29 Ekim 2017 Pazar

İstanbul Bienal - Pera Müzesi

Bu hafta sonu Pera Müzesi tarafından da ev sahipliği yapılan 15. İstanbul Bienali'ni ziyaret ettim. Daha önce Pera Müzesi'ne gitmiştim, hatta Oryantalist Resim Koleksiyonu başlıklı yazıda size burada sergilenen bazı eserlerden (özellikle Osman Hamdi) bahsetmiştim (Tıklayınız). Üzerinden uzun zaman geçtiği için Bienal amacıyla aynı zamanda Pera Müzesi'ni ikinci kere ziyaret etmiş oldum. Bu arada Pera Müzesi'nin girişi ücretli (20 TL) ancak Bienal kapsamında hem müze hem de serginin girişi ücretsiz olduğundan bu fırsatı mutlaka değerlendirin derim. Bienal 12 Kasım'a kadar devam edecek, bir fırsat yaratın :). Bu arada Bienal birden fazla mekanda yapıldığından, en azından İstanbul Modern ve Galata Özel Rum İlköğretim Okulu'na da giderek bir kısmını tamamlayabilirsiniz. Bu arada eğer Bienale gidecek zamanınız olmasa da başka gün mutlaka Pera Müzesi'ni ziyaret edin, Kütahya Çini ve Seramiklerinde Kahve Serüveni (Kahve Molası) ve Osman Hamdi koleksiyonunu mutlaka görün.

Geriye kalan her türlü sorularınız için:
https://www.peramuzesi.org.tr/


22 Ekim 2017 Pazar

Hayalden Tuvale Resim Sergisi

Resim kursumuzun yeni dönemi başladı :). Bu demek oluyor ki artık kurstan sonra çeşitli resim & heykel sergilerini gezerek size bazı paylaşımlarda bulunmaya devam edeceğim. Bu hafta sonu Biyatro'da sergilenen Civan Canova sergisine katıldım. Civan Canova'yı mutlaka tanıyorsunuzdur, rol aldığı tiyatro, sinema veya dizilerde kendisini görmüşsünüzdür. Canova'nın resim yaptığını ben bilmiyordum, sergiyi de tesadüfen öğrendim, ama iyi de oldu. Cumartesi günü öğleden sonrası tam bir keşif günü oldu benim için. Sergi kataloğundan okuduğum kadarı ile Canova hep resim yapmak istemiş ancak büyük bir çabayla yaptığı resimlerin de iyi olduklarını hiçbir zaman iddia etmemiş. Ben kendi adıma resimlerini beğendim, çok canlı renkler kullanmıştı ve figürleri de karikatürize etmişti. Daha önceki paylaşımlarımda belirtmiştim, canlı renkler benim daha çok ilgimi çeker. Ayrıca önemli olan, figürleri karikatürize etmesine rağmen yüzlerdeki mimikleri çok iyi vermesiydi. Merak ediyorsanız, sergi 2 Kasıma kadar Bitiyatro'da ziyarete açık olacak. Adres: Tomtom Mahallesi, Camcı Fevzi Sk. No:34. İyi eğlenceler!
 
 



 

12 Ekim 2017 Perşembe

Hediyelik Kutu Yapımı

Benim yaptığım basit bir kutu oldu aslında, Google'dan baktığınızda muhteşem güzellikte tasarımlar & kutular görebilirsiniz. Yine de hem fikir vermesi hem de harekete geçirmesi açısında sizinle de kendi yaptığım kutuyu paylaşmak istedim. Eğer basit hediye kutusu yapacaksanız size kullandığım gerekli malzemeleri sayayım öncelikle:
 
- Kutu
- Akrilik Boya
- Fırça
- Vernik
- Yapıştırıcı
- Boncuk (pul, sim, kumaş, kurdele ne isterseniz)
 
 

 

 
Öncelikle istediğiniz boyutta & büyüklükte bir kutu alıyorsunuz. Ben almadım, Nepal'den gelmiş bir çay kutusunu kullandım :). Önce kutuyu akrilik boya ile bordoya boyadım (dilediğiniz rengi tercih edebilirsiniz). Sonrasında tüm kutuyu vernikleyip kurumaya bıraktım. Bu vernikleme işini mutlaka teras, bahçe, balkon gibi açık bir alanda yapmalısınız, aynı şekilde açık bir alanda kutu kurumaya bırakılmalıdır. Zira tahmin edeceğiniz üzere vernik çok koku yapıyor. Hatta kutu tamamlandıktan sonra bile birkaç hafta vernik kokmaya devam edebilir.

Sonrasında incilerle kutunun kapağını tek tek süsledim. Bunun için fazladan malzeme almadım, evdeki bir inci kolyeyi bozarak bir cımbız yardımı ile yapıştırıcı sürdüğüm kapağa tek tek yapıştırdım. Ben neticeden memnun kaldım, bordo ve incilerle süslenmiş bir kutu hayal etmiştim ve düşündüğüm gibi oldu. Siz de hayalinizde tasarladığınız kutuyu basit malzemelerle hemen yapabilirsiniz. Deniz kabukları veya taşlarla süslenmiş kutular da favorim. Kolay gelsin!

11 Eylül 2017 Pazartesi

Antalya Akvaryum ve Eğlence Merkezi

Her sene birkaç hafta annemlerin yanına Antalya'ya giderim ancak memleket olduğu için olsa gerek, Antalya'yı gezmek için pek arzum olmaz. Genelde Konyaaltı Plajına giderek ve kitap okuyarak vakit geçiririm. Ancak bu yaz bir arkadaşımı da davet ettim ve onunla da güzel zaman geçirebilmek adına Antalya'nın gezilip görülecek yerlerini gezdik. Antalya Aquarium Konyaaltı'nda Dumlupınar Bulvarında bulunuyor, ulaşım olarak kolay yerde. Her yerden toplu taşıma da bulunuyor. İnternet sitesinde ve akvaryum girişin giriş dolar olarak ücretlendirilmiş görünüyor ancak 35 Dolar olan giriş ücreti 40 TL. Üstelik ful paket alırsanız (Kar Dünyası + Oceanride + Wildpark Tropik Sürüngenler Evi) 80 TL'ye bilet alabilirsiniz. Biz de böyle yapmayı tercih ettik. Antalya Akvaryum'un mevcutlar arasında en büyüklerinden birisi olduğu söyleniyor ancak ben en çok sürüngenler evini beğendim. Tropik yılan, kertenkele, akrep, örümcek ve kurbağalar bulunuyordu. Üşenmeyip yazılan her bilgiyi tek tek okudum, sürüngen hayvanların dünyası gerçekten çok enteresan geliyor bana. Antalya'ya giderseniz gezmenizi tavsiye ederim, özellikle çocuğunuz varsa çok eğleneceğinden eminim. İyi eğlenceler şimdiden.
 
Online biletler için:
http://www.aquariumticket.com/ 

24 Ağustos 2017 Perşembe

Cupcake Tarifi

Biraz da güzel şeylerden bahsedelim :). Geçtiğimiz haftalarda işyerindeki arkadaşlara hoşluk olsun diye cupcake yaptım (nasıl yazılır bilemedim arkadaşlar fincan kek mi demek gerekiyor?). Tabi ben de ilk defa yaptığım için tarifi bilen birinden aldım ancak sonuç çok başarılı olduğundan sizinle de paylaşmak istedim, belki yapmak istersiniz. Bir de tarifi yazıya geçirmiş olayım ne olur ne olmaz, ileride yapmak isterim belki :). Öncelikle tarifi ablamdan aldım ve o da meşgul bir kadın olduğu için tarifi çok pratik. Bu nedenle uzun uğraşlar veya süslü kekler beklemeyiniz. Yine de kimsenin evde kek yapmadığı şu zamanda çok ilgi çekeceği kesin. Malzemeler:

- 3 yumurta
- 1 su bardağı şeker
- 1 su bardağı süt
- 1 su bardağı ay çiçek yağı
- 1 paket kabartma tozu
- 1 paket vanilya
- Göz kararı un (kek kıvamı alıncaya kadar)
- 1 paket kakao (eğer kakaolu yapacaksanız, sade de bırakabilirsiniz)
- Damla çikolata

Öncelikle geniş bir kaba yumurtaları kırarak başlıyoruz, akabinde tam yukarıda sıraladığım gibi şeker, süt, yağ ve unu ekliyoruz. Un ile beraber vanilya ve kabartma tozu da eklenerek mikser yardımı ile malzemeleri iyice karıştırıyoruz. Eğer kekinizi kakaolu yapmak isterseniz, bu aşamada kakao da ekleyebilirsiniz. Kek iyice kıvam alınca küçük kaplarına tam doldurmayacak şekilde döküyoruz. Üzerine damla çikolataları serpiştirerek tepsiye yerleştiriyoruz.
Önceden 180 derece ısıtılmış fırına tepsiyi yerleştirerek pişmesini bekliyoruz. Burada size herhangi bir süre veremiyorum maalesef, biraz göz kararı. Öncelikle iyice kabarmasını bekliyoruz kekin, piştiğini düşündüğünüz sırada bir numune alıp bıçak yardımı ile içinin piştiğinden emin de olabilirsiniz. Ancak bunu bir kere yapabilirsiniz zira kek pişerken fırın kapağının açılmaması gerekliymiş. Benim yaptıklarımı herkes beğendi, siz de bir deneyin. Şimdiden afiyet olsun!

