5 Kasım 2013 Salı

İstanbul Modern Sanat Müzesi

Bu hafta sonu İstanbul Modern Sanat Müzesine bir vesile ile gittik. "Geçmiş ve Gelecek" sergisi var bu aralar (birkaç tane daha var ama biz buna odaklandık). Üzerinde durup düşündüğümüz, hepsinin önünde tek tek durup "Acaba ne anlatmaya çalışıyor?" diye düşünüp açıklamalarını okuduğumuz için aşırı uyarılmaya maruz kaldık :). Bu nedenle, diğer sergilere gereken önemi veremedik. Geçmiş ve Gelecek (Past and Future) sergisinin katalogda yer alan açıklaması: "Yeni koleksiyon sergisiyle İstanbul Modern, kronolojik bir akışla Türkiye'de üretilen modern ve çağdaş sanatın ilk günden bugüne geçirdiği dönüşüme referans verirken, geleceğin yaratıcı ifade alanlarının faydalanabileceği birikime de işaret ediyor." Sergide en çok dikkatimizi çeken eser Sabire Susuz'un "Alışveriş" isimli eseriydi. Aşağıda fotoğrafını da göreceğiniz üzere, bu eser marka giysilerin etiketlerinden oluşturulmuş bir köpekbalığı:


Etiketleri bez üzerine toplu iğne ile iliştirmiş. Böylece "tüketim alanında markalaşma" alegorisi, üzerimizde bir iğne ile tutturulmuş olan etiketlerin tek hareketle düşebileceği ve geriye sadece beyaz, kişiliksiz bir kumaş parçası kalacağı mesajıyla anlatılmış. Bir de aşağıdaki eseri sevdim, iki kişinin tek bir bütün olmasını anlatıyor:


İlk olarak ziyarete 2004 yılında açılmış olan İstanbul modern, Karaköy limanında, Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi ile Tophane-i Amire arasında yer almaktadır (4 numaralı Antrepo). Türkiye'nin ilk modern sanat müzesine aslında hava güzel iken (bahar yaz aylarında) gitmekte fayda var zira balkonunun manzarası harika. Biz bu haftasonu havanın bulutlu olması sebebiyle pek faydalanamadık. İnternet sitesine bakmak isterseniz:

http://www.istanbulmodern.org/tr

4 Kasım 2013 Pazartesi

İstanbul Oyuncak Müzesi

İstanbul Oyuncak Müzesi 23 Nisan 2005 tarihinde açılmış ve içinde dünyanın çeşitli yerlerinden toplanmış dört binden fazla oyuncak sergilenmekteymiş. Oyuncakların büyük kısmı 1920 ile 1950'lerinde arasında üretilmiş ve duyduğuma göre, Sunay Akın bu oyuncakları kendi parasıyla açık arttırmalardan almış. Oyuncaklarını bağış yapan kişilerin de isimleri, çocukluk fotoğrafları, mektupları vb. sergilenmiş. Sergideki her oyuncağın bir hikayesi var bu da sergiyi daha anlamlı hale getiriyor. Müzenin çatı katına - evlerde olduğu gibi - eski eşyalar ve oyuncaklar - sanki kaldırılmış gibi - konulmuş. En alt katında da sevimli bir kafe var. Tuvaletlere gidilen yol denizaltı gibi yapılmış ve oyuncakların sergilendiği odaların hepsinin bir konsepti var (tren, uzay, kızılderili vb.). Henüz gitmemiş olanlara tavsiye ederim, müze Göztepe tren istasyonuna beş dakika yürüme mesafesinde. "İstanbul Oyuncak Müzesinin kapısından içeri girerken bir elinizden çocuğunuz, ayrılırken diğer elinizden çocukluğunuz tutacak."
 


