28 Şubat 2017 Salı

Paris Gezi Yazısı

İş amaçlı gidecektik  ancak Paris'e kadar gitmişken biraz daha kalmanın iyi bir fikir olacağını düşündük. Bu nedenle üç günlük iş ziyaretimize kendi imkanlarımızla üç gün daha ekleyerek iş gezisine gidecek grupla Paris'i gezme kararı aldık. Ekibimizden bir arkadaşımız öğrencilik yıllarında bir süre Paris'te kaldığı için gezilip görülecek yerler konusunda çok bilgisi vardı, o nedenle gezi planını hazırlamayı ona bıraktık. Eğer bir gün gezi amaçlı Paris'e gitmek isterseniz, siz kendi gezi planınızı hazırlayın diye bazı paylaşımlarda bulunmak istedim ben de. Öncelikle biz Paris'te Fontaines du Luxembourg Hotel'de kaldık ve vergiler dahil iki kişilik odaya üç gece için toplam 292 Euro ödedik (kişi başı ödeme bu fiyatın yarısı). Otelimiz çok merkeziydi (Lüksemburg Bahçelerine çok yakındı) ayrıca personeli de çok kibardı. Bu nedenle Paris gezinizde bu oteli tavsiye ederim. İkinci bir husus da, alkol vb. içecekler uygun fiyatlı olsa da Paris çok ucuz bir şehir sayılmaz :)
 
Otele yerleştikten sonra yakın olduğu için ilk ziyaret noktamız Lüksemburg Bahçeleri oldu. Hava gayet açık ve güneşli olmasına rağmen Paris'e şubat ayında gittiğimiz için bu bahçenin tadını çıkaramamış olabiliriz. Belki de bahar-yaz aylarında gitmek bahçenin güzellikleri açısından daha iyi olur :). Yine yürüme rotasından çıkmadan sırasıyla Latin Quartier,  Pantheon (solda), Notre Dame Katedrali (sağda) ve Sen Nehrine (La Seine) kadar yavaş yavaş gittik. Sen Nehri kıyısında pek çok ressam resim yapıyordu ve kızlı erkekli gençler şarap içip güzel vakit geçiriyordu. Gerçekten Paris bu güzellikler açısından dört dörtlük bir şehir. Notre Dame Katedrali'nde de aklıma hep Victor Hugo'nun Esmeralda'sı geldi. Onun yaşadığı dönemleri hayal ettim. Bu arada Notre Dame Katedrali önünde uzun kuyruklar oluşuyor, içine girmek isterseniz bunu öngörerek plan yapınız (giriş ücretsiz ama kuleler ücretli 10 Euro).

Buradan yürüyerek Eyfel Kulesi'ne (Eiffel Tower) gittik. Eyfel Kulesi'ni yakından görmek de güzel bir tecrübe gerçekten. Sürekli filmlerde, kart postallarda, resimlerde gördüğümüz Eyfel'i yakından görme fırsatınız olursa kaçırmayın derim. Kule benim tahmin ettiğimden çok daha büyük ve heybetli göründü gözüme. Ancak buraya da uzun bir giriş sırası var, biz beklemedik. Paris gezinizden önce internet üzerinden "skip the line" bilet alırsanız kendinize bir iyilik etmiş olursunuz diye düşünüyorum. Biz bu biletleri alamadığımız için marketten birkaç şişe şarap (3-4 Euro) ve Fransız peynirlerinden alarak Eyfel'in altında hoşça vakit geçirmeyi seçtik. Burada biraz oturup dinlendikten sonra akşam yemeği için Paris'in geleneksel restoranlarından birisi olan Le Relais de l’Entrecôte'a  (sağda) gittik. Kötü haber: Burada da uzun bir sıra bekliyorsunuz. Ama beklediğinize değeceğini garanti ediyorum. Menümüz: Fransız bifteği, hardal sosu, patates ve menüdeki tatlılardan birkaçı şeklinde oldu, zaten sizin de fazla seçeneğiniz yok zira burası biftek restoranı :).


