3 Eylül 2014 Çarşamba

Le Fumoir | Georges Hotel Galata


Bu hafta özel bir organizasyon dolayısıyla Le Fumoir Restauranta gittik. Nasıl bulduğumu soracak olursanız, tavsiye üzerine bir keşifte bulunduk. Restaurant Galatadaki Serdar-ı Ekrem sokakta Georges Otelin terasında hizmet vermekte, dolayısıyla İstiklal Caddesine ve Galata Kulesine çok yakın bir mesafede. Ancak belirtmekte fayda var muhteşem manzaranın yanı sıra (yandaki ve alttaki fotoğraflar bana ait) pahalı bir menüye sahip (pahalıdan kastım fiyat anlamındadır). Fransız mutfağı ve iç dekoruyla da oldukça iddialı bir yer olduğunu söyleyebilirim ama yine de akşam yemeği planladıysanız ve şarap içmek de istiyorsanız kişi başı 150-200 TL'yi gözden çıkarmanız gerekiyor. Şarap (biz Bordeaux denedik) ile beraber gelen peynir tabağı (Georges Peynir Tabağı) çok başarılı, peynirler gerçekten damakta eşsiz bir lezzet bırakıyor ve daha önce denediğiniz peynirlere hiç benzemiyor (özellikle comté peyniri ve roquefort peyniri). ana yemek seçimini dilediğiniz gibi yapabilirsiniz, zira hem çok seçenek yok hem de kırmızı et ve türevleri şeklinde olduğu için damağınıza çok değişik gelmeyecek. Cesaretiniz varsa Escargot ve Kurbağa bacağı deneyin derim zira en iddialı yemekler bunlar (bu arada biz deneyemedik). Ve özel bir organizasyon planlıyorsanız, şık giyinmekte fayda var ;). İyi eğlenceler dilerim!

2 Eylül 2014 Salı

Bonibonlu Rulokatlı Pasta

Yapılışının kolay olması ve görüntüsünün dikkat çekmesi nedeniyle doğum günlerine veya başka özel günlerinizde kolaylıkla bu pastayı yapabilirsiniz. Ben doğum günü sebebiyle yaptım ve çok beğenildi :). Özellikle çocukların çok ilgisini çekecek bir pasta ve kekinizi kare şeklinde keserek veya rulokatların boylarını kısaltarak daha değişik bir görünüm de elde edebilirsiniz. Evet, şimdi tarife geçelim. Malzemeler:

- Pandispanya
- 1 litre süt
- 3 yumurta
- 2 kahve fincanı toz şeker
- 1 kahve fincanı un
- Vanilya
- 3 adet muz

- Hindistan Cevizi
-  3 kutu rulokat
- 4 kutu bonibon

Görüldüğü üzere malzemeler basit. Dilerseniz keki pandispanya almak yerine brownie şeklinde siz de yapabilirsiniz ancak o zaman daha meşakkatli oluyor. Hamaratlığınız ölçüsünde bu kısmı size bırakıyorum. Pandispanya ile devam edecekler için, kekin kıvamına göre  1 kahve fincanı sütle pandispanyanın altını ve üstünü sütle ıslatması gerekebilir. Bu arada kremasını hazırlamaya geçiyoruz. Dilerseniz hazır krema kullanabilirsiniz ancak bu tarife göre hazırlanan krema da çok güzel oluyor. Bir litreden biraz daha az (3/4) sütü tencereye boşaltıyoruz. Üzerine 3 yumurta kırıp, toz şekeri, unu ve vanilyayı ekliyoruz. Eğer yoksa el mikseri ile çırpabiliriz ancak benim tavsiyem elektrikli mikser yardımıyla karıştırılması yönündedir. Çırptıktan sonra ocağın üzerinde koyulaşana kadar karıştırmak suretiyle pişiriyoruz. Sonrasında ortadan ikiye kestiğimiz pandispanyanın birinci katının üstüne kremayı kaşım yardımıyla sürüyoruz. Dilimlediğimiz muzları bu ara kata sıralayarak üzerine hindistan cevizi serpiyoruz (hindistan cevizi sevmiyorsanız koymasanız da olur ancak muzla çok yakışıyor). Üzerine ikinci parça keki de kapatarak tamamını krema ile kaplıyoruz. Daha sonra en eğlenceli bölüme geçiyoruz: Rulokatları sıralama. Rulokatları dilerseniz keserek kısaltabilirsiniz. Tek tek sıraladıktan sonra bonibonları isteğinize göre renk renk de sıralayabilirsiniz veya üzerine boca da edebilirsiniz. O şekilde de lezzetli görünüyor merak etmeyin :). Ben tek tek sıralamayı tercih ettim, ancak daha fazla bonibon paketi harcayarak yalnızca tek renk veya iki renk de yapabilirsiniz (sarı kırmızı mesela). Afiyet olsun :)