27 Ekim 2013 Pazar

Akustikhane - Ortaköy

Bu haftasonu Taksim yerine Ortaköy'e gittik. Hava da son zamanların en güzel halindeydi muhtemelen, merkezde, deniz kenarında ve standların arasında gezmek iyi geldi. Daha sonra birkaç yere gittik, en son Akustikhane'de zaman geçirdik. Canlı müzik olduğu için eğlenceli bir mekan (Cenk Tevetoğlu sahne alıyor). Mekanı sevdik, ama Cenk Tevetoğlu'nun önce "istekleri peçeteye yazmayın, tweet atın" demesi, birkaç saat sonra da "şimdi twitter'a bakamam, peçeteye yazın en iyisi" diyerek attığımız tweetleri ciddiye almaması tamamen takipçi sayısını arttırma taktiği, bunu fark etmedik değil şimdi. Ayrıca peçeteye yazdığımız istekleri de söylemedi bu arada. Yalnızca eğlenmeye bakın, başka konular hakkında çok düşünmek iyi olmuyor :))

24 Ekim 2013 Perşembe

Fantastik Rol Yapma Oyunu ("FRP")

Dün gece Taksim'e komisyon toplantısına gitmeden önce aklımda Gerekli Şeyler'e uğramak vardı. FRP zar alacaktım kendime (yandaki resimde gördüğünüz gibi). Ancak Taksim'deki kapanmış ve Atlas pasajı da dahil her yerde aramama rağmen bir zar seti bulamadım. Zarlar FRP (RPG - Role Playing Game de denebilir) oynarken karakterler önemli bir hareket (kapı açmak, savaş - saldırı vb.) yapacaksa, nasıl sonuçlandıracağını belirlemek için yapılan oyuna heyecan katmakta işe yarıyor. Biz geçmişte genelde 20lik (d20) ve 100'lük zarla oynamıştık, en sevdiğim zar o, bu nedenle yandaki grupla oynamaya biraz zorlanabilirim (iyi bir DM - Dungeon Master lazım). DM (GM - game master da denebilir) gerçekten iyiyse zara bile gerek yoktur zira :). Taksim'de bulamayınca mecburen zar olayını sonraya erteledim, zira sadece Kadıköy'de bulabileceğim gördüğüm kadarıyla.

FRP temelde oyun yöneticisinin, DM, kendi kafasında oluşturduğu fantastik dünyada bir karakter seçerek DM'in yönlendirmesiyle oynanan bir oyun. DM oyunun, yani o fantastik dünyanın "Tanrı"sıdır. Her ne kadar, bazı aksiyonlar zar atmak suratiyle oyuncunun ("O") şansına bırakılsa da (Kader gibi düşünün), son söz hep DM'indir (DM'le iyi geçinin, sizi süründürebilir). Hayal gücünüzün sınırlarını zorlayan bu oyun, zamanla bir tutku halinde dönüşebiliyor. Biraz daha uzmanlaştığınızda kostümlü oyuna da geçebiliyorsunuz (cosplay).

İşin güzel tarafı var, bir sinema filmi izlediğinizde, hikayeyi ne kadar çok sevseniz de, ona müdahale edemezsiniz. ancak FRP oynarken, kendinizi bambaşka bir dünyanın içinde, yaratılan hikayenin hem izleyeni hem yaratanı olarak bulursunuz. Rol yapma oyunları sosyal etkileşimi arttırıp kendinize güven kazanmanıza çok yardımcı olacak, denememiş olanlara çok tavsiye ederim (Bilgisayar oyunlarına aşina olanlar konsepti rahatlıkla kavrayabiliyor. Ben bilgisayar oyunu oynamayanlardanım).

17 Ekim 2013 Perşembe

Antalya'da Tropik Fırtına

Antalya'da kış aylarında şiddetli yağış ve kumsalı dolduran dev dalgalarla ağaçları yerinden söken rüzgar eşliğinde tropik fırtına tadında hava görmüşlüğüm var. Ancak, gerçek bir tropik fırtınayı bu bayram yaşadım sanırım :). Bayramın birinci ve ikinci günü hava günlük güneşlik idi. Öyle ki, üçüncü günü niyetim Kemer'e aletli dalışa (scuba diving) gitmekti. Ancak birdenbire patlayan şiddetli yağmur ve fırtına bütün tatil umutlarımı denizlere attı. İlk iki gün Konyaaltı sahiline yüzmeye gitmediğim için pişmanım. O hava fırtına öncesi sessizlik değil miymiş meğer! Yine de mutluyuz :). Yüzümüz İstanbul'da geçirilen soğuk günlerden sonra sıcak güneş yüzü gördü. Özellikle arkadaşlarla gittiğimiz marina (yatların resimleri aşağıda) ve Altınkum'daki İbacafe (aşağıdaki muz ağaçları - dedim  ki tropik görüntü tam olsun) zamanlarını sımsıcak anımsayacağım. Son resim bugünü anlatır :)
 
 
 

9 Ekim 2013 Çarşamba

45'lik Bar varmış Beyoğlu'nda

Beyoğlu'nda oldukça kolay bir yerde (Galatasaray Lisesi sağından girdiğinizde birkaç yüz metre aşağıda sağda) içi ilginç bir şekilde düzenlenmiş bir bar. Resimden de görebileceğinzi gibi, eski plaklar, resimler ve loş bir ışıkla dekor edilmiş. Ama bu güzellikleri yalnızca boşken görebiliyorsunuz :). Bu cumartesi hem güzel ve eski müzikler (45likler) hem de uygun içki fiyatları sebebiyle gitmek istedik ancak cumartesi gecesi olması sebebiyle sanırım çok kalabalıktı. Bu kadar kalabalıkta insanlar nasıl eğlendi merak içindeyim! Bu nedenle insanların daha az rağbet göstereceği bir günde gidilirse, çok sevileceği kanaatindeyim. Ama benim gözlemlediğim kadarıylai artık insanlar buraya biraz da eski günlerin anısına gidiyor :). Daha önce gitmediyseniz, bir kere gidip görün derim (bakalım siz gittiğinizde de mekanın yaş ortalaması 45 olacak mı?). Beyoğlu'nda, Yeniçarşı Caddesi 38 numarada. İyi eğlenceler!

1 Ekim 2013 Salı

Anne Ben Barbar mıyım? - Bienal / Salt Beyoğlu

 Madem ki film gösteriminden önce Arter'e gittik, peki neden Salt Beyoğlu'na gitmeyelim? Zamanı süper değerlendiren arkadaşlarım sayesinde İstiklal Caddesi 136 numarada bulunan Salt Beyoğlu'ndaki bienal sergisine gittik. Salt Beyoğlu'nun içini beğendim. Dev bir film gösterim ekranı, üst katında bir kitap kafe ve bahçe katı var çiçeklendirilmiş. Sergiye girerken (dikkat giriş kattaki sergide gezi ruhu vardır) sizi minik bir bal mumu güvenlik heykeli karşılıyor ki sanırım en çok dikkat çeken parça buydu. Bazı eserlerin hemen geçmek istesem de, bazılarının üzerinde durup düşündük :). Pemde gecelik giymiş kolsuz erkek manken nedir mesela? (aklınıza her ne geldiyse kendinize saklayın). Gezmek isterseniz İstiklal Caddesi 136 numarada sizi bekliyor olacak. İyi eğlenceler!
 







En çok bu aranjmanı beğendim. Salonun bir köşesinde çok iyi durur gibi :)




Ya da sepet içinde yorganlar :) ??

30 Eylül 2013 Pazartesi

Anne Ben Barbar mıyım? - Bienal / Arter

Bu hafta sonu film gösterimine gittiğimizde hazır İstiklal Caddesindeyken arkadaşların da ısrarıyla İstanbul Bienal'in Arter'de sergilenen bölümüne gittik. Ama henüz neden bu Bienal'in adının "Anne ben barbar mıyım?" olduğunu bilmiyorum :). Barbar Yunancada "bizden olmayan" demekmiş. Sergiye de bu açıdan bakarsak, belki bir anlam ifade edebilir. Eleştirmenlere göre bu yılki bienal "siyasi bir forum olarak kamusal alan fikri"ne odaklanıyormuş. Aslında diğer sergiler daha anlamlıydı ve ben Arter'e yeterince konsantre olamadım. Ancak yandaki metal heykel çok ilginç bence de=) Diğer sergiler Antrepo 3, Galata Özel Rum Okulu, Salt Beyoğlu ve 5533'tedir ilgilenenler için.
 







29 Eylül 2013 Pazar

Tektekçi - Beyoğlu

Dün İstanbul Barosunun film gösteriminden sonra bir arkadaşımla beraber TEKTEKÇİ'ye gittik. Sanırım ben bu mekanı her geçen dün daha da çok sevmeye başladım :). Tomtom mahallesinde İstiklal'in tam ortasında, oldukça kolay bir yerde, minik bir bar. Ancak güzel müzik seçimleri var ve biranızı alıp sokakta bile takılabiliyorsunuz - ki pek çok kişi öyle yapıyor. Ama Tektekçi'ye gidince bira içmenin hiçbir anlamı yok! Tektekçi'nin kendine has "shot"larını mutlaka denemelisiniz. Menüde yer alan Tatlı, Ekşi, Sert, Tatlı Ekşi vb. gruplardan birinde mutlaka damağınıza göre bir tat bulabilirsiniz. Bütün içkiler tek yudumluk shot bardaklarında sunuluyor ve sunum gerçekten güzel. Renk renk ve çekici görüntüleri var. Zaten mekanın sloganı "Tek şartımız ne içerseniz, ne kadar içerseniz için ama hep tek tek için." Onlarca shot çeşidi var, henüz hepsini denemeye fırsatım olmadı ama şimdiye kadar denediklerim arasında en çok "Kuyu"yu sevdim. Rengi yeşil ve salatalıkla beraber servis ediliyor, ferahlatıcı bir tadı var (anasonlu). Ancak deneyenlerden duyduğum kadarıyla en çok "Zor Kız" ve "Yasak Elma" beğeniliyormuş. Ortamın renkli görüntüsü, ilginç şişeler ve bardaklar zaten ilginizi çekecek, ben bir tecrübe edin derim. (Adres: TEKTEKÇİ Tomtom Mahallesi, Acara Sokak, No:2/1) İyi eğlenceler gençler!
 

17 Eylül 2013 Salı

Maslak Sheraton - Qubbe Bar

Üniversiteden bir arkadaşımın düğünü vasıtasıyla hep merak ettiğim Qubbe Bar'ı görmüş oldum. Gerçekten eğlenceli bir mekan. Özellikle Maslak Sheraton Hotelin son katında olması ve etrafının cam duvarlarla çevrili olması gece manzarasının muhteşem olmasını sağlıyor. Zaten kulübün sloganı "Gökyüzünde kulüp eğlencesi keyfini Qubbe'de yaşayın". Eğlenceli gökyüzünde yaşamak? Kulağa eğlenceli geliyor :). Her cumartesi burası gece kulübü olarak kullanılıyormuş. Tabi ben düğüne gittiğim için, gece kulübü olarak ne kadar ilginçtir bilmiyorum ama o manzarayla ne kadar kötü olabilir ki diye de düşüyorum. Parti ve düğün için fena bir fikir değil bence. Zira Maslak Sheraton İstanbul'da kolayca bulunabilecek ve toplu taşıma ile ulaşılabilecek bir yerde. Umarım tekrar gitme firsatım olur. Kulübe gidenlerin yorumlarını bekliyorum, herkese iyi eğlenceler!

11 Eylül 2013 Çarşamba

Garipçe Köyü - Bir Garip Pazar

Bu pazar dostlarla güzel bir pazar kahvaltısının ardından, Garipçe Köyüne doğru yola çıktık. Aslında böyle diyince gitmek meşakkatli gibi geliyor kulağa ama uzak mesafe olsa da, gitmesi o kadar zor değil. Metroyla son durak olan Hacıosman'a gidiyorsunuz ve Hacıosman'ın hemen çıkışında yarım saatte bir kalkan Garipçe otobüsleri var (İETT 152). Aslında bu otobüsler Rumeli Feneri köyüne gidiyor ama önce Garipçe'ye uğradığı için rahatça gidebiliyorsunuz. Garipçe tam köy gibi bir yer, meydanında köylü kadınların yaptığı ev yapımı reçel, tatlı, ekmek vb. yiyecekler satılıyor. Minik mücevher standları da var. Garipçe'de sadece birkaç balık restoranı var. Üniversite okurken kahvaltıya giderdik, kahvaltı açısından tavsiye edebilirim. Ancak hiç balık yemediğim için, bu konuda bir tavsiyede bulunamayacağım :). Garipçe'de giderken yanınıza bir çanta hazırlarsanız (sandviç, içecek vb.) merdivenlerle yukarı tırmandığınızda Karadeniz'e karşı piknik yapabilirsiniz. Böylesi daha güzel oluyor. İyi eğlenceler!
 
Garipçe yollarında böğürtlenler ve ne olduğunu anlayamadığımız bir bitki (tadına bakmadık):
 
Onun yerine gittik, köylü hanımların yaptığı gözlemelerden yedik:  
 
 
 
 
 
 
 
 
 Garipçe'den manzaralar: