlıyı denediğimiz mekan yine Agustiner kadar ünlü bir birahaneydi: Hofbrauhaus. Birahaneleri bar ya da içki-evi gibi düşünmemek lazım, insanlar burada uzun vakitler geçirip yemek, tatlı yiyorlar ve canlı müzik de var (belkide festival döneminde vardır yalnızca bunu bilmiyorum). Hofbrauhaus'a giderseniz menü önerim şu şekilde olacak: Munich veal sausages (bunu festival alanında da yiyebilirsiniz), patates salatası, pretzel (solda) ve meşhur tatlımız Apple Strudel. Tatlının resmini sağda görebilirsiniz, benim tavsiyem sade krema ile denemeniz (tatlının fiyatı farklı mekanlarda 5-9 avro arasında değişiyor).

Şehrin içindeki değişik bira evlerinin (Augustiner, Hofbrauhaus, Loewenbraeukeller) yanı sıra, çeşitli bloglarda ve gezi yazılarında gördüğümüz bazı mekanları da denemeden edemedik. Bir tanesi enfes hamburgerler yapan Hamburgerei. Köningplatz meydanına yakın Banner Str üzerinde bir mekan ve porsiyonları çok büyük. Bu mekan için tavsiye edeceğim tatlar Fritz-kola ve tatlı patates (tek kişi yaklaşık 15 Avro). Diğer mekan da Hans im Glück, çok tavsiye edilen bir mekan, içerisi çok güzel dizayn edilmiş. Burada da Erdinger 50'lik bira 4 Avro.



Neyse konuyu daha fazla dağıtmadan, gezi hakkında aklımda kalanlar bunlar :) Yine bir sorunuz olursa gundelikpaylasimlar@gmail.com 'dan sorabilirsiniz. Uzun lafın kısası, "Ölmeden önce yapılacaklar listesi"ne bence Oktoberfesti ekleyin ve bira festivalinde insanlar nasıl eğleniyor bir görün (medeniyeti göreceksiniz). Festivale rengarenk geleneksel kıyafetleri ile katılan insanların arasına karışın, renkli tarçınlı kurabiyelerden yiyin (sağda), festival alanında geceye kadar kalın ve Almanların farklı yönlerini tanıyın, ve tabi birbirinden farklı biralardan da tadın. İyi eğlenceler, O'zapft is!

29 Mayıs 2015 Cuma

Virginia Angus - Nişantaşı

Daha önce birkaç kere adını duymuştum ancak yemek yemeye çok düşkün birisi olmadığım için özel olarak gitmemiştim. Ancak bu hafta fırsat olunca iş çıkışı arkadaşlarla Virginia Angus'un Nişantaşı şubesine gittik (ara sokakta olduğu için biraz zor bulunuyor, Halaskargazi Caddesi'nde yerini sorabilirsiniz, Topshop'un karşısındaki aralıkta). İlk defa deneyeceğim için riske girmemek adına ben "Virginia Burger" (200 gr.) denedim (resimdeki House Burger) fakat menüde başka çeşitler de yazdığı için seçenekleriniz var. Aslında kendinizi burger ile kısıtlamayın, ızgara çeşitleri de mevcut (bonfile, köfte, sucuk, steak vb.). Virginia Burger baharatlı patates ile birlikte servis ediliyor ancak içeceği ayrıca almanız gerekmekte (kutu içecekler 5 TL ve soda/su 3 TL). Burgerleri oldukça lezzetliydi, ızgaralarının da çok lezzetli olduğunu duydum ama patatesleri biraz fazla yağlıydı, belki bana öyle denk gelmiştir, bilemedim. Bir de Eminönü'nde şubesi bulunuyor, fırsatınız olursa denemeniz tavsiye ederim. İyi eğlenceler & Afiyet olsun!