 

12 Ağustos 2017 Cumartesi

Soğuk Çay Tarifleri - KUMED

Geçen hafta Koç Üniversitesi mezunlar derneğinin soğuk çay tadımı aktivitesi vardı. Böyle çok vakit almayan eğlenceli aktivitelerden çok hoşlanırım bu nedenle katıldım. Zaten mezunlar derneği de (KUMED) lokasyon olarak rahat ulaşılabilir bir yerde olduğu için gidip gelmek de kolay oluyor. Soğuk çay tadımı yalnızca çay tadımı değil bir workshop gibi olduğu için hem eğlenceli vakit geçirdim hem de eski arkadaşlarımı gördüm. Ayrıca güzel birkaç soğuk çay tarifi de öğrendim :). Yazın bu sıcak günlerinde zevkle hazırlayıp içeceğinizden eminim. Bu arada bize bu sunumları ve tarifleri hazırlayan organizasyon Ronnefeldt. Harika çayları var ve Karaköy'de de kafeleri olduğunu öğrendim eğer gitmek isterseniz. Bazı tarifler için Ronnefeldt çaylarına da ihtiyacımız olacak bu arada. Hemen başlayalım:



Soldaki çay "Çilek Aromalı Soğuk Çay" olarak adlandırılmış. İçinde:

1. Ronnefeldt Sweet Berries Çayı
2. Çilek Şurubu (opsiyonel)
3. Yaban mersinleri
4. Ve tabi ki buz bulunuyor.

Önce potun içinde beş adet sweet berries poşey çayı yarısına kadar su ile 10 dk demliyoruz ve hemen ardından hemen soğuması için içine bir kalıp buz atıyoruz. Aslında vaktiniz varsa potu tamamen doldurarak 10 dk çayı demleyip kendi kendine soğumaya da bırakabilirsiniz. Soğuduktan sonra bardağa alarak tatlandırmak için çilek şurubu koyabilirsiniz. Sunum için birkaç küp buz ve 5-6 adet yaban mersini kullanıyoruz. Frambuaz da tercih edilebilirmiş ancak renk açısından yaban mersini daha uyumlu  Afiyet olsun :)


İkinci çayımız "Karpuzlu Yeşil Çay". Bu çay tat anlamında biraz iddialı çünkü karpuz/fesleğen yan yana herkesin hoşuna gidecek bir ikili olmasa gerek. İçinde:

1. Demlenmiş soğutulmuş yeşil çay
2. Karpuz Suyu
3. Fesleğen
4. Buz bulunuyor.

Söylenene göre yeşil çay farklı tatları kaldırabilen nötr bir tada sahipmiş. Bu nedenle baskın meyvelerle bir arada soğuk çay yapılabiliyormuş. Bu tarifte, bir sürahiye %60 yeşil çay % 40 karpuz suyu eklenip soğutularak bardağa alınacaktır. Bardağa aldıktan sonra birkaç küp buz ve birkaç tane hafif ezilmiş fesleğen yaprakları ile süslenerek sunum yapılacaktır. Eğer tadı az gelirse, elma şurubu ile tatlandırılabilir çünkü elma çayı söylenene göre baskın olmayan doğal bir şeker sağlayabiliyormuş.


En son tadımı yapılan çay "Soğuk Masala Çayı". Bu yapımı zor bir çay olduğundan orada hazırlanmadı ve hazırlanmış şekilde bize getirildi. Masala Çayı Hint kökenli, çeşitli baharatlarla hazırlanan ve sütte demlenen enfes bir çay (Chai tea latte gibi). Hindistanlılar baharatları tavada çevirip üzerine süt ekleyerek hazırlıyormuş çayı ancak biz burada Ronnefeldt'in masala çay poşetlerini kullanacağız :). İçinde:

1. Masala Çay poşetleri
2. Süt
3. Çubuk tarçın
4. Buz bulunuyor.

Sıcak sütte (1 pot süt için beş poşet) yaklaşık 10 dk demledikten sonra sütü soğumaya bırakıyoruz. Soğuyan süt bardağa alınarak birkaç küp buz ve çubuk tarçın ile servis ediliyor. Tadını az bulursanız içine mono bir tatlandırıcı olan elma şurubu koyabilirsiniz. Afiyet olsun!

21 Temmuz 2017 Cuma

Kır Çiçekleri

Bir arkadaşımın nikah şekeri çiçek tohumlarıydı. İçinde kır çiçeklerinden tohumlar bulunan küçük pembe bir topçuk. Büyük bir heyecanla toprağa diktim ve bir hafta sonra minik yeşil filizler verdi. Bu filizlerden bazılarını yanlışlıkla öldürdüm, o kadar narinler ki toprağı havalandırırken veya sularken kırılıveriyorlar. Sonunda birkaç tanesini büyütmeyi başardım :). Bir tanesi sarı papatya ama diğerlerinin adını bilmiyorum. Özellikle pembe ve kat kat açılmış olan çiçeğin adını bilmek isterdim. Bazı mutluluklar bu kadar basit işte, tohumundan tomurcuğuna kadar incelikle ilgilendiğiniz, suyunu verip güneşin açısına göre yerini değiştirdiğiniz bir bitkinin çiçek açtığını görmek :). Şimdi hem sarı papatyanın hem de pembe çiçeğin iki tomurcuğu daha var, heyecanla bekliyorum. Siz de hoşunuza gidecek küçük bir şey yapmak istemez misiniz?





 

18 Temmuz 2017 Salı

Riga (Letonya) Gezi Yazısı

Stockholm'de uzun kaldığımız için yine cruise turla Riga'ya geçtik. Daha önceki yazımda Viking Line turuyla Helsinki'ye geçtiğimizden bahsetmiştim. Stockholm limanından cruise turlarla Finlandiya, Letonya veya Estonya'nın önemli şehirlerine ve Baltık'taki adalara cruise turlar bulunuyor. Eğer vaktiniz ve arzunuz olursa, Viking Line veya Tallink & Silja Line turlarını inceleyebilirsiniz (linkleri aşağıdadır). Biz Riga'ya Tallink & Silja Line ile gittik, ücreti seçilen tarihe göre 120-170 Euro arasında değişiyor, saatleri de; yine akşam saatlerinde (16:30-17:00) Stockholm'den ayrılıyor, sabah (09:00-09:30) gibi Riga limanına varıyor ve dönüş de aynı şekilde Riga'dan akşam saatlerinde oluyor. Cruise turların bir güzelliği de yolculuğun kendisi. Eğer gemi yolculuklarını seviyorsanız, yanınıza içeceğinizi, sandviçlerinizi alarak geminin güvertesinde güzel bir lokasyonda oturup denizi seyrederek de gidebilirsiniz. Zaten haziran-temmuz aylarında seyahat ediyorsanız, güneş bir türlü batmayacağı için güzel ve saatler süren bir gün batımı göreceğinizi garanti ederim :).


Riga çok güzel bir şehir, Ortaçağ'dan fırlamış gibi. Bu nedenle old-town'u çok beğendim. Görülmesi gereken pek çok yer bu bölgede olduğundan gezilmesi zor bir yer değil. Old Riga'da görülmesi gereken yerlerin başında "Town Hall Square" ve "The House of Blackheads" geliyor. Özellikle 14. yüzyılda inşa edilen The House of Blackheads (solda) dönemin en zengin ve prestijli yapılarından biriymiş, ancak ikinci dünya savaşında büyük hasar gördüğü için 1999 yılında büyük bir tadilattan geçmiş. İçerisi müze ancak tadilat dolayısıyla biz göremedik, umarım siz gittiğinizde ziyaret için müsait olur.

Old Riga'daki diğer önemli yapılardan birisi St. Peter's Church (kilise). 1209 yılında kırmızı tuğlalardan yapılan bu kilise çatısından old-town'un güzel bir panoraması da sunuyor. Ancak şaşırtıcı bir haber, kiliseye giriş ücretli. Bu Avrupa'da nadiren karşılaştığım bir olay, genelde hepsinin girişi ücretsiz olurdu, o nedenle bu duruma şaşırdım. National Opera (Opera binası), Freedom Monument (Özgürlük Anıtı), Livu Square (Livu Meydanı) ve Dome Square (dome Meydanı) görülmesi gereken diğer yerlerden. Riga'nın bir diğer güzelliği de bu meydanları çevreleyen, sardunya gibi renkli çiçeklerle süslenmiş kafeler. Serin havada bu güzel & renkli kafelerin sokağa taşmış masalarında güzel bir kahve içebilirsiniz :).

Riga'da ilgisini çeken kişiler için Art Museum (Sanat Müzesi) ve Art Nouveu tarzı binalar (Modern Sanat) bulunuyor. Her ne kadar modern sanat gelişmiş olsa da, maalesef Kuzey ülkelerinde geleneksel bir sanat keşfedemedim, özellikle resim konusunda bir tespitim olamadı. Bu nedenle bu Art Museum altın değerinde. Tabi tüm Avrupa başkentlerinde olduğu gibi, burada da Museum of the History of Riga (Riga Tarih Müzesi) de bulunuyor (tarih meraklıları için). Bu yerlerin lokasyonlarını tespit etmek için, herhangi bir turist bilgilendirme merkezinden aldığınız old-town haritası yeterli olacaktır (dediğim gibi yürüyüş mesafesinde zaten).

Riga birkaç yüz yıl önce loncalardan oluşan bir yermiş, bu nedenle her loncanın kendi tarzında binaları bulunuyor, hatta locadan çıkarılan bir adam kendi binasını yaptırıp, evin damına diğer loncaya arkasını dönmüş bir kedi heykeli kondurmuş (fotoğrafı sağda). Bu nedenle Riga'nın diğer bir simgesi de tüyleri kabarmış bir kara kedi :). En önemli lonca binası ise, yazının başında yer alan "Three Brothers" evi. Görülmesi gereken diğer yerleri kısaca bahsetmek istiyorum, Riga Castle (Riga Kalesi) maalesef çok çekici bir yer değil, Christ Catedral, Bergs Bazaar ve Central Market'ten başka bir yer aklıma gelmiyor. Central Market Avrupa'nın en eski ve en büyük açık marketlerinden birisi. Çok eski (Sovyet tarzı) ve çok ucuz olduğu için ilginizi çekeceğini tahmin ediyorum.

Gelelim en önemli konuya, muhteşem bir Orta Çağ restoranı bulunuyor şehir merkezinde. İçerisi tamamen bir Orta Çağ hanı kullanılarak yapılmış ve neredeyse hiç değiştirilmemiş. Garsonlar çuval şeklindeki Orta Çağ hancı giysilerinden giyiyor ve ekmekleri taş değirmenden eski usul öğüttükleri buğdaydan kendileri yapıyorlar, ayrıca biralarını da öyle. Yemekleri harika, tamamen eski tariflerden yola çıkılarak yemekler hazırlanıyor. Siz yine de menüden incelersiniz ancak biz tavşan ve somon tercih ettik. Yanında pişirilmiş bütün sarımsak ve kuskus bulunuyordu.


Yemekler gerçekten harikaydı, o atmosferde tadı damağımda kaldı diyebilirim. Biz gitmeden önce rezervasyon yapmadık ancak yer bulabildiğimize göre (içerisi sandığınızdan büyük) yer bulmakta zorlanmayacağınızı tahmin ediyorum. İki kişi toplan 50 Euroya çıkılabiliyor, tatlı alırsanız 70 Euroya kadar ödeme yapabilirsiniz. Menü ve diğer fotoğraflar için internet sitesi: http://rozengrals.lv/en/



Diğer yerler & bilgiler:

- Riga para anlamında çok uygun bir şehir, alkol çok ucuz ve kahve (bardaklar dev gibi) - kruvasan gibi atıştırmalıklar toplamda 5 Euro'yu geçmiyor.

- Küçük bir şehir merkezi (old-town) olduğundan, yürüyerek de gezilebiliyor. Kart almanıza ya da toplu taşıma aracına binmenize de çok gerek yok.

- Riga'da hanımlar çok güzel, Slav kökenli oldukları için böyle olduğunu tahmin diyorum. Ancak halkın öyle çok kibar bir halk olduğu veya iyi seviyede İngilizce bildiklerinden söz etmek çok zor.

- Riga'nın "amber taşı" çok ünlü. Sokaklarda bile amber taşından hediyelik eşya veya mücevher satan stantlar bulunuyor. Fiyatları da çok fazla değil, kendinize hatıra olarak amber taşından bir bileklik veya küpe alabilirsiniz.

- Riga'da gece hayatının çok hareketli olduğu söyleniyor, biz zaman kısıtımızdan dolayı bu şekilde bir tecrübe yaşayamadık ancak vaktiniz varsa belki bir gece eğlencesine çıkabilirsiniz.

- Her ne kadar Haziran-Temmuz ayında da gitseniz, hava yine de serin (17-20 derece). Bu nedenle mutlaka sıcak tutacak bir ceket/hırka/mont ve küçük bir şemsiye yanınızda bulundurun.


Orta Çağ'dan fırlamış bu şehri görmenizi mutlaka tavsiye ederim, çok seveceğinizden eminim. Mutlaka Rozengrals restoranında bir yemek yiyin ve kendinizi Lancelot film setinde gibi hissedin :). İyi eğlenceler!