Ertesi gün sabah kalkınca ilk işimiz ünlü Fransız kruvasanından kahvaltı yapmak oldu. Merkezde ünlü bir yer olduğu söylendi bize: Eric Kayser. Burası uzun yıllardır kruvasan yapan ünlü bir yermiş, bir kruvasak + bir kahve fiyatı 5.35 Euro. Kahvaltıdan sonra ilk durağımız Le Pere Lachaise mezarlığı (solda) oldu. Ölümsüzlerin mezarlığı olarak bilinen Pere Lachaise'de o kadar çok ünlü kişinin mezarı var ki şaşırırsınız. Ayrıca mezarlar alıştığımız tarzda mütevazı taşlardan oluşmuyor, her birisi bir anıt bir sanat eseri sanki. Bir mezarlık sizde hayranlık uyandırır mı? İnanmayacaksınız ama hem hayranlık uyandırıyor hem de huzur veriyor. Burada Edith Piaf, Balzac, Jim Morrison, Oscar Wilde gibi ünlülerin mezalarının yanı sıra Ahmet Kaya ve Yılmaz Güney'in de mezarları bulunuyor (üzerinde en çok çiçek olan mezar Yılmaz Güney'indi). Belki daha nice insanlar var ama çok büyük bir mezarlık olduğu için biz herkesi ziyaret edemedik.

Buradan çıkınca sanki o ana kadar yaşadıklarımıza tezat oluştururmuş gibi Opera Binası (Palais Garnier, fotoğrafı en altta) ve Galeries Lafayette'e (solda) gittik. Galeries Lafayette Paris'in en ünlü, en eski ve en pahalı alışveriş merkezi. İçince çok pahalı markaların en seçkin ve en son moda ürünleri bulunuyor. Tahmin edersiniz ki herhangi bir şey alamadık ama olsun eli boş gönlü hoş ayrıldık. Buradan çıkınca sevimli Fransız kafelerinde bir şeyler yiyip içtikten sonra Montmartre'deki Sacré-Cœur Bazilikası'na (sağda) gittik. Burası girişi ücretsiz olan ve neredeyse tüm Paris'i tepeden gören bir yerde yapılmış. Hava yavaş yavaş kararırken Sacre-Coeur'un çevresindeki genç ressamların eserlerini (aşağıda sağda birkaç örnek var) ve çevredeki küçük sanat galerilerini dolaştık. Zaten Paris'te de burası Ressamlar Tepesi (Place du Tertre) olarak bilinirmiş.

Montmartre'de  biraz turladıktan sonra Bistro de Montmartre adı verilen sevimli bir yerde Fransızların ünlü soğan çorbasını denedik (yaklaşık hesap içeceklerle birlikte kişi başı 20 Euro). Ben kendi adıma soğan çorbasını çok beğendim, ama arkadaşların tepkisinden anladığım kadarı ile her damak zevkine hitap etmiyor. Siz yine de deneyin :). Buradan çıkınca elimize birkaç bira alıp Sacre-Coeur'un önündeki merdivenlere oturduk zira hem hava kararırken şehir manzarası harikaydı hem de küçük amatör gruplar harika müzikler yapıyordu. Dolayısıyla bu merdivenlerde pek çok genç insan & turist bu grupları dinleyerek hoş vakit geçiriyordu ve kimse  gençleri rahatsız etmiyordu. İnsan bazen gerçekten hayret ediyor. Saat biraz ilerleyince Moulin Rouge'a  (solda) geçtik. Moulin Rouge'da oldukça güzel programlar vardı ancak hem fiyatlarının yüksek olması hem de vaktimizin az olması nedeniyle katılamadık (ortalama bir şov programı 180 Euro'dan başlıyor). Bu nedenle burayı dışardan görmekle yetindik :).
 
Bir gün sonraki programımız da çok yoğundu. Fransız kahvaltısından sonra ilk olarak Art Bridge'e gittik. Hemen heyecanlanmayın, buradaki kilitlerin hepsini kaldırmışlar, yalnızca temsilen bir zincirde üç-beş kilit bırakılmış. Köprüyü geçince diğer tarafta Louvre Müzesi'ne (solda) ulaştık nihayet. Biz biletleri daha önce internet üzerinden "skip the line" olacak şekilde almıştık (15 Euro), bu şekilde yapmanızı tavsiye ederim, sıra beklemiyorsunuz :). Louvre Müzesi bizim en az yarım günümüzü aldı, ki hala bitmemişti ancak gruptan sıkılıp çıkanlar oldu. Onlar çevrede kozmetik alışverişi yaparken biz kalanlar devam edebildiğimiz kadar devam ettik ama yine de bitiremeden çıkmak zorunda kaldık. Louvre yarım günde gezilecek müze değil gerçekten, bu nedenle yalnızca en çok merak ettiğimiz koleksiyonları gezdik.
 