Zeytinyağlı yaprak sarma tarifi:
http://gundelikpaylasimlar.blogspot.com.tr/2014/08/zeytinyagl-yaprak-sarmas-tarifi.html

Sandal poğaça tarifi:
http://gundelikpaylasimlar.blogspot.com.tr/2014/05/sandal-pogaca-tarifim.html

1 Eylül 2014 Pazartesi

Turkuazoo İstanbul Akvaryum - Forum


Turkoazoo Türkiye'nin ilk modern ve dev akvaryumu olarak bilinmektedir (ancak Marmara Forumdaki akvaryum ile farkını henüz bilmiyorum, sanırım o daha büyük). Akvaryumda önceden takip ederek gezinizi dalgıç gösterileri, balık besleme seansları, köpek balığı besleme seansları ve belgesel gösterimleri saatlerine denk getirebilirsiniz. Bu şekilde daha eğlenceli bir gün geçirmiş olursunuz. Yetişkin biletleri 34 TL ve öğrenci biletleri 25 TL ancak D&R kartınız varsa eğer indirim de yapılabiliyor :).  Daha fazla bilgisi internet sitesinden edinebilirsiniz: http://www.turkuazoo.com/tr/ . Ayrıca köpek balıklarıyla dalış yapmak isteyenler için, böyle bir fırsat da var ve dalış tecrübesi de aranmıyor! Nasıl gidileceğine gelince, otobüsle gidecekseniz 32, 32A ve 32-M numaralı İETT otobüslerinden faydalanabilirsiniz. Metrobüsle veya Atatürk Havalimanı - Aksaray metrosunun Kocatepe durağında inmek suretiyle de gidebilirsiniz. İyi eğlenceler!












26 Ağustos 2014 Salı

Deniz Müzesi - Beşiktaş


Beşiktaş'ta bulunan Deniz Müzesi, Türkiye'nin denizcilik alanındaki en büyük müzesidir ve sahip olduğu koleksiyonun zenginliği açısından dünyada da önemli bir konuma sahip olduğu söylenmektedir. Deniz Kuvvetleri Komutanlığına bağlı olarak kurulduğu için (askeri müze) müze kart geçerli değil maalesef :). Ancak giriş ücreti yalnızca 6 TL, çok değil. Bu hafta giderseniz (30 Ağustosa kadar) zafer bayramı sebebiyle tüm askeri müzelerin girişleri ücretsiz. Koleksiyonunda 20.000 eser bulunduğu belirtilen müzenin girişinde ilk olarak Saltanat kayıkları ve kadırgalar karşılıyor sizi. Büyük bir çoğunluğu Osmanlı'nın son 200 yılında yapılmış (neredeyse her dağılma dönemi padişahının bir kayığı var, muhteşem zenginlik içinde olduğumuz için olsa gerek). Yalnızca bir adet (Fatih döneminden kaldığı tahmin edilen) Saltanat Kayığı bulunmaktadır ki diğerlerinin yanında mütevaziliğiyle hemen belli oluyor. Padişahların Saltanat Kayıkları altın yaldızlarla işlenmiş ve tahtları kadifelerle kaplanmış, aynı şekilde harem kadınlarına ait olan kayıklarla özenle işlenmiştir (tek fark bu kayıklarda meyve ve çiçek resimleri var). 