10 Nisan 2015 Cuma

Mano Burger - Beyoğlu

Yıllar önce gitmiştim (2 yıl oldu sanırım) ancak yakın zamanda tekrar gidince ne kadar sevimli bir yer olduğunu fark ettim, ayrıca burgerleri de lezzetliydi. Ancak oluşturulmuş bir menü yok, bu nedenle patates ve içeceği ayrı almanız gerekiyor, fiyatları da diğer burger noktalarına göre ortalama sayılır. Baharatlı patates denemenizi tavsiye ederim, farklı bir çeşnisi var ama lezzetli :). Biz Ventura Burger denedik ama Ottoman Burger de en çok tavsiye edilenlerden, bir de denemeye değer kızarmış dondurmaları var tabi. Burger seviyorsanız veya yolunuz düşerse, denemenizi tavsiye ederim. Yine de dikkatimi çeken bir noktayı iletmek isterim, menüde alkol (bira) yazılı olmasına rağmen satışı artık yapılmıyor, ayrıca diğer şubelerini görmedim ama Asmalımescit biraz küçük bu nedenle yer bulma ihtimaliniz de çok yüksel olmayabilir. Bizim gittiğimiz Mano Burger Asmalımescit Mah. Asmalımescit Sok. No:7 / Beyoğlu'nda. İyi eğlenceler!

3 Mart 2015 Salı

Baylan Pastanesi - Kadıköy

Baylan'ın Kadıköy'deki şubesine yakın zamanda gittik. Aslında kolay bir yerde olmasına rağmen (Muvakkithane Caddesi 9 numarada) mütevazi görünümünden dolayı gözden kaçma ihtimali çok yüksek.Söylendiğine göre 1923'ten bu yana İstanbul'un farklı yerlerinde (Beyoğlu, Karaköy, Bebek) faaliyet gösteren pastane Arnavut göçmeni bir pasta ustası tarafından kurulmuş (tabi uzun süredir hem isim değişikliği hem de sahip değişikliği olsa da tatları değişmemiş). Tavsiye edilen birkaç tadı var: Moncheri, Adisababa, Kup Griye ve Montebianco. Ben en çok tavsiye edilen tat olan Adisababa'yı denedim. Dondurulmuş krema, çilek, vanilya ve birkaç meyvenin daha tat verdiği malzemenin üzeri çikolata ile kaplanmış bir şekilde soğuk olarak servis ediliyor. Dondurma gibi değil, daha ziyade pastaya benziyor ancak serin ve hafif olması muhtemelen tercih edilmesini sağlıyor (özellikle yaz aylarında). Kup Griye de en çok beğenilenlerden ancak ben tadını da bildiğim için Adisababa'yı mutlaka denemenizi tavsiye ederim. İyi eğlenceler! :) (http://www.baylangida.com/index.php). 

6 Kasım 2014 Perşembe

Carluccio's Restaurant

Hem kutlama amaçlı hem de yeni bir tat denemek için bu hafta Kanyon AVM'deki Carluccio's Restaurant'a gittik. Açıkçası menüler hakkında pek fikrim yoktu ancak hem Akdenizli olarak hem de İtalyan mutfağına Türkiye'de bir şekilde aşikar birisi olarak (makarna, pizza vb.) pek zorluk çekmeyeceğimiz düşüncesindeydim. Nitekim öyle de oldu. İki kişi olduğumuz için her şeyin tadına bakamadık ancak denediğimiz kadarıyla Gnocchi Al Gorgonzola (Ispanak ve gorgonzola peyniri soslu gnocchi) ve Fettuce Con Polpette'yi ve yardımcı olarak Insalata Verde'yi (Fesleğen ve domates soslu fettuce) tavsiye edebiliriz. Ben biraz daha alışılmış bir tat (Fettuce Con Polpette) denedim ancak diğeri oldukça değişik bir lezzetti :). İçeceklere gelince, alkolsüz içeceklerin yanında restaurantın güzel bir şarap menüsü var. Garsonun bizi yönlendirmesiyle biz Nero D'avola IGT (Sicilya şarabı) denedik. Tatlı-baharatlı tadını ben çok beğendim ancak dikkatimi çeken bir nokta, kırmızı şarap olmasına rağmen soğutulmuş olmasıydı. Normal şartlarda kırmızı şarap oda sıcaklığında içilir ancak Sicilya usulü olduğu için soğutularak servis edildiğini tahmin ediyorum. Restaurant zincirinin sahibi Şef Antonio Carluccio aynı zamanda bu güzel lezzetlerin de mucidi. Zaten mekanın girişinde bir stantta yemek kitapları yer alıyor ve bazen yemek kitaplarını imzalamak amacıyla Türkiye'ye geldiği de oluyormuş. Eğer yemek yapmaya veya İtalyan mutfağına meraklıysanız, yemek tarifi kitabını alarak deneyebilirsiniz. Bunu denemeden önce, mekana giderek yemekleri denemenizi tavsiye ederim :). İki kişi yaklaşık 100-150 TL'ye çıkabiliyorsunuz (ancak biz tatlı & kahve denemedik, bilginize). 