Louvre'dan çıkınca büyük bir neşeyle Paris'in en ünlü caddesi Champs Elysees (Şanzelize)'ye doğru yola çıktık (solda). Şanzelize uzun ve geniş bir cadde, iki tarafında alışveriş için pahalı mağazalar bulunuyor. Tam anlamıyla Paris için ne ifade ettiğini bilmiyorum ama Zafer Takı (Arc de Triomphe) şehrin tam merkezi olarak kabul ediliyor. Burada biraz turlayıp, gece Eyfel Kulesi'ni gören güzel bir mekanda yemek yemeye gittik. Biz rastgele seçtik mekanı o nedenle size de herhangi bir öneride bulunmuyorum. Yemekten sonra içeceklerimizi de alıp, Eyfel'in tam karşısındaki terasta içtik. Bu güzel bir aktivite oldu zira hava karardıktan sonra her saat başı Eyfel kulesinin ışıkları yanıyor ve güzel bir görüntü oluşturuyor.
 
Benim Paris için aktaracaklarım şimdilik bu kadar, arada unuttuklarım da olabilir. Mesela adını not almadığım için Fransız biraları veya tatlıları hakkında tavsiyede bulunamıyorum :). Zaten bazı güzellikleri de kendiniz keşfetseniz daha iyi olur sanki. Biz zaman kısıtından dolayı Orsay Müzesi (Musee d'Orsay), Pompidou Modern Sanat Müzesi, Rue des Lombards ve bazı katedral ve şapellere (Sainte Chapelle) gidemedik ama vaktiniz olursa siz mutlaka gidin. Paris'te sanatla yapılmış herhangi bir şeyi sevmeyeceğinizi sanmıyorum, özellikle benim gibi sanattan hoşlanıyorsanız.
 
Aklımda Kalanlar/Tavsiyeler:

1. Bir kruvasan asla yeterli olmuyor doymak için, birkaç tane alın.

2. Eğer vaktiniz ve paranız olursa Esmeralda müzikaline ya da Moulin Rouge'daki etkinliklere mutlaka katılın. Ben gidemedim ama aklıma takıldı, inşallah bir gün gideceğim.

3. Biz pek çok rotayı yürüyerek gezdik, bazı yerlerde metro kullandık, oteliniz şehir merkezinde olursa siz de böyle yapabilirsiniz. Metro kullanacaksanız bileti mutlaka günlük alınız, tek kullanımlık almayınız.

4. Hava güzelse şubat ayında gitmekten de korkmayın, çok soğuk olmuyor. Anı olarak birkaç minik tablo/resim alın veya siz kendiniz yapın :)

Umarım ki Paris'i ziyaret edecek fırsatınız olur ve siz de bu muhteşem kentin tadını çıkarırsınız. Fransızları sevmiyorum filan diyebilirsiniz ama bu Paris'i sevmenize engel olmamalı. Paris; Ressamlar Tepesi, lezzetli ve ucuz şarapları, müze ve galerileri, hiç bozulmamış tarihi güzellikleri ile  gördüğüm Avrupa kentleri arasında en beni en çok etkileyenlerden biriydi diyebilirim. Kendinize bir iyilik yapın ve Paris'i gezin. İyi eğlenceler!

29 Ocak 2017 Pazar

Hafta sonu Afyonkarahisar

Bu hafta üç gün (cuma-cumartesi-pazar)  Afyonkarahisar'da bulunan NG Sapanca Hotel'e eğitim amacıyla gittik. Tüketici Hukuku Seminerleri hakimlern katılımı nedeniyle lokasyon olarak yakın olmasından dolayı sanırım Afyonkarahisar'da yapılıyor. Yine de bu durumda şikayetçi değilim elbette. Daha önce Afyonkarahisar'a hiç gitmedim, yalnızca öğrecilik yıllarımda birkaç kez otobüsle içinden geçmiştim. Şimdi yine tam olarak gezebildiğim söylenemez (kaleye çıkamadım mesela) ancak önemli sayılan bazı yerleri görme şansımız oldu. Eğitim dışında, yeme-içme-dinleme odaklı bir hafta sonu geçirdiğimizden, şehir hakkında değil de, daha ziyade izlenimlerim hakkında konuşacağım gibi görünüyor.


Afyonkarahisar'ın en ünlü yiyeceği bildiğiniz üzere "kaymaklı ekmek kadayıfı". Benim aslında tatlıya çok merakım yoktur, genelde de tercih etmem. Ancak bu tatlının kaymağından dolayı sanırım, çok hoşuma gitti, en son Van'daki kahvaltıdan sonra bu kadar lezzetli kaymak yememiştim. O nedenle tavsiye ederim. Diğer yöresel tatları denemeye fırsatımız olmadı, ama kaymaklı şeker, kaymaklı lokum ve sucuk alışverişini yaptık. Hepsi birbirinden lezzetliydi, gerçekten almalısınız. Biz alışverişlerimizi Afium Outlet Eğlence Merkezi olarak bilinen, şehrin biraz dışındaki bir merkezden yaptık. Sucuk & lokum almak niyetindeyseniz, burası fena bir fikir gibi görünmüyor.