Serginin diğer bölümlerinde Osmanlı'nın donanmasının gemi modelleri, gemilerden alınan dev armaların sergilendiği bir salon, savaş ve gemi resimleri bulunmaktadır. Ayrıca İstanbul'un Fethi, Preveze Deniz Zaferi, Mahmudiye Kalyonu, Rauf Orbay ve Hamidiye ve Çanakkale Deniz Savaşı adlı 5 ayrı salon bulunmakta ve bu dönme ve gemilere ait resimler ve parçalar bu salonlarda sergilenmektedir (mesela Rauf Orbay'ın kişisel eşyaları veya fetih sırasında Haliç'e gerilen zincir vb.). Üst katta deniz savaşlarını anlatan resim ve tablolar sergilenmekte ayrıca Osmanlı bahriyesine ait ahşap sanatının da örnekleri sunulmaktadır. Gemilerin baş figürleri, mobilyaları, armaları ve sancakları da sergilenmektedir. Müze özenli hazırlanmış ve eski Osmanlı kayıkhanesinin yerine yapılmış. Eğer vaktiniz var ise, gidip görmenizi tavsiye ederim, zira oldukça kolay bir yerde. İyi eğlenceler!


18 Ağustos 2014 Pazartesi

Renklerin Ahengi - Türk Dünyası Resim Sergisi



Çok fazla ressamın eserleri bir araya getirildiği için renkli bir sergi olduğu söylenebilir. Çeşitli Türkii Cumhuriyetlerden katılmış ve yaklaşık olarak elli (benim tespit ettiğim kadarıyla) ressamın eserleri TÜRKSOY (Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı) katkısıyla Dolmabahçe Sarayı Sanat Galerisinde sergilenmekte. Sergi salonu çok prestijli olunca, sergiyi gezmek de ayrı keyifli oluyor. Yaklaşık 2000 eser arasında seçilerek buraya getirilmiş resimlerden oluşan bu sergiyi ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Aşağıda benim beğendiğim birkaç tablonun fotoğraflarını bulabilirsiniz. Renklerin Ahengi sergisi 16-30 Ağustos tarihleri arasında Dolmabahçe Sanat Galerisi'nde olacak, galerinin nerede olduğunu zaten biliyorsunuzdur. Vakit ayırın derim, iyi eğlenceler!




13 Ağustos 2014 Çarşamba

Zeytinyağlı Yaprak Sarması Tarifi

Yemek yapmayı çok iyi bilmediğimden dün radikal bir karar alarak en zorundan başlama kararı aldım :). Daha önce sizinle ilk defa yaptığım sandal poğaça tarifini paylaşmıştım. Bugün de dün akşam yaptığım zeytinyağlı yaprak sarması tarifini paylaşacağım ki oldukça beğenildi (BİR KİŞİ HARİÇ). Ancak başlamadan belirteyim, benim zeytinyağlı yaprak sarmam Akdeniz usulü (duyduğum kadarıyla Ege'de de böyle yapılıyormuş) olacak zira İstanbul'da yapılanlar gibi tarçın, fıstık veya kuş üzümü kullanmıyoruz biz. Yalnızca bir kaşık şeker koyuyoruz ve limonla pişirildiği için tadı mayhoş oluyor. Ekşi sevmeyenlere duyurulur. Bu açıklamadan sonra önce malzemelere geçelim:

