26 Eylül 2016 Pazartesi

Engelsiz Sergi

Tünel girişinde bu küçük sergiye rastladım, oldukça da hoşuma gitti. Asperger Sendromu olan kişilerin çizimlerinin ve fotoğraflarının sergilendiği bu sergiyi keyifle gezdim. Çok fazla eser yoktu ancak başlangıç olması ve insanlarda farkındalık yaratması açısından başarılıydı. Fotoğraf ve çizimleri aşağıda çektiğim resimlerden görüyorsunuz zaten, bu entry ile aynı zamanda Asperger Sendromu hakkında da bilgi vermek isterim. Asperger Sendromu sosyal etkileşimde zorluklar ve sınırlı stereotipik ilgi ve etkinliklerle tanımlanan otistik bir bozukluk olarak tanımlanmış. Standart bir tanı ölçütleri arasında belirtilmemişse de motor sakarlık ve atipik dil kullanımı belirtileri olarak görülenlerden. Zor fark edilen bir rahatsızlık olduğu söyleniyor bu nedenle tanı koyulması zor oluyormuş, bu nedenle özellikle çocukların dikkatli gözlemlenmesi gerekmektedir. Neyse, umarım hiç birinizin başına gelmez :). Hayatın kıymetini bilelim!

23 Eylül 2016 Cuma

Zeus Altarı - Adatepe Köyü

Bayram tatilinde Altınoluk'a yazlığa gitmiştik, yakınlarında kendi halinde küçük bir turistik köy olan Adatepe Köyüne ziyarete gitmeyi amaçladık. Köye dar bir tepe yolunda araçla ulaşılıyor, kendi halinde taş evlerden oluşan, turistik ve küçük bir köy. Köyün girişinde biraz daha tepeye çıkan toprak bir patika mevcut, bu patikadan tepeye doğru yaklaşık 20 dakika yürüyünce Zeus Altarı'na ulaşılıyor. Zeus Altarı eski Yunan'da tanrılara kurban sunulması amacıyla yapılmış (Altar = sunak), bu nedenle olsa gerek bölgenin en yüksek noktasına inşa edilmiş. Dolayısıyla manzarası harika, manzara açısından gerçekten bayıldım. Buradan indikten sonra da Adatepe Köyüne doğru yol aldık ve köyü basit şekilde turladık.



Köye bayıldım gerçekten, tanınmış olmasına ve turistlerin uğradığı bir yer olmasına rağmen, köy doğal haliyle kalmış gibiydi. Bazı mekanlar restore edilmiş ancak genel olarak köyde doğal kalmış bir şeyler vardı :). Zeytin sütü (kadınlar için yüze sürülen doğal bir malzeme ve aynı zamanda salataya tat veren bir sos amacıyla satılıyor), zeytin yağı  ve zeytin sabunu gibi ürünler yapılıp satılıyor. Ben denemek için birkaç sabun aldım, kokuları ise harika :)

Köyün hemen girişinde bir dondurmacı var, adı AUS Otlu Dondurma. Gerçekten kekik, zeytin gibi aromalardan dondurma yapmışlar! Ben keçi sütlü ve zeytinli dondurmayı denedim ve şimdiye kadar yediğim en lezzetli dondurma olduğunu söyleyebilirim! Yolunuz düşerse diye söylüyorum, yiyenler karadut ve yaban mersini dondurmasını de çok beğeniyormuş. Dondurma sevmiyor olsanız bile köy meydanındaki dev çınarın altındaki masalara oturun ve soğuk bir şerbet için mutlaka.


Köyden ve Zeus Altarının manzarasından birkaç fotoğraf paylaşayım, daha fazla bilgi için aşağıdaki linkten de bilgi alabilirsiniz. Bu arada arabayla tepeye çıkılması gerektiğini anımsatmak isterim ama tabanına güvenen yürüyebilir de :). İyi eğlenceler!


Zeus Altarı hakkında daha fazla bilgi için (Yukarıdaki fotoğraf da bu kaynaktan alınmıştır):
http://www.kucukkuyu.com/kucukkuyu-gezilecek-yerleri/zeus-altari/

20 Eylül 2016 Salı

Antalya Sembollerim - Figen Çiçek

Antalya Havaalanından uçağa binecekken ikinci kapıdan önce ara katta göz alıcı bir sergi ile karşılaştım. Uçağımın kalkış saatinden önce yeterince vaktim olduğu için sergiyi mutlulukla gezdim. "Antalya Sembollerim" adı verilen sergide sanatçı Figen Çiçek Antalya ile özdeşleşen portakalı sık sık kullanmış. Resimlerden de anlaşılacağı üzere portakal ve Antalya'nın ünlü yerleri (sağda Yivli Minare var) canlı renklerle eserlerde kullanılmış. Resimde canlı renkleri daha çok severim, bana mutluluğu ve baharı çağrıştırır. O nedenle canlı renklerle yapılan resim sergilerinden daha çok zevk alırım. Figen Çiçek'in sergisini de bu anlamda beğendim. Sanatçı tahta gibi platformlar üzerine farklı tekniklerle de (renkli kumlar gibi) çalışmalar yapmış, Sergi ne kadar süre için devam eder bilmiyorum ama Antalya Havalaanını bu aralar kullanacaksanız gezmenizi tavsiye ederim. İyi eğlenceler & iyi tatiller.




4 Eylül 2016 Pazar

Güzellik Üzerine

Yeni bitirdiğim kitabın Prenses Süreyya'nın hayatını anlatan (annesi tarafından yazılmış) anı kitabının son bölümünde Hayat mecmuasında yayınlanmış İstanbul'un On Güzel Kadını adında bir röportaj bulunmaktaydı. Bu röportajda dönemin sosyetesinin önce gelen güzel ve zarif hanımlarına güzellik hakkındaki fikirleri sorulmaktaydı. Bazı fikirlere katıldığım için birkaç alıntıyı burada sizinle de paylaşmak istedim, dikkate almaya değer bence.

- Prenses Neslişah: Her şeyden önce spora önem veririm, yirmi beş yıldır ata biner, kayak yapar, aralık ayına kadar her gün denize girerim.

- Perihan Kaleci: İyi bir cilde sahip olmak için başlıca şart, temizlik ve dinlenmedir. 

- Leyla Süren: Bir kadın erkekleştiği nispette güzellik ve zarafetini kaybeder. 

- Belgin Doruk: Kadını yıpratan, uykusuzluk ve içkidir. 

- Gelengül Erman: Her kadın giydiğini kendine yakıştırmayı bilmeli. 

- Esra Jah: Güzeli şu renk saç, bu renk göz olarak kesinlikle tanımlamak çok güç. Bence güzel kadın diye kayınvalidem Prenses Dürrüşehvar'a denir. 

- Muzaffer Erenus: Bence çabuk ihtiyarlamak istemeyen hanımlarımız mutlaka çalışmalıdırlar ve giriştikleri her işi zevkle yapmalıdırlar. 

- Güler Erenyol: Güzel bir kadın önce kişilik sahibi olmalı, bu anlamda güzel olarak Gülriz Sururi'yi tanıyorum. 

- Jale Kakmacı: Güzel bence ilk bakışta görünendir. Baktıkça tek tek güzelliği bulmak zor geliyor bana. 

- Leyla Çelikbaş: Güzel bir kadının mesut olabilmesi için önce mütevazi ve zekasını kullanmasını bilen birisi olması şarttır. Dikkatleri güzelliğinden başka yönlere çekebilirse rahat eder.

28 Ağustos 2016 Pazar

Havuç Çorbası

Bu tarifi yeni öğrendim, dolayısıyla sizinle de paylaşmak istiyorum. Küçük bebeği olanlar veya tatlı-kremalı çorbaları sevenler için birebir bir yemek, denemenizi tavsiye ederim. Yapılışı ve malzemeleri ise düşündüğünüzden daha kolay. İki kişilik çorba için:

1. Üç adet orta boy havuç
2. 1 yemek kaşığı tereyağı
3. 1 yemek kaşığı krema
4. 1 adet et bulyon
5. 5 yemek kaşığı un
6. 5 su bardağı sıcak su
7. Yarım çay kaşığı tuz ve sarımsak tozu (bir diş sarımsak da rendelenebilir veya damak tadınıza göre başka baharatlar da ekleyebilirsiniz). 

Önce havuçları rendeleyip hazırlıyoruz, akabinde tencerede tereyağı ile beraber unu kavuruyoruz. Havuçları da ekleyerek krema ile beraber pişiriyoruz. Sıcak su ile beraber bulyon, tuz ve sarımsak tozunu ekliyoruz. Çorba kaynayınca 5 dakika kadar da kısık ateşte pişirip en son el blendırı ile çekip hazır hale getirebilirsiniz :). Afiyet olsun!

25 Ağustos 2016 Perşembe

Yeni İş

Aslında kendime bile sürpriz oldu, 2016'ya girerken iş değiştirmeyi planlamamıştım. Ekim 2012 (ruhsat aldığım günden bu yana) aynı iş yerinde çalışıyordum ve işimden de memnundum. Oldukça rahat bir çalışma ortamım ve esnetebildiğim çalışma saatlerim vardı. Ancak hayat bazen insanların karşısına beklenmedik fırsatlar çıkarıyor ve siz de yeni bir deneyimi yaşamak istiyorsunuz. Birkaç hafta önce özel bir bankada yeni işime başladım ve şu ana kadar (bazı artıları ve eksileri olduğunu kabul etsem de) işlerin yolunda gittiğini söyleyebilirim. Umarım doğru bir karar vermişimdir (ok yaydan çıktı gerçi). Zaten yaşayıp göreceğim, umarım hep işlerim yolunda gider :). Bu yaz hayatım çok değişti, hayatın her halükarda güzel şeyler getireceğinden eminim. Hepinize hayat gülsün!

27 Temmuz 2016 Çarşamba

Museu Picasso / Picasso Müzesi - İspanya

1963 yılında açılan Barselona Picasso Müzesi, Picasso'nun yakın arkadaşı ve şahsi asistanı Jaume Sabartes'in çabaları sonucu oluşturabilmiştir. Müzede Picasso'nun gençlik döneminden ağırlıklı olmak üzere yaklaşık dört bin eseri sergilenmektedir (hem resim hem seramik hem de heykel çalışmaları mevcut). Picasso'nun kübist stilinden oluşan eserleri ve tanınmış tabloları bu müzede değil maalesef (yalnızca birkaç ünlü eseri burada mevcut). Bu açıdan biraz hayal kırıklığına uğradım açıkçası. En tanınmış tabloları New York'taki ve Madrid'deki müzelerdeymiş, umarım bir gün görme şansım olur. Müzeyi gezerken birkaç tane fotoğraf çekmiştim, takdir edersiniz ki daha çekecektim ancak fotoğraf çekmenin yasak olduğu konusunda uyarı aldım :). Böyle olunca maalesef sizinle fazla bir paylaşım yapamayacağım ancak birkaç kaynak paylaşıyorum incelemek isterseniz.



Pablo Picasso dünyanın en üretken sanatçılarından birisidir, durmadan çalışmıştır diyebiliriz. Hayatının ilk döneminde yaptığı resimlerin genelde hüzünlü olmasından bahisle bu dönemine "mavi dönem" adı verilmiştir. Sonrasında ise hayatı biraz düzene girince "pembe dönem"e girdiğinde bahsedilir. Sanatında daha da ilerleyince "klasisizm" ve "kübizm" etkileri eserlerinde daha sık görülecektir. Hayatının son anına kadar aynı tutku ve enerji ile resim yapmaya devam eden Picasso çağdaş sanatın da kurucularından kabul edilir.


Ancal Salvador Dali'den farklı olarak Picasso'nun kadınlarla ilişkileri çok karmaşıktır. Sadece karısına sadık olan Dali'nin aksine Picasso'nun hayatına pek çok kadın girmiş ve farklı kadınlardan çocuk sahibi olmuştur. Kadınlara olan bakışı oldukça komplike, tam olarak ne düşündüğünü anlamak zor (Kadınlar ya Tanrıça gibidir ya da paspas gibi dernek ne kastetti sizce?). Gençlik dönemlerinde sık sık genelevlere de giden Picasso, en önemli eserlerinden birini bu genelevlerden birinde yapmıştır (sağdaki, Avignonlu Kadınlar). Eşlerini ve sevgililerini model olarak kullanmayı da seven bir sanatçıdır (soldaki, Ressam ve Modeli).