Afyonkarahisar'ın ziyaret için tercih edilmesinin en önemli nedenlerinden birisi şifalı suları. Kaplıcaları ve şifalı suları ile ünlü olduğu için pek çok termal otel bulunuyor. Bu nedenle dinleme amaçlı tatiler için birebir. Bizim kaldığımız otel de terman otellerden birisiydi dolayısıyla hamam-termal havuz-sauna-kese-köpük her türlü imkandan faydalandık. Yenilenmek ve haftaya güzel başlamak için eğer fırsatınız varsa Afyonkarahisar güzel bir kaçamak olabilir. Afyonkarahisar'a daha güzel bir havada giderseniz, çarşısınız, mevlevihaneyi, Karahisar kalesini, müze, anıt ve camilerini gezerek yöresel yemeklerini şehrin içinde tadabilirsiniz.
İyi eğlenceler dilerim!





1 Ocak 2017 Pazar

Yeni Yıl Planları - 2017

Anımsarsanız, önceki iki yıl da bu yönde yazılar ve planlar yapmıştım ve büyük oranda uygulamaya koymuştum. Aslını sorarsanız, hiçkimsenin (benim de sizin de) bu şekilde planlarınızı yazıya döküp uygulamaya koymaya ihtiyacınız yok, ancak yeni yılın ilk günü, durup da geriye baktığınızda, neleri yapıp neleri yapmadığınızı daha net görüyorsunuz :) O nedenle ben tavsiye ediyorum, oldukça motive edici oluyor. 2016 yılı çok fazla değişimleri içeriyordu benim için, hayatımda çok değişiklik yaşandı. Kötü şeyler yaşanmadı elbette, iş değiştirdim, yüksek lisansa başladım, bazı kararlar aldım. Henüz iyi mi kötü mü bilmiyorum, ancak 2017 yılı bana gösterecek bu seçimlerimn sonuçlarını. Hayat tercihlerden ibaret değil mi zaten? Hadi beraber geçtiğimiz yılın bilançosuna bakalım ve yeni planlar yapalım:

2016 yılı kazanımlarım:

- Kitap bloguma göre, bütün yıl boyunca 49 kitap okumuşum, iyi bir tempo diye düşünüyorum, yaklaşık haftada bir kitap okumuşum: http://mahrem-i-esrar.blogspot.com.tr/

- Sinema bloguma 44 kayıt girmişim, bu durumda ayda yaklaşık dört film izlemişim diyebilirim. http://sinemubi.blogspot.com.tr/

- Bu blogda yazdıklarıma bakılırsa, geçtiğimiz yıl daha önce detaylı şekilde görmediğim 5 yere gitmişim (Sapanca-Abant, Karaköy-Hasköy, Barselona, Adatepe Köyü ve Denizli gezi yazıları), 1 kere yurt dışına çıkmışım. 2 yeni yemek öğrenmişim ve planladığım gibi 2 yağlı boya tablo bitirmişim. Bir önceki yıla göre performansım biraz düşmüş, nedenini bilmiyorum, sanırım iş yoğunluğum arttığı için, bir de yüksek lisans da beni etkilemiş olabilir tabi.

Yine de fena değil ben mutluyum. Bakalım 2017 için planladıklarımın ne kadarını yapabileceğim:

- Haftada bir kitap okuma fırsatım olsun, çok ideal! Ancak bu yıl en azından 3 tane İngilizce kitap okumak istiyorum, bu konuya ağırlık vereceğim.
- Daha fazla tiyatro, resim sergisi, fotoğraf sergisi vb. gitmeliyim, her geçen yıl azaldığını fark ettim. 
- Resim kursunu aksatmayacağım ve yine planım iki adet tablo bitirmiş olmak!
- Yüksek lisansı başarıyla bitirmek :)
- Bu yıl da en az 2 kere yurt dışına çıkmak istiyorum! Vaktim olursa, hem İstanbul'u hem de Türkiye'yi elimden geldiğince keşfetmeye devam edeceğim. 
- Spor yine yıllık gündemimde değil ancak evde bazı çalışmalar yapabilirim diye düşünüyorum.
- Bu yıl iki makale yayınlatmak istiyorum, komisyon çalışmalarına da devam edeceğim, umarım nefes almaya da fırsat bulurum.