Dilerseniz menüyü buradan inceleyebilirsiniz:
http://www.carluccios.com/static/pdfs/menus/Main_Menu_TURKEY.pdf 

Şarap menüsü için:
http://www.carluccios.com/static/pdfs/menus/Drinks_Menu_TURKEY.pdf 

9 Ekim 2014 Perşembe

Kafkas Yemekleri

Madem ki Kafkasya topraklarına adım attık, sanırım yemeklerini tatmadan dönmek uygun olmazdı :). Mutfağıyla ünlü bir coğrafya olmasına rağmen, Türkiye'ye yakın olması sebebiyle olsa gerek, tadını yadırgamadım. Daha önce Avrupa'da gittiğim ülkelerin mutfakları bu kadar ünlü olmadığı için bu konuda özellikle araştırmam & denemem olmamıştı. Ancak Avrupa ve Ortadoğu mutfaklarından etkilenen Gürcü mutfağı hakkında bir yazı yazmak faydalı olur diye düşünüyorum. Gitmeden önce yaptığımız araştırmada bazı yemekler hakkında fikir sahibi olmuştuk, tabi ki denemek ve fotoğraflamak ayrı güzel (aşağıdaki fotoğraflar bana ait). Bir güzel haberim daha var; Gürcistan'da en ucuz bulabileceğiniz şeylerden birisi yemek ve içecek (alkol dahil). Dağ köyleriyle şehir hayatıyla Gürcistan bir lezzet madeni... Madem ki bir değişiklik yaptık ve bu eski Sovyet ülkesine geldik, unutulmaz tatlar yaşamak istememiz de normal olurdu diye tahmin ediyorum :). Gürcü mutfağının dikkat çeken noktaları, Sulguni adı verilen tuzlu peynirin bol bol kullanılması, ceviz ve mısırın çokça tercih edilmesi ve tarhun denen Türkiye'de pek bilinmeyen bir otun lezzetinden faydalanılması...


Gürcistan'ın en meşhur içeceklerinden birisi limonlu gazozları (Biz Zedazeni marka denedik). Bu konuyu o kadar geliştirmişler ki, yerli meyvelerden (limonlu, armutlu) ve değişik tatlardan da (vanilya, tarragon) bu gazozları deneyebilirsiniz. Resimdeki yeşil renkli şişe tarragonlu (tarhun da deniliyor) gazoz, ve tadı okaliptüse benziyor. Bizim damağımıza pek uyan bir tata değil ancak Fransız mutfağında bolca kullanılan bir ot çeşidiymiş. Diğer turuncu şişe ise armutlu ve lezzet olarak en çok beğendiğimiz gazoz bu idi. Çorba ise Kafkas usulü bir tavuk çorbası ve tat olarak bizim yaptığımız terbiyeli tavuk çorbasına çok benziyor, tek farkı içinde ceviz iriliğinde tavuk eti parçaları var. Harço (Kharsho) adı verilen bu çorba üzerinde maydanoz ve kişniş otu yapraklarıyla servis ediliyor.


Gelelim en ünlü yemeğe...Khachapuri (Haçapuri) adı verilen bu özel pişirilmiş hamur işini denemeden Gürcistan'dan sakın dönmeyin (her yerde rahatlıkla bulabileceğiniz için mutlaka denersiniz diye tahmin ediyorum). Gürcücede Khacha bir tür peynir Puri ise ekmek anlamına geldiği için bu yemeğe Türkçe mealiyle "peynirli-ekmek" diyebiliriz. Yörelere göre değişen pek çok çeşidi var ancak bir tanesi sol resimde gördüğünüz gibi erimiş peynirin üstüne yumurta kırılarak yapılıyor (Acaristan Usulü). Taş fırında 5 dakika daha pişirilip kenarlarına mis gibi tereyağı sürülüyor. Diğer çeşit ise Mengrelian usulü denilen hamurun hem ortasında hem de üzerinde peynirle pişirilen ve bir çeşit pizzaya benzeyen Haçapuri. Türk mutfağına alışan kişilerin bu tadı beğenmeyeceklerini hiç sanmıyorum! Fotoğraflarda gördüğünüz bohça gibi mantıların adı da Khinkali. Bu bildiğimiz mantı gibi hazırlanıyor, hamur yuvarlak açıldıktan ve içine kıymalı harç (kıymaya hem dana hem domuz olabiliyor, dilerseniz tatmadan önce sorarsınız) konulup tepesinden bohça gibi birleştirilerek haşlanıyor. Bir porsiyonda 4 adet var ve herhangi bir sosla servis edilmiyor. Tabi dilerseniz yoğurt vb. bir sos kendiniz ekleyebilirsiniz.

Khinkali'in içinde et ve et suyu olduğu için bıçakla kesmek iyi bit yeme yöntemi değil ancak elinizle veya çatalla tepesinden tutarak ısırarak yemek en iyisi. Ayrıca fotoğrafta gördüğünüz saç örgüsü şeklinde hazırlanan da peynirlisi. Et yemiyorsanız, peynirlisini de deneyebilirsiniz. Ayrıca solda gördüğünüz resimdeki en sol tabakta bulunan gül şeklindeki sarmalar da ünlü bir Gürcü mezesi cevizli patlıcanlar. Uzun dilimler halinde kesilen patlıcanlar kızartılarak Satsivi denilen cevizli sosa bulanarak soğuk servis ediliyor. Bira ile oldukça uyumlu gidiyor, mutlaka tavsiye edilir!

Belki duymuşsunuzdur, Gürcü şarapları çok ünlüdür. Gürcülerin iddialarına göre, şarabın doğduğu topraklar burasıdır (7000 yıllık bir şarapçılık geçmişi var). Özellikle bazı tür şaraplar Türkiye, Rusya ve Avrupa'ya ihraç ediliyor ki sanırım Gürcistan'ın en büyük ihracat hacmini şarap oluşturuyor. 500'den fazla üzün çeşidiyle tüm tatları & şarapları öğrenip deneyemedim elbette ancak en tanınan yarı tatlı şarapları hem denedik, hem de satın alarak yanımızda getirdik :). Çeşitli markalar mevcut olsa da, en ünlülerden birisi Khareba Şarapları birisi de Teliani Valley. En ünlü şarap cinsi ise Saperavi denilen iri kırmızı üzümlerden yapılan yarı tatlı bir kırmızı şarap ve Kindzmarauli denilen ayrı bir tür. Ayrıca Mtsvani adı verilen bir tür beyaz şarap da mevcut ve tadı da oldukça ferah. Belki inanmayacaksınız ama şarap çok ucuz ve Türkiye'de bir şişe şaraba ödediğiniz paraya Gürcistan'da yıllanmış (5 yıllık) şarap alabilirsiniz.

Sağda fotoğrafını gördüğünüz sucuğun adı da Churchkhela. Bildiğimiz cevizli sucuk ancak Gürcistan'da çeşitli meyvelerden renk renk yapılıyor ve uygun fiyatlara (3-5 Lari) yol kenarlarındaki tezgahlarda bile satılıyor. Bir de Ponçiki denilen tatlı hamurun içine marmelat koyulup kapatılarak kızgın yağda kızartılıp servis edilen bir tatlıları var. Gürcü mutfağı tatlı açısından zengin değil ancak cevizli-meyveli sucuklar ve Ponçiki hem alışık olduğumuz hem de denenebilir lezzetlerden :).

Eğer Tiflis'e gidecekseniz bizim tavsiyemiz çarşıdak KGB Bar'a uğramanız (Harço'yu burada denedik, ayrıca meşe fıçılarında bekletildiği için viski tadında votkaları da mevcut. Tadına bakmak istersiniz belki :). Ayrıca merkezden funiküler ile tepedeki Funicular Complex Tbilisi Restauranta gidebilirsiniz, Haçapuri, armutlu ve targonlu gazoz ile Ponçiki tatlısını biz burada denedik. Diğer tatları Tiflis merkezde bulunan Mirzaani Rastaurant (მირზაანი)'da deneyebilirsiniz. Bu restaurantın şarap mahzeni gibi, uzunca bir tünele inşa edilmiş sakin bir görüntüsü var ve arka plandaki müzik ile dinlenmek için birebir (info@mirzaani.ge).

Siz de kendinize bir iyilik yapın ve mutfağı bu kadar ünlü, ucuz ve lezzetli bir yeri, hemen sınır komşumuz Gürcistan'ı kültür amaçlı gezin. Zira pasaport yok, vize yok, tek yapmanız gereken, uçak biletinizi alıp gitmek. (şarap almadan dönmeyin). İyi eğlenceler!