Guernica tablosunu hepiniz biliyorsunuzdur. İkinci Dünya Savaşı yıllarında Alman ordularının Guernica kasabasını bombalamasını anlatan eseri 1937 yılında yapılmıştır. Söylentiye göre bir davet sırasında "Bu resmi siz mi yaptınız?" diye soran bir Alman generaline "Hayır siz yaptınız" cevabını vermiştir. Solda bir görüntüsü bulunan resimdeki insan ve hayvan figürleri ile acı, hüzün ve nefret anlatılmak istenmiştir.

Pek çok ressamın aksine Picasso ölmeden üne ve şöhrete kavuşmuştur, hayatının son anlarında resimlerini pahalı denilebilecek fiyatlara satmayı başarmıştır. Farklı yaşan tarzı ve yaklaşımları sebebiyle (bir de medya diye bir şeyin varlığını da yadsımamak gerek) ünü Avrupa'yı sarmıştır ve ölümünden sonra tüm dünyada tanınan bir ressam haline gelmiştir. En pahalı tablolarından Dora Maar Au Chat ve kendi oto portresini de beğeninize sunayım.


Kendinize bir iyilik yapın ve Barselonauı gezin, barselona'ya gitmişken Picasso müzesine uğramamazlık yapmayın. İyi eğlenceler ve mutluluklar dilerim hepinize :). Kültürlü kalın!


Pablo Picasso hayatı hakkında:
https://tr.wikipedia.org/wiki/Pablo_Picasso

Eserleri hakkında:
http://www.ressamlar.gen.tr/pablo-picasso/avignonlu-kizlar/

Hayatı hakkında önemli detaylar ve resimler:
http://birazresimtaniyalim.blogspot.com.tr/2015/09/pablo-picasso-kimdir.html

26 Temmuz 2016 Salı

İdam Cezası Üzerine Kısa bir Yazı


Herkesin malumu olduğu üzere geçtiğimiz hafta zor günler atlattık. Hala tam atlattığımız söylenemese de, güzel günlerin yaşanacağına ilişkin umudumuz sona ermiş değil. Askeri kalkışmanın ardından sosyal medyada, gazetelerde ve internet üzerinden erişim sağlanan diğer mecralarda "idam cezası" hakkında bazı propagandalar ve idam cezasının geri getirilmesi hakkında yazılar okudum. Ben bir hukukçu olarak idam cezasını savunanlardan değilim arkadaşlar. Halkın bu yöndeki taleplerini ve kızgınlığını anlayabiliyorum ancak duygusal olmayı bıraktığımız anda idam cezasının ilkel bir intikam duygusu tahtında ve insan onurunu hiçe sayan bir ceza olduğunu görebiliriz. İdam yalnızca o suçluyu değil, toplumu da cezalandırmaktır. Ayrıca geri dönüşü olmayan bir ceza olmasından bahisle uygar ülkelerin ceza sistemlerinden kaldırılmıştır ve Türkiye de bunlardan biridir ve öyle de olmalıdır. Halk olarak çabalarımız idamın getirilmesi değil de suçun oluşmaması için toplumsal bilincin ve eğitimin yükseltilmesi yönünde olmalıdır. Son olarak 1976 yılında Hasan Hüseyin Korkmazgil'in bir şiiri ile yazımı tamamlamak isterim:
.....


asmak neyi kurtarır 
sarı sarı yaprakları kuru dallara?
yolunmuş yaprakları
kırılmış dallarıyla 

ne anlatır bir ağaç
hani rüzgâr
hani kuş
hani nerde rüzgârlı kuş sesleri?

asılmak sorun değil
asılmamak da değil
kimin kimi astığı
kimin kimi neden niçin astığı
budur işte asıl sorun! 


sevdim gelin morunu
sevdim şiir morunu
moru sevdim tomurcukta
moru sevdim memede
ve öptüğüm dudakta
ama sevmedim, hayır
iğrendim insanoğlunun
yağlı ipte sallanan morluğundan!