Geçen yıl ile aynı şekilde bitireceğim yazımı, planlarımı gerçekçi yaptığım için gerçekleştirebileceğimi düşünüyorum, yeter ki fırsatım ve sağlığım olsun. Ben çalışmalara başladım bile, siz ne alemdesiniz? Herkese mutlu yıllar dileğimle!

30 Aralık 2016 Cuma

Soyut İfadeler Resim Sergisi

5-23 Aralık tarihleri arasında Tünel Sanat Galerisinde sergilenen Feryat Aydemir'e ait "Soyut İfadeler" resim sergisi hakkında yazı yazmayı unutmuşum. Bu nedenle bu yazı tarihi itibariyle bu salonda ressamın sergisi sona ermiş olacak ancak farklı tarihlerde başka sanat galerinde sergileri oluyor galiba, internetten takip edebilirsiniz. Feryat Aydemir'in resimleri gerçekten soyut sanata örnek olabilecek şekildedir. Bildiğiniz üzere, soyut sanat, genel anlamıyla doğada varolan gerçek nesneleri betimlemek yerine, biçimler ve renklerin, temsili olmayan veya öznel kullanımı ile yapılan sanata denir. Göründüğü gibi basit çalışmalar değildir aslında, figüratif sanatın bir üst çalışması bile denilebilir. Biraz araştırma yaparsanız, hakkında pek çok şey öğrenebilir ve İslam ve Musevi kültürü ile bağlantısı olduğunu da görebilirsiniz. Ben aslında figüratif çalışmaları, nonfigüratif eserlere göre daha çok severim, ancak her türün kendi seveni olduğunu da öngörmek gerekiyor tabi. Sergi sona ermiş olduğundan ziyaret edemeyeceksiniz ancak bazı eserlerin fotoğrafları aşağıdadır (üzerine tıklarsanız resimler büyüyecektir):


 

28 Kasım 2016 Pazartesi

ART pARTy Resim Sergisi

Ebülfez Ferecoğlu'nun Tünel Sanat Galerisi üst salondaki bu sergisinde sizin de dikkatinizi çeken bir husus mutlaka vardır: Serginin adının yazılışı. Nedenini henüz bilmesem de "ART pARTy" şeklinde bir isim belirleyerek bu şekilde yazmayı uygun bulmuş ressam. Herhangi bir kaynakta bunun nedenini okuyamadım, bu yüzden hala merak ediyorum. Ressam Ebülfez Ferecoğlu Azerbaycan doğumlu ve Nahçıvan'da güzel sanatlar eğitimi almış ve Rusya’nın değişik şehirlerinde karma sergilere ve sanat turlarına katılmış. 1997’de Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Basın Müzesi’nde resim öğretmenliğine başlamış ve özel bir atölyede de resim çalışmalarını sürdürmekteymiş. Tarzı benim sevdiğim türden, renkli ve karmaşık. Her ne kadar yorucu olduğunu düşünsem de, ben renkli resimlere özel olarak ilgi duyuyorum nedens. Sergi 2 Aralık'a kadar Tünel Sanat Galerisi'nde devam edecek, iyi eğlenceler!

27 Kasım 2016 Pazar

Hislerin Göçü Resim Sergisi

Ziraat Bankası Sanat Galerisi'nde (Tünel Sanat Galerisi) bu hafta Aksel Zeydan Göz'ün "Hislerin Göçü" resim sergisi vardı. Resim sergilerini ziyaret etmeyi çok sevdiğimden bu sergiye de kurs çıkışı vakit ayırdım. Aksel Zeydan Göz'ün resimlerini çok beğendim, zira canlı renkleri ve figüratif çalışmaları özellikle beğenirim. Ressam, eserlerini akrilik & yağlı boya olarak çalışmış, serginin adını ise kendi deyimiyle ruh halindeki mevsim değişimlerine tekabül eden duygu değişimlerinin tuval üzerine yansıması olarak seçmiş. Ressamın sergisi hakkındaki diğer açıklamaları: "Resimlerin herbiri kendi içinde pek çok odaklanabilir bölgeye sahiptir.Çoğunlukla kendilerini çevreleyen çok belirgin olmayan mekansal ve mesajsal kalabalıkla bütünleşmiş figürler, bir şekilde çevrelerini yaratan düşünceleri aslında kendileri taşıyor olabilirler. Yaşıyor olmakta bir ilginçlik aradığım çalışma alanı olarak kullandığım tuval yüzeyine yaklaşımımın özünde boşluğa kara kara bakmayı miras aldığım bir bakışın iyileştirmeyi hızlandırıcı niyetle resmedilmesi ve göz gezintisine bırakılmış hayal kurma alanı olarak düşünce manzaraları oluşturmak vardır. Bir resim yapmaya başlama ve tamamlama kararı arasında hissiyatı oluşturan öznel izlerin değişkenliği resmin katmanları arasına yerleşir ve finalde geniş bir zaman diliminin iç izlenimini yansıtan durağan imajı oluşur." Sergi 2 Aralık'a kadar devam edecek, eğer ziyaret etmek isterseniz, iyi eğlenceler!