- Taze asma yaprağı (yarım kilo)
- 3 su bardağı pirinç
- 2 adet iri soğan
-3 adet orta boy domates
- 3 diş sarımsak
- 3 adet taze yeşil soğan
- 1/3 demet maydanoz
- 2 kaşık domates salçası
- 1 çay kaşığı şeker
- 1 çay kaşığı tuz
- 1/3 demet taze nane (kuru nane de olur)
- 1,5 adet limon
- 3 kahve fincanı zeytinyağı
- 1 çay kaşığı karabiber
- 1 çay kaşığı kırmızı toz biber

Öncelikle taze asma yapraklarını hafif rengi değişene kadar suda haşlıyoruz. Sonrasında suyunu süzerek kenarda bekletiyoruz, soğuk suya tutmanıza gerek yok zira içini hazırlarken hafifçe soğuyacaktır. Sonrasında büyük bir tavaya kuru soğanları incecik doğrayarak (mutfak robotunda çekebilirsiniz) 1 fincan zeytin yağı ile hafifçe (rengi değişmeden) ocakta kavuruyoruz ve yıkanmış pirinçleri de içine ekleyerek birkaç kere ocakta çeviriyoruz. Sonrasında ayrı bir kaba ince kıyılmış taze soğanı, naneyi, maydanozu, sarımsağı, salçayı, rendelenmiş domatesleri, 1 fincan zeytin yağını ve baharatları ekleyerek ocakta çevirdiğimiz pirinç ve soğan ile beraber karıştırmaya başlıyoruz. İçimiz hazır! Yaprakları tek tek sarmaya başlıyoruz, dilediğiniz incelikte sarın. Ancak zeytinyağlı sarmanı ince olanı makbuldür, belirteyim :) Tencerenin dibine 3-4 yaprak yerleştirdikten sonra sarmalarınızı tencere sıralayın. Sonrasında 1 fincan zeytinyağı ile bir limon suyunu üzerinde sos olarak dökün ve sarmaları bir parmak geçecek kadar su koyun. Yarım limonu da üzerine dilimleyerek en kısık ateşte yavaş yavaş pişmeye bırakın. Belirli bir süresi yok, ara ara gidip kontrol etmeniz gerekmekte. Piştikten sonra oda sıcaklığında soğutup geniş bir kaba alın ve buzdolabına yerleştirin. Zeytinyağlı sarmanız yemeye hazır! Akdeniz lezzetlerine alışık olan kişiler sarmanızın mayhoş tadına bayılacaklardır. Afiyet olsun!

Sandal Poğaça Tarifi için tıklayınız:
http://gundelikpaylasimlar.blogspot.com.tr/2014/05/sandal-pogaca-tarifim.html

12 Ağustos 2014 Salı

Şirince Gezi Yazısı

Şirince benim özellikle gitmek istediğim yerlerdendi. Sabahattin Ali'nin "Çirkince" adlı eserinde anlattığı köy olan Şirince'nin; bu hikayedeki gibi zeytin ve incir ağaçlarıyla dolu, kıvrıla kıvrıla uzayan bir toprak yoldan gidilen cennet köşesi gibi yeşil ve çivitli Rum evleriyle sevimli bir yer olup olmadığını görmek geçtiğimiz hafta nasip oldu. Gitmek için (eğer kendi aracınız varsa zaten Selçuk ilçesinde tabelaları takip ederek gidebilirsiniz) Selçuk ilçesine kadar geldikten sonra (Biz Kuşadası'ndan geldik, minibüsler var) Selçuk'tan Şirince köyüne giden minibüslere bineceksiniz (yaklaşık olarak 8 km uzaklıkta). Şirince köyüne kıvrım kıvrım bir dağ yolundan ulaşılıyor ve bir anda karşınıza çıkıyor. Görür görmez zaten hayran oluyorsunuz; dağ yamacında turuncu kiremitli beyaz boyalı sevimli köy evleri sizi karşılıyor (köylüler hala burada yaşıyormuş). Köyün meydanı, çarşısı ve tepeye doğru giden yoldaki butik dükkanlar ve tepedeki kilise turistik ziyaret amaçlı gelenler için ayrılmış. Kilise oldukça harap halde ancak mahzeni şarap mahzeni olarak korunmuş ve şu an şarap satışı yapılıyor.

Köyün adının nereden geldiğine ilişkin çeşitli rivayetler var. Birincisi köyün ilk sahipleri olan Rumların "Köyünüz nasıldır?" sorusuna Türklerin gelmemesi için "Çirkin, çirkin" diye yanıt verdikleri ve köyün adının bu şekilde kaldığı şeklindedir. Ancak bu bana pek inandırıcı gelmedi. Sabahattin Ali'nin de bahsettiği ikinci söylence de köyün özgün adının Rumca bir kelime olan "Kirkince" olduğu ancak Rum telaffuzundan dolayı köyün adının "Çirkince" olarak kaldığı anlatılmaktadır. Cumhuriyetin ilk yıllarında İzmir Valisi Kazım Dirik'in "Bu kadar güzel bir yerin adı Çirkince olmasın, Şirince olsun" talimatıyla köyün adı değiştirilmiştir. Türkiye - Yunanistan nüfus mübadelesi sonucu Yunanistan'dan tütün işçisi Türkler köye yerleştirilince bağ, bahçe, incir ve zeytin işinden anlamadıkları için mübadeleyi izleyen yıllarda biraz sefillik yaşamışlar ancak zamanla işler yoluna girmiş. Özellikle son yıllardaki turistik ilgiden dolayı şarapçılık çok gelişmiş. Şarap derken :) bilindiği üzere Şirince'nin şarapları çok ünlüdür. Biz de o kadar yol gitmişken, şarapları denemek istedik tabi :).

Köy meydanından Kiliseye kadar yol boyunca şarapçıları göreceksiniz zaten. Çekinmeden içeri girebilirsiniz. İnsanlar sıcak kanlı ve dilediğiniz şarabı tatmanıza izin veriyorlar. Biz de en az otuz çeşit şarabı tattık tabi. Her şarapçının başka bir meyve şarabını beğensek de, ortak beğenimiz Karadut şarabı ve Böğürtlen şarabından yana. Tatlı şarap düşünmezseniz, ferah olarak elma şarabı veya sakız şarabını ekşi sevenler için vişne veya yaban mersini şarabını tercih edebilirsiniz. Veya klasik sevenler için kırmızı şarap ve beyaz şarap zaten her yerde mevcut. Dönüşte uçakla döneceğimiz için bol bol alışveriş yapamadık, yalnızca Karadut, Böğürtlen ve Kırmızı şarap aldım (bavulda en fazla 3 şişe taşıyabiliyorsunuz) ancak güzel haber: Türkiye'nin her yerine siparişle şarap iletilebiliyor (kargo ile gönderiliyor). Arkadaşlarımdan şarap sipariş edenlerin şaraplarını kargo ile getirttim, ve hiç kırılmadan tam zamanında bana ulaştı :). Kilise Mahzen Şaraplarına (Akberg Şarapları Şirince - Kazım Karademir) teşekkürlerimi iletirim.


-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-

Son yılların ünlü tatil beldesi Şirince, Selçuk ilçe merkezine sekiz kilometre uzaklıkta. Şehir kalabalığından bunalan doğasever tatilciler için gerçek bir cennet olan Şirince'ya dar, kıvrımlı bir dağ yoluyla ulaşılıyor. Rakımı ise 350 metre. Zeytinliklerle çevrili çanak biçiminde bir vadinin yamacında kurulu Şirince'nin en önemli özelliği, özgün mimari dokusunu aynen koruması.

-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-

Şirince, a holiday destination that has gained popularity in recent years, is eight kilometres to Selçuk town centre. You can reach Şirince via a narrow crooked mountain road -a real paradise for nature-loving holidaymakers overwhelmed by the crowds of the city. It has an altitude of 350 metres. Built on the slopes of a fascinating, bowl-shaped valley surrounded by olive grove, Şirince's authentic architectural texture is its most distinctive feature.