......

asmak neyi kurtarır
öldürmek neyi
yaşatmaktır önemlisi
güzel yaşatmak
abeceden geçirmek kıracın çekirgesini 

ekmeksiz yuvasız hekimsiz bırakmamak 

1 Temmuz 2016 Cuma

Dali Tiyatrosu ve Müzesi


Dali Tiyatrosu ve Müzesi benim bucket list'imde yer alan yerlerden birisiydi. Barselona'ya gitmişken bu hayalimi elbette ki gerçekleştirdim. Öncelikle belirtmek isterim, Dali Müzesi Barselona'da değil, farklı bir şehirde, Figueres'de. Bu nedenle günübirlik de gidip gelseniz bir tam günü buraya ayırmanız gerekebilir. Trenle yolculuk birkaç saat sürüyor, ona göre organize olabilirsiniz. Tren istasyonundan da telefonunuzun navigasyonu yardımıyla Dali Müzesine yürüyebilirsiniz, yaklaşıl 20-25 dakika sürüyor ancak sorarak da bulabilirsiniz, zaten şehirde herkes biliyor nerede olduğunuz :). Figueres'de Dali Müzesi dışında çok fazla görünecek bir yer yok, zaten şehir de çok büyük değil, merkezi yerleri yürüme mesafesinde. Biz tren biletlerini internetten aşağıdaki siteden aldık, çok kullanışlı ve sorularınıza da hemen dönüyorlar, tevsiye ederim:


https://loco2.com/

Barcelona Sants - Figueres Vilafant seçeneğini seçmeniz gerekiyor, önceden alırsanız istasyondan almanızdan çok daha ucuza geliyor (biz kişi başı gidiş-dönüş 26,5 Avro ödedik). Figueres Salvador Dali'nin doğduğu şehir, bu nedenle müzesi bu şehirde bulunuyor. 1960 yılında Dali'nin ilk sergisine ev sahipliği yapan Belediye Tiyatrosu Salvador Dali için restore edilmeye başlanmış ve Dali'nin de yardımıyla 1974'de açılışı sağlanmış.

Dali müzesi sağdaki gibi bir yapı, görseniz mutlaka tanırsınız :). Müzenin önünde uzun kuyruklar oluyor maalesef (Japon turist kafileleri bu tür yerlere çok meraklılar). Bu nedenle tavsiyem biletleri gitmeden önce internetten alın ve sabah erken müzeye gitmeye çalışın. Hatta biletleri birkaç hafta öncesinden almakta fayda var, bu arada müzeye girişte büyük çanta vb. eşyalar da emanete alınıyor, bu nedenle küçük bir çanta ile gitmeye çalışın. Biletler için:

https://www.salvador-dali.org/serveis/en_entrades/?cancel

Müzenin içi rüya gibi, ressamlığın yanı sıra heykelcilik ve fotoğraf sanatıyla da meşgul olan Dali'nin sürreal eserleri sizi hemen etkisi altına alıyor. İlk girişteki meydanda hayattayken kullandığı arabası ve hemen üstünde Artemis heykeli sizi karşılıyor. Dali eserlerinde büyük aşkı ve karısı Gala'yı sık sık ilham perisi olarak kullanmış (sağ yukarıdaki bej rengi gömlek giyen kadın Bayan Gala). Karısını ilham perisi gibi kullanan Dali, heykelelrde, nü resimlerinde ve diğer sürreal tablolarında karısından sık sık ilham almış. Öyle ki, Gala'nın vefatından sonra her şeyden elini eteğini çeken Dali münzevi bir hayat yaşamaya başlamış.


Hayatını tek bir kadın ile geçiren Dali bu açıdan daldan dala konan Pablo Picasso'dan çok farklı. Her ikisinin de sanatçı olması aşka bakış açılarının aynı olması gerektiğini göstermez tabi, bu ayrı bir yazı konusu :). Müzeye dönersek, müzede sizi şaşkınlığa uğratacak pek çok eser var, mesela giriş katta yer alan ve yakından nü uzaktan ise Abraham Lincoln'e benzeyen tablosu gibi. Ya da sol yukarıdaki oda dizaynı (merdivenden yukarı çıkınca bir kadın yüzü şeklinde dizayn edilmiş). Daha fazlası için burayı mutlaka ziyaret edin, ama bir kötü haberim var, en ünlü tabloları (Belleğin Azmi vb.) maalesef burada değil, New York'taki Çağdaş Sanat Müzesi'ndeymiş.