 


1 Kasım 2016 Salı

Denizli Gezi Yazısı

Bu hafta sonu cuma gününün de resmi tatil olmasından bahisle bir gezi planladık. Daha önce Pamukkale'yi görmediğim için tercihimi Denizli'den yana kullandım. Güzel bir tatil oldu, hem hava bahar ayları gibi güzeldi (öyle ki Pamukkale'de turistler bikini ile geziyordu) hem de güzel yerler görüp lezzetli yemekler yedik. Aydın'da yaşayan bir arkadaşımla gezimizi organize ettiğimiz için ikimiz de Denizli'de buluştuk. Toplamda üç günümüz (cuma-cumartesi-pazar) vardı bu nedenle cuma sabahı Denizli'ye iner inmez önce hemen otelimize yerleşip sonrasında Denizli merkezde gezilecek yerleri gezmek için hemen yola çıktık. Gitmeden önce yaptığımız araştırmalarda Denizli'de onlarca gezip görülecek yer olduğunu fark etmiştik. Ancak gittiğimizde gördük ki bunların bir kısmı ilçelerde olduğundan veya bazı özel gruplara (trekking gibi) hitap ettiğinden hepsini gezemeyeceğiz. Olsun! Birkaç güzel gün geçirmek için de bol bol malzeme bulunuyor :).


İlk durağımız takdir edersiniz ki Pamukkale'ydi. Denizli merkezden yarım saatte bir Pamukkale'ye dolmuş bulunduğu için gitmek zaten çok kolay. Pamukkale'ye giriş ücretli, 25 TL ancak müze kart geçerli olduğundan varsa kullanabilirsiniz. Pamukkale Travertenlerini size ayrıca övmeye gerek olmadığını düşünüyorum, zaten olağanüstü bir yer. Ayakkabı çıkarılması gerektiği için minik bir sırt çantasını yanınızda bulundurmakta fayda var, zira ayakkabılarınızı aşağıda  bırakırsanız tekrar geri girişe dönmek zorunda kalırsınız. Halbuki travertenlerden yukarı çıktığınızda ayakkabı giymenizi gerektirecek görülecek yerler var.

Travertenlerden yukarı çıktığınızda Hierapolis bulunuyor. Gerçekten etkileyici bir yer, özellikle amfi tiyatro gördüklerimin arasında en büyüğüydü. Hierapolis ören yeri (antik kenti) çok geniş bir alana yayıldığından bu kısımda bol bol yürüyeceğinizden emin olur, hazırlıklı olmakta fayda var. Normalde Hierapolis girişi ücretli, 25 TL ancak travertenlerden gelenler için ayrıca bir ücretlendirme yapılmıyor, ayrıca müze kart da geçerli. Hierapolis'in içinde Arkeoloji Müzesi'de bulunuyor ancak onun girişi ücretli, 5 TL. Sıcak ve güneşli bir günde gittiyseniz, Antik Havuza da gidebilirsiniz (yukarı sağdaki resim).

Muhtemelen Pamukkale'deki travertenler ve Hierapolis uzunca bir zaman alacağından kalan vakitte Denizli merkeze dönerek bir akşam planı yapabilirsiniz. Kendi arabası olanlar için Karahayit Kasabası'ndaki kaplıcalara gidebilir (yol üzerinden kaplıcalara giden minibüsler de bulunuyor). Karahayit kaplıcalarını çok beğenmedim, ancak Denizli'de çok beğenilesi bir yer var: Laodikya Antik Kenti. Denizli terminalden (merkezden) Laodikya'ya giden otobüsler aracılığı ile buraya gidilip gelinebiliyor (minibüsler biraz uzakta bırakıyor). Laodikya Antik Kenti'nin ıssızlığı ve henüz yeterince keşfedilmemiş olması beni çok etkiledi. Buraya gitmenizi tavsiye ederim, çok beğeneceğinizi düşünüyorum. Giriş ücretli ama çok uygun 2 TL.

Denizli'de daha gazip görülecek çok yer vardı, Honaz Dağı Milli Parkı, Çal Kısık Kanyonu, Keloğlan Mağarası (Dodurga Kasabasında), Güney Şelalesi gibi. Biz hem uzak olması, ulaşımın zor olması hem de vaktimizin darlığı nedeniyle buralara gidemedik. Ancak Denizli merkezden Bağbaşı Teleferiği ile Bağbaşı Yaylasına çıkmak keyifliydi. Bağbaşı Yaylasında yürüyüş parkurları, serin ve temiz havası ve kalmayı tercih edenler için var olan bungalov tarzı evleri ile güzel vakitler geçirilebilir. Teleferik ücreti 5 TL, ancak teleferiğin iniş noktasından yaylaya gitmek için hala minibüse binmek gerekiyor. Bağbaşı Yaylasına yörük çadırları veya Osmanlı macunu gibi daha otantik zevkler için de uygun ortam bulunuyor. Hafta sonu kafa dinlemek için bir yer arıyorsanız, bungalovlarda kalmayı da düşünebilirsiniz. Biz kalmadığımız için fiyatları veya konforu konusunda bilgilendirme yapamıyorum.

Yemeklere gelince... Denizli Kebabı'nı duydunuz mu bilmiyorum, ben duymamıştım :). Denizli çarşıda (Bayramyeri deniyor adına) pek çok kebapçı var (çoğu pazar günleri açık değil). Bize en çok tavsiye edilen yer Kebapçı Enver'di. Dolayısıyla biz kebabı burada denedik, gerçekten Denizli kebabını çok lezzetli buldum, mutlaka deneyin (kuzu eti + domates dilimleri + soğan dilimleri + lavaş ile servis ediliyor, yanında da ayran alın eğer seviyorsanız çok yakışıyor). Bayramyeri küçük bir çarşı olduğundan bir iki saat burada kafelerde ya da tekstil ürünlerinin satıldığı Babadağlılar Çarşısına da gidebilirsiniz, alışveriş yapma niyetiniz varsa burası tamamen tekstil ürünlerinin satıldığı büyük bir İşhanı.

Kebaptan sonra akşam bir arkadaşımızın yönlendirmesi ile çarşıdaki Denizli Konağı'na akşam da Woops kafeye gittik ama çok değişik bir deneyim olduğunu söyleyemem. Denizli Konağı'nda oraya has bir yemek olan Keşkek yapılıyor, denemek isterseniz deneyebilirsiniz ama ben çok beğenmedim, fakat konağın tarihi oluşu ve bu şekilde korunmuş olması ilginizi çekebilir belki. Bu arada, tatlı için tabi ki tercihiniz Denizli çarşıdaki Hacı Şerif olmalı! Hacı Şerif'in dondurmalı irmik helvası gerçekten övüldüğü kadar var. Aklıma gelmişken, en önemli detaylardan birisi de Zafer gazozu :). Denizli'nin en eski markası olduğu söylenen Zafer Gazozunu mutlaka deneyin derim.

Denizli'ye gittiğimde aklımdaki imaj İç Anadolu kenti gibi olabileceği yönündeydi. Tamamen yanıldığım için mutluyum. Denizli halkı bana tahmin ettiğimden daha modern ve eğlenceli göründü. Akşamları insanlar hep dışarıdaydı ve güzel havanın tadını aileleriyle veya sevgilileriyle/arkadaşlarıyla çıkarıyorlardı. Gözlemlediğim kadarı ile alkol alanların sayısı da pek az değildi. En önemli faktörün Pamukkale Üniversitesi olduğunu tahmin ediyorum, üniversiteler ve kitabevleri güzel şeyler arkadaşlar, keşke iyi eğitim veren üniversiteler daha çok olsa. Kısacası ben Denizli'yi beğendim, bu gezi benim için harika bir hafta sonu tatili oldu. Size de tavsiye ederim, kendinize bir iyilik yapın, şimdiden iyi eğlenceler!
 