Müzenin alt katında (girişi ayrı bir yerden) Dali'nin tasarladığı mücevherlerin sergilendiği ayrı bir salon bulunuyor. Mücevherlerin tasarımlarına gerçekten bayıldım! Dali gerçek bir dahi, hayatında yok yok. Ben müzeye ziyarete gitmeden önce kendisinin mücevher de tasarladığını bilmiyordum, dolayısıyla bu salon benim için sürpriz oldu. Belki de bu sebeple tasarımlarından çok etkilendim :).



Dali Tiyatrosu ve Müzesi İspanya'daki en unutulmaz deneyimlerinizden birisi olabilir. Eğer ilginizi çekiyorsa, Barselona'ya gittiğinizde mutlaka Figueres'e uğrayın ve burayı ziyaret edin derim ben. Barselona'daki Picasso müzesinden daha fantastik bir deneyim olacağını garanti ederim! İyi eğlenceler şimdiden.

30 Haziran 2016 Perşembe

Barselona Gezi Yazısı

Çok uzun zamandır tatil planlıyorduk ve pek çok anlamda şansımız da yaver gidince Barselona bize cazip geldi. Biletleri ve oteli Nisan ayında ayarladık bu nedenle hasbelkader normal şartlardan hesaplı oldu. Her zaman önceden plan yapılarak ayarlanması gerektiği taraftarıyım zaten eğer amacınız biraz ekonomi yapmaksa :). Tarihleri 19-25 Haziran olacak şekilde ayarladıktan sonra gitmeden önce bloglardan, kitaplardan ve daha önce gitmiş olan arkadaşlardan bilgi toplayarak bir gezi planı oluşturduk. Ben genelde bu şekilde yapmayı tercih ediyorum, ama detaylı planlar yapmıyorum (örneğin gezilip görülecek yerlerin bir listesini çıkarıyorum ancak giriş biletlerini internetten almıyorum vb.). Evet, Barselona'ya dönecek olursak, aslında bizim kaldığımız süre Barselona için uzun denilebilir, ancak biz aynı zamanda plajında dinlenme planında da olduğumuz için biraz daha uzun kaldık. Barselona denizle iç içe bir şehir arkadaşlar (Antalya gibi), deniz tatili de yapabilirsiniz. Şehirden bahsedecek olursak, Barselona Katalonya'nın merkez şehri ve İspanya'nın da ikinci büyük kendi konumunda. Avrupa'nın da sayılı kentlerinden olduğu için tahmin ettiğinizden daha büyük bir yaşam alanı aslında.

Bizim ilk durağımız Park de Montjuic yakınında (Bkz. metro haritası) bulunan Katalan Ulusal Sanat Müzesi oldu (solda). Dışarıdan bakıldığında harika bir yapı ve oldukça etkileyici bir şekilde konumlandırılmış. Müzenin sağından devam ederek geniş ağalı yoldan yukarıya doğru çıktığınızda ise Poble Espanyol'a ulaşacaksınız (sağda bir fotoğrafı mevcut). İlginizi çeker mi bilemiyorum ancak burası İspanya'nın en ünlü caddelerinin & binalarının boyutları biraz daha küçültülerek inşa edilmiş ve ziyarete açılmış bir turist köyü veya açık hava müzesi de denilebilir. Giriş ücreti yanlış aklımda kalmadıysa 13 Avro, minik bir İspanya turu yapmış gibi olacaksınız eğer girmeyi düşünürseniz. İçeride sadece mimari eserler değil, şarap tadımı, cam veya metal işlemeciliği (el işi), bir şeyler yiyip içebileceğiniz kafeler de mevcut. Buradan çıkınca Montjuic Tepesine çıktık ki bu tepe sanırım Barselona'nın en yüksek noktası, burada muazzam bir şehir manzarası var.

Şehrin içine indiğinizde (Bkz. Liceu metrosu) La Boqueria Mercat'da egzotik meyveler ve deniz ürünleri deneyebilirsiniz. La Boqueria kapalı bir pazar olarak inşa edilmiş ancak içinde içki, baharat, meyveler ve et ve deniz ürünleri dışında pek fazla seçenek yok gibi :). Pazarın en güzel yanı göz zevki, rengarenk meyveler ve içecekler uyumlu ve renkli bir bütün oluşturuyor. İkinci bir güzel yanı da bu meyveleri oldukça uygun fiyatlara deneyebiliyor olmanız; papaya, passion fruit, Hindistan cevizi, mango gibi egzotik meyveleri birkaç avroya tadabilirsiniz. Ayrıca karides, ıstakoz, midye, ahtapot gibi deniz ürünlerini de pişirilmiş şekilde taze ve sıcak deneme şansınız da mevcut. Bildiğim kadarıyla bu pazarın da İspanyol Köyü gibi yüz yıllık bir geçmişi var.


Devamında Barselona'nın en ünlü ve büyük caddesi La Rambla'da bir yürüyüşe çıkmakta fayda var. Kuzey'de Katalunya Meydanı ile başlayan cadde Güney'de Kristof Kolomb heykeli ile sona eriyor (sağda) ve yaklaşıl iki kilometrelik bir uzunluğu var. Yalnızca yayalara özgülenen cadde, kafeleri, alışveriş merkezleri ile İstiklal Caddesini andırıyor. Kristof Kolomb heykeline kadar geldiyseniz zaten marinaya ulaşmışsınız demektir (solda). Marina gün batımında harika görünüyor ve sahil boyunca gezintinize devam edebiliyorsunuz. Eğer alkol tüketiyorsanız, bu sahip hattı hem manzarası hem de yaz aylarında sahip olduğu tatlı esinti ile Sangria içmek için harika bir yer.

Biz ertesi gün başka bir şehirde bulunan (Figueres'de) Dali Müzesi'ne ve Picasso Müzesi'ne gittik ancak bu müze deneyimlerini bambaşka olduğundan başka bir yazıda anlatmak isterim. Bu nedenle buradan sonra Barselona'da modern mimari akımının başını çeken ünlü mimar Gaudi ile devam edeceğim. Kendine özgü kültürü ve mimarisiyle dikkat çeken Antoni Gaudi, Barselona'yı bu kadar önemli bir cazibe merkezi haline getiren kişi olabilir. En ünlü eseri vefatından önce başladığı ancak bitiremediği kilisesi La Sagrada Familia olabilir (sağda). Yapımıza 1882 yılında başlanılan eserin 1926 yılında Gaudi'nin ölümüne kadar yapımı sürmüş ancak Gaudi vefat ettikten sonra da hala tamamlanamamış. İspanyol hükumeti Gaudi'nin ölümünün 100. yılında eseri tamamlamayı planlamaktadır. Solda ise diğer bir eseri Casa Batllo'yu görmektesiniz (Bu eserlerin giriş ücretleri yüksek, toplamda 35 Avroyu gözden çıkarmalısınız).

Bir diğer önemli Gaudi eseri tabi ki Park Güell. Park Güell masal bahçesi gibi çok zengin bir hayal gücü ile ortaya çıkarılmış bir bahçe, hepinizin çok seveceğine eminim. Mimar Gaudi park alanı içerisinde standart bir İngiliz bahçesini wonderland ile birleştirmiş. Taş sütunlar, renkli mozaikler, teras ve taraçalar bahçeye fantastik bir görünüm kazandırıyor. Bu parkın biletlerini internetten gitmeden almanız daha iyi olabilir zira grup grup içeri aldıkları için saatler sonrasına randevu verebiliyorlar (bir sabah 09:00'da gittik ancak saat 13:00'e randevu alabildik). İçeride kalma süreniz de 30 dakika olarak belirleniyor. Giriş ücreti 9 Avro, diğer Gaudi eserlerine göre uygun fiyatlı ancak zamanınızı iyi ayarlamanızda fayda var.

Barselona'nın içinde dolaşmaya çıktığınızda Endülüs tarzında eski mimariler, dar ve egzotik sokaklar zaten bolca göreceksiniz. Bu açıdan en ilgi çekecek sokaklar Gothic Quarter olarak bilinen bölgede bulunmaktadır.  Barri Gotic (old town) mutlaka gezmeniz gereken yerlerden birisi kanaatimce. Bu bölgede Catedral de Barcelona'yı (solda) ve bu şekilde yapılmış gösterişli yapıları da görme şansınız olacak. Katoliklerin katedral ve kiliseleri bana Ortodoksların yapılarına göre oldukça mütevazi göründü. Aslında oldukça büyük ve gösterişli yapılar ancak altın yaldız süslemeler, ikonalar nispeten az gibi göründü. Sağdaki yapı ise Barselona'nın en yüksek noktalarından birinde bulunan bir eğlence parkının yanında yer alan dev kilise: Tibidabo. Bu yapı benim fotoğraflarında gerçeğinde olduğu gibi etkileyici görünmedi ama mutlaka kendisini görmelisiniz.


Önemli noktalardan bahsettiğimi tahmin ediyorum, diğer Gaudi eserleri ve görmek istediğiniz diğer yerler (örneğin BFC Camp Nou gibi) sizin inisiyatifinize ve tatil planınıza bırakıyorum. Bizim biraz daha vaktimiz vardı ve Barselona sahilde güneşlenmeyi ve denize girmeyi tercih ettik. Barselona'nın denizini ve plajını kendi adıma çok beğendim, ayrıca sahile yakın yerlerde Sangira içmenizi de özellikle tavsiye derim. Hem tatlı hem de buz gibi bir içecek olması sebebiyle Haziran ayı gibi bir mevsimde gittiyseniz inanın çok iyi geliyor. Yemekler hususunda fotoğrafını çekmeden isimlerini belirtmekle geçeceğim zira onları da kendi tercihinize bırakıyorum. Mutlaka Paella denemelisiniz. Paellanın orijinalı deniz ürünleri ile yapıldığından bence deniz ürünlü olanı tercih edin. Bir de İspanya'nın meşhur tadı Tapas'lar var. Tapas aslında meze demek, ve yemek öncesi atıştırmalık şeklinde oluyor. Çok fazla çeşit var ve pek çok yerde bulabiliyorsunuz. Şimdiden afiyet olsun!

Evet, bir gezimizin daha sonuna geldik, özel sorularınız olursa bana e-posta yoluyla ulaşabilirsiniz, diğer önemli notları aşağıda ileteceğim. Kendinize mutlaka bir iyilik yapın ve seveceğinizi düşündüğünüz yeni bir yeri bu yaz görün. İyi eğlenceler!

Önemli notlar:

- Metro ağı çok gelişmiş bir şehir ve metrolarda zorlanmadan yönünüzü bulabilirsiniz. Bu açıdan yanınızda harita varsa korkmayın.
-Turistlerin yanı sıra çok fazla göçmen var şehirde, bu nedenle yerli halktan fazla yabancı görebilirsiniz.
- Maalesef İngilizce bilenlerin oranı çok az, sizi anlıyorlar ancak tatminkar bir cevap alamıyorsunuz. Bu nedenle mümkün mertebe işlerinizi kendiniz halletmeye çalışın.
- Hırsızlık olaylarının çok olduğu söyleniyor, bu konuya özellikle dikkat etmenizde fayda var. Biz çok dikkatli davrandığımız için yaşamadık.
- Şehir içinde tüm otobüs ve raylı hatlarda geçerli günlük biletlerden almayı unutmayın, çok hesaplı oluyor. Biz hava alanında information noktasından 5 günlük bilet aldık ve 5 günlük biletin kişi başı fiyatı 32 Avro.
-Otellerde giriş yaparken standart otel ücretinin yanında vergi adı altında her kaldığınız gün için kişi başı 70 cent tahsil ediliyor.
-Şehirde çok fazla genç nüfus var ve herkes eğleniyor. Aralarına karışın ve keyfinize bakın!