31 Ekim 2016 Pazartesi

Tek ve Çok Sergisi - Salt Galata

1955-1995 yılları arasında üretilen ürünlerin & reklam afişlerinin ve dergilerin sergilendiği bir sergi açılmış Salt Galata'da. Özellikle belirli bir orta yaş ve üzeri insanların çok daha ilgisini çekeceğini düşünüyorum zira onlara nostalji gibi gelecektir. Bu dönemde Türkiye'de üretilen beyaz eşya, otomobil, oyuncak, gıda vb. ürünlerin birer numuneleri sergileniyor ve büyük kısmı farklı koleksiyonlardan veya sergilerden getirilmiş (bazı oyuncaklar Oyuncak Müzesi'nden getirilmiş mesela). Benim en çok dikkatimi bu oyuncaklar ve reklam afişleri çekti açıkçası. Otomobil veya beyaz eşya ise daha farklı şekilde yani, sanayi ve teknolojik gelişmeler ile değişirken, oyuncak veya reklam afişleri gibi nesnelerin aynı zamanda kültürel bir değişimin de parçası olduğunu düşünüyorum. Bununla beraber, her nesnenin ziyaretçisine farklı çağrışımlar da yapacağından eminim. 1955'ten 1995'e, Türkiye'de çeşitli eşyaların üretim ve dılaşımı üzerine odaklanan, araştırma temelli sergi 13 Kasım'a kadar Salt Galata'da ziyarete açık olacaktır, gitmenizi tavsiye ederim.


21 Ekim 2016 Cuma

Osmanlı Bankası Müzesi - Karaköy

Bu hafta sonu uygun bir vaktimizde Osmanlı Bankası Müzesini ziyaret ettik. Osmanlı Bankasını daha önce duymuş olmalısınız (2001 tarihinde Garanti Bankası'na katılımıyla varlığı tamamıyla sona erdi). 1856 yılında İngiliz sermayesi ile kurulan banka (Ottoman Bank) 1863 yılında Fransız sermayesinin de ortaklığıyla büyümüş ve Bank-ı Osmani-i Şahane adıyla varlığına devam etmiştir. Kuruluşundan sonraki faaliyetlerine, zor yıllarına, toparlanma dönemlerine, genişleme dönemine ve savaş/kriz dönemlerine ilişkin kronolojik bir bilgi akışı müze içinde resim ve belgeleriyle mevcuttur. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası'nın kuruluşuna kadar devlet bankası sıfatıyla varlığını devam ettirebilmiştir. Bu bankanın bir diğer özelliği, o dönemde adında "Osmanlı" kelimesini muhafaza edebilen tek kuruluştur. 1931 yılında Merkez Bankası'nın kuruluşu ile beraber eski önemi ortadan kalkınca sembolik bir şekilde varlığını sürdürmüş ve Doğuş Grubuna satıldıktan sonra varlığı tamamen sona ermiştir. Osmanlı Devleti zamanındaki eski günlerinden kalan banknot örnekleri, kaimeler, hisse senetleri, hesap defterleri, müşteri formları ve fotoğrafları, banka cüzdanlarının hepsi Osmanlı Bankası Müzesi'nde sergilenmektedir, aralarında ilginç bulacağınız bazı belgeler de olabilir :).


Müze hakkında detaylı bilgi ve lokasyon için:
http://www.obmuze.com/#kronolojik



20 Ekim 2016 Perşembe

Renklerin Büyülü Dünyası - 6

Adını "Shiva (Şiva)" koyduğum bu eser internette sıkça karşılaştığımız Hinduizm'de bahsedilen Hint Tanrılarından birisi olan Shiva'nın resminden esinlenilerek yapıldı. Bir şey itiraf etmem lazım, ben daha önce Shiva'yı Tanrıça sanıyordum zira çizimleri çok feminen ve saçları da uzun. Ancak Tanrıça olmadığını öğrenmeme rağmen resmini yapmaktan vazgeçmedim çünkü hala feminen bir görüntüsü var (ben kadınları ve feminen figürleri resmetmeyi seviyorum biliyorsunuz ki). Hinduizm ve Hint felsefesi hakkında çok bilgi sahibi değilim, ancak Shiva, bazı kaynaklara göre Brahma ve Vishnu (Vişnu) ile beraber Hint teslisinin bir parçası olarak bilinir. Brahma yaratıcı, Vishnu koruyucu Shiva ile yok edicidir (Shiva the destroyer). Yok etmeyi temsil etse de, Shiva olumsuz değil, olumlu bir gücü temsil eder, kendisine kötülüğün yok edicisi de diyebilirsiniz. Bu kadar girişten sonra bu eseri beğeneceğinizi umuyorum. İlk görüşte siyah-sarı-hardal renkleri göze çarpsa da aslında hemen her rengi kullandım resim yaparken (kırmızı, mor ve beyaz detaylarda gizli). Sarı ve siyah bir araya geldiğinde dikkat çekici bir kontrast oluşturur, bu nedenle tabelalar veya uyarılar bu renklerde yapılır. Tabi bir de manevi anlamı var (İstanbul Sultani'sinden kalan) ancak bu konuya burada değinmeyeceğim. Tablonun yapılışı kolay oldu, detayları aşağıdadır: