25 Mayıs 2015 Pazartesi

Amsterdam Gezi Yazısı

Yurt dışı seyahatinden hoşlanan kişilerin listesinin ilk sırasındadır: Amsterdam. Sahip olduğu özgürlüklerle  ve renkli gece hayatıyla gençlerin; müze, sanat galeri ve mimarisi ile de kültür sanattan hoşlananların ve lezzetli peynirleriyle gurmelerin gezi planlarını süsleyen Amsterdam'ı sonunda gezip görmek bana da nasip oldu. Gezi planım yedi gün olduğu için Hollanda'nın farklı şehirlerini de gezebildim (LaHey, Rotterdam, Voorhout, Noordwijk, Leiden vb.). Ancak önceliğim ve detaylı planım Amsterdam üzerine olduğu için bu yazıda özellikle bu şehirdeki görülmesi gereken yerlerden söz edeceğim. Yazıdaki sıralamayı benim günlük planıma göre yaptım, eğer sizin öncelikleriniz farklı ise, farklı bir rota belirleyebilirsiniz (ya da spontan gezebilirsiniz, tamamen size kalmış). Biz arabayla devam ettik ancak Amsterdam Schiphol Havalimanına inince (AMS) Amsterdam Merkez İstasyonuna (Central Station) veya Haarlem gibi transit geçilen kentlere tren seferinin sıklıkla yapılmakta olduğunu belirtmeliyim (standart fiyatlar tek yön 4 - 5 Avro, gidiş dönüş bir arada alınırsa, vergi avantajıyla bilet1 Avro daha uyguna geliyor). Kalacağınız otelin havaalanı transfer servis hizmeti de var ise, bu şekilde ilerlemek de mantıklı olabilir. Amsterdam'da şehir içi raylı sistemlere biniş için alınan günlük veya haftalık kartlardan da almanızı tavsiye ederim, her yerde bulunan "Turist Information" lardan bu konuda destek alabilirsiniz.
Benim ilk durağım, kaldığım yere yakınlığı sebebiyle Keukenhof'du (Lisse'de, otobüs seferi bulunmaktadır). Dünyanın en büyük çiçek bahçelerinden birisi olan Keukenhof, Garden of Europe adıyla da bilinmektedir. Giriş ücreti 16 Avro, park yerleri de ücretli. Bu arada belirtmekte fayda var, müze, galeri vb. yerlerin giriş ücretleri oldukça pahalı, bu nedenle mümkün olduğunca hesaplayıp hareket etmekte fayda var. Sonra gidip de istediğiniz yerlere giremeden dönmeyin :). İkinci bir husus da, Keukenhof'un yalnızca Nisan-Mayıs aylarında açık olduğunu (bu yıl 17 Mayısta kapandı) belirtmeliyim. Sevimli Hollanda köylerini, uçsuz bucaksız lale denizlerini ve yel değirmenlerini görmek için Keukenhof'un açık olduğu tarihleri dikkate almanızı tavsiye ederim.
İkinci durağımız bisikletle gittiğimiz Noordwijk oldu. (Hollandalılar tam bir bisiklet fetişi, ülkede insan sayısının iki katı kadar bisiklet olduğu söyleniyor, bisiklet yolları, park yerleri ve bisikletler için düzenlenmiş trafik ışıkları var). Şehri tam gezip göremedik ancak Kuzey Denizi'ne kıyısı sebebiyle buraya özgü balıkların (Lekkerbek gibi) tadına bakabileceğiniz restoranları ziyaret edebilirsiniz. Noordwijk dönüşünde LaHey'e gittik (İngilizcesi "The Hague" ve Felemenkçede "Den Haag" deniyor). Lahey'in politik önemi çok büyük. Hollanda'nın başkenti Amsterdam olmasına rağmen, parlamentonun bulunduğu ve fiilen ülkenin yönetildiği yer Lahey'dir. Ayrıca Uluslararası Adalet Divanı ile Uluslararası Ceza Mahkemesi bu şehirdedir. Birleşmiş Milletlerin de ek ofisine ev sahipliği yapan şehir, pek çok önemli anlaşmanın imzalandığı bir kenttir. Meşruti Monarşi ile yönetilen Hollanda'nın kraliyet ailesinin oturduğu saray ve diplomatik temsilcilikler de Lahey'de bulunmaktadır. Gitmişken görmekte fayda var. Eğer vaktiniz varsa, Sanat Müzesi ve Sanat Galerileri (Kraliyet koleksiyonları) de mevcut.
Bu ek bilgilerden sonra tekrar gelelim Amsterdam'a. Bu şehirde ilk durağım Anne Frank'ın Evi oldu. İkinci Dünya Savaşı Nazi işgali sırasında Anne Frank ve ailesinin saklandığı ev müze olarak ziyarete açılmış durumda ve Anne Frank'ın günlükleri de sergileniyor. Giriş ücreti 9 Avro. Buradan çıkınca Amsterdam Museum'a gittik. Şehrin geçmişi ve güncel dönemine ilişkin her şey bu müzede sergileniyor. Dam Meydanına yürüme mesafesinde olan müzenin giriş ücreti 12 Avro. Buradan çıkınca ünlü sokak Red Light Secrets'e (De Wallen) gittik (gitmesek olmazdı, lanet olsun). De Wallen 300 adet vitrinli kabine ev sahipliği yapmaktadır. Bu sokakta iki müze var: Erotic Museum (Giriş ücreti 10 Avro) ve Museum of Prostitution (Giriş ücreti 10 Avro). Biz hava kararmadan geçtiğimiz için henüz ışıklandırılmamıştı ancak siz bir de gece 11'den sonra geçin ;). Ben gece geçtiğimde daha çok beğendim çünkü.
Üçüncü gün tamamen kültür gezisine ayırdım. İlk durağım olan Hollanda Milli müzesi "RijksMuseum" Amsterdam'daki en büyük müzelerden birisi. Saray koleksiyonlarının yanı sıra ünlü Hollandalı ressamların tablolarının da yer aldığı müze, Museumplein (Museum Square)'in ilk sırasında yer alıyor. Rembrandt'ın ünlü "Night Watch" tablosu (solda) ve diğer tabloları bu müzede sergilenmektedir (sağda resim malzemeleri bulunuyor). Ayrıca "Waterloo", Van Gogh'un birkaç tablosu ve Vermeer'in tabloları (İnci Küpeli Kız burada değil maalesef, Lahey'de) da bu müzede. Amsterdam'a gittiğinizde mutlaka uğrayın, hatta yalnızca bir müzeye uğrayacaksanız, o müze RijksMuseum olsun. Giriş ücreti 17,50 Avro. Museumplein'de bir sonraki ziyaretimi Van Gogh Museum'a yaptım. Bu müzeden ayrıca söz edeceğim, giriş ücreti 17 Avro. Bu arada, yukarıdaki o ünlü "I & Amsterdam" yazısı da Museumplein'da. Artık önünde bir fotoğraf çektirirsiniz :).
Amsterdam demişken, biraz da eğlenceye zaman ayırmak gerekir tabi. RijksMuseum'dan çıkınca sağa dönüp aşağıya doğru yürüdüğünüzde Heineken Brouwery (Bira Fabrikası) ile karşılaşacaksınız. Müzeye dönüştürülerek ziyarete açılan Heineken Fabrikasında bira yapım aşamaları, beş boyutlu oda deneyimi, sertifikalı bardağa bira koyma eğitimi, müzikli bar salonu gibi eğlenceli deneyimleri bulunuyor, ayrıca her ziyaretçinin ziyaret sırasında 2 kocaman bardak ücretsiz bira içme hakkı da var :). Eğer Heineken size yeterli gelmediyse, akşam Amsterdam'ın en ünlü barı "IceBar Xtra Cold"a da gidebilirsiniz. Heineken Brouwery'nin girişi 18 Avro ancak IceBar'a gidecekseniz, ne kadar para harcarsınız onu bilemem, zevkinize kalmış (IceBar giriş ücreti 19.50 Avro). Bir öneri daha, bara girmek yerine, elinizde şehir haritası alarak, Amsterdam'da küçük bir yürüyüş yapıp yeni sokaklar keşfetseniz, daha çok eğlenirsiniz :). Ya da amacınız tamamen gece eğlencesi ise, Red Light'ta çok cazip striptiz barlar var (included live sex).
Ertesi günü (4. gün) tam gün boyunca Leiden'de geçirdim. Tamamen bir öğrenci kenti olan Leiden'in de kanalları ve köprüleri ilgi çekici, güzel bir mimarisi var. Ancak çok uzatmamak adına, bu yazıda bahsetmemeyi tercih edeceğim. Bir sonraki gün (5. gün) Amsterdam'da Kanal Turu yaptım (Canal Cruises). Central Station yakınında pek çok kanal turu yapan bürolar bulunuyor, kendinize göre birini seçebilirsiniz. Kanal turu yaklaşıl 1,5 saat sürüyor ve fiyatlar 9-16 Avro arasında değişiyor. Kanal turu yapmanızı mutlaka tavsiye ediyorum, zira çok ilginç kanal evleri ve sokaklar görüyorsunuz. Buradan çıkınca hemen Dam Meydanı'nda olan Madame Tussauds'a gidebilirsiniz. Bu balmumu müzesinin girişi 22,50 Avro, ancak eğer Londra'da girdiyseniz, Amsterdam'da girmenize bence gerek yok (sağdaki Hollanda kralı Willem-Alexander ve eşi). Buradan çıkınca The Amsterdam Dungeon'a girdim. Korkutmasa da çok eğlenceliydi, giriş ücreti 22 Avro. Ancak giriş ücreti yüksek olduğundan, Dungeon'lara veya korku seanslarına özel bir ilginiz yoksa, gitmenizi tavsiye etmiyorum, nasılsa Amsterdam'dasınız :).
6. günümü tam gün boyunca Rotterdam'da geçirdim. Avrupa kıt'asının en büyük limanının bulunduğu kent, Hollanda'nın da ikinci büyük kentidir. İkinci dünya savaşında neredeyse tamamen yıkılan kent (Nazi Bombardımanı sonucu) 1950-1970 yıllarında tamamen baştan inşa edilmiştir. O nedenle Amsterdam ile Rotterdam arasında görünüş itibariyle oldukça fark var. Sevimli sokaklar ve kanal evleri ya da tarihi binalar Rotterdam'da yok, tamamen metal ve modern bir kent görünümünde (solda Erasmus Köprüsünü görebilirsiniz). Dolayısıyla ne yalan söyleyeyim, ben Rotterdam'ı pek sevmedim. Kültür gezisi yapacaksanız, önceliğiniz Amsterdam ve vaktiniz varsa Lahey (Den Haag) olsun.
Amsterdam denilince akla gelenlerden birisi de sosyal hak ve özgürlükler: Eşcinsel evliliğe izin veriliyor olması, fahişeliğin hoş görülmesi ve esrar/mantar/mariuhana vb. ürünlerin cadde üzerindeki veya ara sokaklardaki CoffeShop'larda rahatça satılıyor olması ve alkollü içkilerin uygun fiyatlı olması (Hollanda'da üretilenler özellikle) turistleri çeken etkenlerden birisi (bazı insanlar sadece bunlar için geliyor). Ancak CoffeShoplar'ın önünden geçerken duyulan keskin esrar kokuları bende bir süre sonra bir tiksinti yarattı, ayrıca "Space Cake" de tahmin edildiği kadar güzel değil ama vücudun tepki vereceği kadar etkili (mantarları keyfinize bırakıyorum, onlar seviye seviye). Bu mekanlar kanunlara göre reklam yapmadıkları, kuvvetli uyuşturucu satmadıkları ve 5 gramı aşmadıkları müddetçe satış yapabiliyorlar. Bundan ayrı olarak, kendi mutfağı olmadığını gözlemlediğim Hollanda'nın en önemli tatlarından birisi de peyniri. Bin bir çeşit peynir bulabileceğimiz Hollanda'nın en tanınan peyniri özel bir tada sahip olan Gouda'sı (eski kaşar). Teker şekli verilerek kalın bir zar altında satılan peynir açılmadığı müddetçe 1 yıl dayanabiliyor, o nedenle güzel bir hediye olabilir (resimdeki gibi rengarenk). Sade, fesleğenli, biberli veya başka değişik tatlarda Gouda'lar Amsterdam'daki peynircilerde satılıyor (raflardaki en küçük tekerler 9.90 Avro, ancak 3'lü paketler halinde daha uygun fiyata da satılıyor). Süpermarkete girerseniz eğer, daha küçük tadımlık paketleri ve farklı peynirleri (Fransız, Belçika vb.) daha uygun fiyatlara da bulabiliyorsunuz. Almasanız bile, tatmadan gelmeyin lütfen :). Zaten bir peynirciye girseniz, tüm peynirlerinden tatmanıza izin veriyorlar, yine de domuz etine dikkat ediyorsanız, sorunuz, zira domuz eti ihtiva eden peynirleri bile var.
Yukarıda yazdıklarım dışında, ücretsiz veya cüzi ücretlere gidilebilen yerler de var: Begijnhof (Manastır biçiminde inşa edilen bir alan), Oude Kerk (Eski Kilise), Museum Van Loon (Örnek bir kanal evi), Dam Meydanındaki mimari, Nieuwe Kerk (Yeni Kilise), De Bijenkorf (Alışveriş Merkezi), VondelPark (Central Park gibi dev bir yeşil vadi, festival varsa takip edin), çiçek pazarları ve Waterlooplein (Yahudi pazarı) vb gibi yerler (Modern Cafeler ve Sanat Galerileri de cabası). Bunlar benim tespit edip görebildiğim yerler ancak bir gezi rehberi satın alırsanız, daha görülecek onlarca yer olduğunu göreceksiniz. Veya amacınız sadece eğlence ise, zaten doğru yerdesiniz ;).

Peynirleri, yel değirmenleri, bisikletleri ve laleleri ile tanınan bu ülkeye gezi planınızda mutlaka yer verin. Hem eğlenceli hem de kültürel açıdan oldukça faydalı bir gezi yapacağınız kesin :). Her şeyden evvel, farklı bir ülke & şehir keşfetmek ufkunuzu açacak, dünyaya bakışınızı değiştirecektir. Sıcakkanlı ve yardımsever insanları, güzel planlanmış temiz şehirleri ve lezzetli peynirleri ile benim izlenimlerin olumlu yönde, umarım sizin de öyle olur. Bu arada, indirimler ve faydalı ipuçları için bir sonraki yazımı mutlaka okuyunuz. İyi eğlenceler & Kocaman sevgiler.



5 Mayıs 2015 Salı

Van Gezi Yazısı

1 Mayısın cumaya gelerek hafta sonu ile bağlanması sonucu pek çok kişi gibi biz de bu üç günlük tatili değerlendirdik. Birkaç farklı fikirden sonra oy çokluğuyla Van'a gitmeye karar verildi. Doğu Anadolu'nun en büyük ili olan Van,  Türkiye'nin de İran'a sınırı olan illerinden biridir. Van Gölü'nün kıyısındaki toprakların verimli olması ve akarsularla desteklenen bölgenin uygun iklim koşullarına sahip olması dolayısıyla insanların yerleşmek için tercih ettiği bir şehir olduğu söylenmektedir. Diğer Doğu illerini görmedim ancak Van'ın bölgenin önemli büyüklüğe sahip bir ili olduğu nüfusundan ve halkın yaşamından belli oluyor. Güzel havalarda herkesin dışarıya çıkması, Van gölü kıyısındaki sahil şeridinde ailelerin piknik yapması veya kahvaltı/yemek mekanlarının ve çarşının kalabalık olması bende bu şekilde bir izlenim uyandırdı. 
Biz uzak olması dolayısıyla takdir edersiniz ki Van'a uçakla gittik. Türk Hava Yollarının İstanbul'dan Van Ferit Melen Havaalanına günde ortalama dört uçuşu oluyor. O nedenle uçakla gitmek isterseniz bilet bulmakta sorun yaşayacağınızı sanmıyorum ancak bilet fiyatları biraz pahalı :). Otel olarak da Van'da çok fazla seçenek yok ancak Öğretmenevi gibi sosyal tesisleri kullanabilirsiniz. Onun dışında Van içinde gezerken çeşitli yerlere minibüsle ulaşım sağlandığından, bu konuda sorun olmayacaktır. Van'da ilk olarak hepinizin tahmin edeceği üzere Akdamar Adasına gittik (ada Van'da "Ahtamar" olarak bilinmektedir). Van merkezden ilçelere giden minibüslerin bulunduğu alandan "Gevaş" minibüslerine binerseniz, Akdamar İskelesinde inerek akşam 7'ye kadar devam eden feribotlarla adaya rahatlıkla gidebilirsiniz (gidiş dönüş 15 TL, kiliseye giriş 5 TL - Müzekartla giriş mümkün). 
Ada özellikle ilkbahar aylarında muhteşem bir güzelliğe sahip. Doğanın canlanması ve kır çiçeklerinin açması sonucu (hava da bunaltıcı sıcak değildi) ziyaret edenlerin en çok tercih ettiği aylardan birisi mayıs ayı. Zaten gidince göreceksiniz, Akdamar Kilisesi ve ada yerel halk tarafından da oldukça ilgi görüyor ve adada oyunlar oynayıp piknik yapıyorlar. Adada küçük bir çay bahçesi mevcut ancak benim tavsiyem gitmeden bir piknik sepeti hazırlayarak en azından yarım günü adada geçirmenizin keyifli olacağı yönünde.


İkinci gün durağımız Van Kalesi oldu. Sarp bir kayalık üzerine inşa edilen kale, Van şehir merkezine yakın bir konumda bulunuyor (5 km). Bu nedenle şehir merkezinden kalkan minibüslerle kısa sürede kaleye ulaşabilirsiniz. Kültür Bakanlığına bağlı olduğu için aynı şekilde Müze Kartla girilebiliyor (giriş 5 TL). Van halkı kaleye tırmanmak suretiyle ücretsiz giriş sağlayabiliyor ancak bize biraz tehlikeli göründüğü için arka tarafta yer alan girişte girmeyi tercih ettik. Van Kalesi Urartu Krallığı tarafından kalenin arka kısmındaki ovaya kurulan Tuşpa şehrini korumak maksadıyla yaptırılmış. bu nedenle kalenin tepesine çıktığınızda şehri kuş bakışı seyredebiliyorsunuz (diğer tarafınız da Van gölü manzarası var).
Surların arka tarafından alabildiğine uzanan yeşil ve sulak bir ova ve bazı yıkık tarihi yapılar ve restore edilmiş camiler mevcut. Bu yeşil bahçeye "Horhor Bahçeleri" (sağdaki resim) adı verilmiş (Horhor sözcüğü nereden geliyor bulamadım). Kalenin dibinde, yeşil bahçelerin başladığı yerde suyu içilen bir Horhor kaynağı da var (soldaki resim). Doğanın uyandığı Mayıs ayı bu bahçeleri gezmek için en güzel mevsim, bu nedenle gezi planınızı buna göre ayarlamanızı tavsiye ediyorum.
Van Kalesinin hemen sonunda insanların güzel havalarda faydalandığı Kültür Parkı bulunuyor. Bu parkı geçince (yaklaşık 200 mt sonra) Van Kedi Evi ve gümüş el işi takıların satıldığı bir bedesten var (Arubani Bedesteni). Van Kedi Evinde çok fazla kedi yok ancak en azından koruma altına alınmış olması beni mutlu etti. Bazıları kırma olsa da, mavi-yeşil gözlü kediler burada gönlünde yayılıp uyuyorlar. Dikkatimizi çeken bir diğer husus da, neredeyse on adımda bir sokak satıcısı tarafından satılan Uçkun (Işgın) bitkisi (sol resimdeki ince uzun yeşil bitkiler). Yayla muzu olarak bilinen bitki yerel halk tarafından çok seviliyor ve meyve gibi tüketiliyor. Biz de merak edip denedik tabi, ekşimsi bir tadı var havuç kadar olmasa da sert bir yapıda. Duyduğuma göre diğer Doğu illerinde de halk tarafından sevilerek tüketilmekteymiş.
Mademki yemekten konuyu açtık, gelelim Van'a asıl gitme sebebimize: Kahvaltı. Van'da oldukça zengin bir kahvaltı kültürü var. Kahvaltı için birkaç ünlü mekan var ancak bizim tavsiyemiz "Bak Hele Bak Yusuf Konak". Günlük olarak mandıradan gelen süt ve kaymak ile birlikte, bal, zeytin, otlu peynir ve farklı peynir çeşitleri, un helvası, ceviz ve gül reçeli, kavut, cacık, tereyağ, tahin-pekmez ve soldaki resimde gördüğünüz diğer enfes ikramlarla muhteşem bir kahvaltı sunumu var (yanında çay veya süt içiliyor yalnızca - çay kaçak olabilir :)). Otlu peynir dağda yetişen yabani kekik, yabani sarımsak ve benzeri dağdan toplanan otlarla genellikle koyun sütünden elde ediliyor. Biraz tuzlu ancak çok lezzetli bir peynir çeşidi. Van'a özgü pide şeklindeki ekmeklerle yemesi pek zevkli oluyor. Van'da küçükbaş hayvancılık yaygın olduğundan, kebaplar da (özel bir yemek türü yok sanırım, Güneydoğu'ya özgü kebaplar yapılıyor) genellikle koyun-kuzu etiyle yapılıyor. Ancak ayranı sağ resimdeki gibi tastan kepçeyle içiyorlar ve yemek öncesi ikramları zengin ve fiyatları uygun (çiğ köfte, ezme ve salata).
Biz küçük bir kaza geçirmemiz sebebiyle çok güzel anılarla ayrılmasak da, Van'ı şehir olarak çok beğendik. Özellikle depremden sonra yeniden yapılanmış olması sebebiyle yeni ve hayat dolu bir şehir, insanları da çok yardımsever. Türkiye'de gezilip görülecek çok yer var ancak yolunuz düşerse veya imkanınız olursa Van'a gitmenizi tavsiye ediyorum. Gidip görmeden, anlayamazsınız ;).

Not: Rus Pazarına giderek "Kaçak çay" denilen İran Çayından (Ahmed Tea) mutlaka deneyin.

Şimdiden iyi eğlenceler & esenlikler dilerim.

17 Nisan 2015 Cuma

Solo Ceramics Exhibiton - Bilge Uğur

Gazi Üniversitesi Seramik programını ve Çukurova Üniversitesi Seramik Bölümünü bitiren Bilge Uğur'un sanırım ilk kişisel sergisi bu. Daha önce pek çok ulusal ve uluslararası sergiye ve festivallere katılmış ancak hepsi karma sergi olduğundan, en önemli sergisi tek başına sanatseverlerle buluştuğu bu sergi olsa gerek. Halihazırda seramik üzerinde yüksek eğitim yapan ve aynı zamanda atölye çalışmalarını devam ettiren Bilge Uğur'un diğer seramik sergilerinde gördüğüm eserlere göre sıra dışı bir tarzı olmasa da eserlerini beğendim. Koyu renk temel maddenin (artık terimsel olarak ne deniyorsa) üzerine sarı-turuncu-kiremit rengi detaylar güzel bir uyum oluşturuyor. Seramik eserlere/sergilere ilginiz varsa sergi 24 Nisan'a kadar Tünel Sanat Galerisinde (Ziraat Bankası Sanat Galerisi) devam edecek. İyi eğlenceler!

15 Nisan 2015 Çarşamba

Adil Bazencir Resim Sergisi

1950 yılı Bingöl doğumlu olan Asil Bazencir resim konusunda eğitim alan ressamlardan (Eğitim Enstitüsü Resin - İş bölümü ve Güzel Sanatlar Fakültesi mezunu). Anadolu'nun farklı yerlerinde görev yaptığı için olsa gerek, resimlerinde Anadolu figürleri göze çarpıyor. Aşağıdaki örneklerden tespit edebileceğiniz gibi, Bazencir resimlerinde oldukça canlı renkler kullanmış (en sevdiğim) ve bazı resimlerini soyut figürlerle ifade etmiştir. Ancak detay çalışmalarına baktığımızda eminim sizin de zihninizde bir tablo canlanacaktır. Resim bu denli derin anlatımları olan bir ifade biçimi işte :). Daha önce pek çok kişisel sergi açan Adil Bazencir'in Tünel Sanat Galerisi'ndeki sergisi 24 Nisan tarihine kadar devam edecektir. Eğer vaktiniz olursa ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Tünel Sanat Galerisi Şişhane metrosunun İstiklal Caddesi çıkışından çıktığınızda hemen karşınızda (Ziraat Bankası Sanat Galerisi olarak da geçmektedir). İyi eğlenceler!







10 Nisan 2015 Cuma

Mano Burger - Beyoğlu

Yıllar önce gitmiştim (2 yıl oldu sanırım) ancak yakın zamanda tekrar gidince ne kadar sevimli bir yer olduğunu fark ettim, ayrıca burgerleri de lezzetliydi. Ancak oluşturulmuş bir menü yok, bu nedenle patates ve içeceği ayrı almanız gerekiyor, fiyatları da diğer burger noktalarına göre ortalama sayılır. Baharatlı patates denemenizi tavsiye ederim, farklı bir çeşnisi var ama lezzetli :). Biz Ventura Burger denedik ama Ottoman Burger de en çok tavsiye edilenlerden, bir de denemeye değer kızarmış dondurmaları var tabi. Burger seviyorsanız veya yolunuz düşerse, denemenizi tavsiye ederim. Yine de dikkatimi çeken bir noktayı iletmek isterim, menüde alkol (bira) yazılı olmasına rağmen satışı artık yapılmıyor, ayrıca diğer şubelerini görmedim ama Asmalımescit biraz küçük bu nedenle yer bulma ihtimaliniz de çok yüksel olmayabilir. Bizim gittiğimiz Mano Burger Asmalımescit Mah. Asmalımescit Sok. No:7 / Beyoğlu'nda. İyi eğlenceler!

7 Nisan 2015 Salı

Çekilişler :)

Resim-Deferim blogunda tesadüfen bir link ile karşılaştım: Çekilişler :). Bu şeklide küçük eğlenceler beni çok mutlu eder, o nedenle katılmaya karar verdim. Zorunlu şartlar bayan olmak ve aşağıdaki iki blogu da takip etmek:

- http://resimdefterimm.blogspot.com
- http://ahsapzamani.blogspot.com

Bazı ayrıcalıklı durumlar da var, blog linklerine tıklayıp takip edebilir ve ayrıcalıklı katılım hakkına da sahip olabilirsiniz. Çekiliş 16 Mayısta sona erecek, herkese bol şanslar!

Linkini sizinle paylaşıyorum:
http://resimdefterimm.blogspot.com/2015/04/resimdefterimmblogspot-cekilisim-var.html

Bu da ikinci bir çekiliş!

Öncelikli kural tabi ki blogu takip etmeniz. İkinci bir kural da çekiliş sayfasını kendi blogunuzda paylaşmanız. Bu kadar kolay :). ancak son katılım 12 Nisan, bilginize. Güneş Ülkesinden'in bu çekilişi de birinci yıl şerefine.

Linkini sizinle paylaşıyorum:
http://gunesulkesinden.blogspot.com.tr/2015/03/blogumun-1-yasgunu-cekilisi-ve.html
Bu da üçüncüsü!

Blogkizsalseyler bu çekiliş ile 500 takipçiyi geçmiş olmayı kutluyor :). Çekilişe katılmak için öncelikle bloglarını takibe almalısınız ve sayfasına yorum bırakmalısınız (diğer blog: http://www.yenibilge.biz/) Ek hak isterseniz detayları aşağıdaki linkte.

Linkini sizinle paylaşıyorum:
http://blogkizsalseyler.blogspot.com/2015/03/50-parca-blog-cekilisi.html

Bu da dördüncüsü!

Mohos Garden yüz temizleyicisi ve Türk kahvesi fincan seti için Zeynepintatlidusleri'ni takip etmemiz gerekiyor. Tek şart bloga üye olmanız! son katılım 20 Nisan.

Linkini sizinle paylaşıyorum:
http://zeynepintatlidusleri.blogspot.com.tr/2015/03/mini-bir-cekilisim-var.html

6 Nisan 2015 Pazartesi

Renklerin Büyülü Dünyası - 4

Şu ana kadar en sevdiğim (ve severek yaptığım) tablom bu oldu (tabi her birini diğerinden daha çok sevdiğim düşünülürse, daha niceleri olacaktır umarım). Hem soyut-figüratif olması hem de rengarenk olması sebebiyle sanırım zevkle yaptım. Tek üzücü taraf, bu tablo şu an elimde değil. Yaptığım eserleri paylaşmaya çok çekiniyorum ne yalan söyleyeyim. Üzerinde çok fazla emeğim olan aylarımı harcadığım bir eser sonuçta, alan kişi kıymetini bilecek mi bakalım? Ama ricasını kırmayacağım birisi istediği için şu an bu tablom kanatlanıp uçtu. Neyse şimdi bu duruma üzülmek yerine, tabloyu nasıl yaptığımıza bakalım. Bu aralar çalıştığım her eser 35 x 50 ölçülerinde tuvallere yapıldı. Şimdilik kendime ait bir atölye olmadığı için bu büyük tuvallerde çalışmıyorum. Her zamanki gibi, önce yapmak istediğimiz resmi tuvale çiziyoruz, ben kalemi fazla bastırıyorum, koyu oluyor ancak size tavsiyem, hafif çizmeye gayret etmeniz. Aslında fark etmiyor sonuçta yağlı boya eseri kapatıyor.

Çizimden sonra hocanın işte klasik şurayı düzelt/burayı düzelt düzeltmelerinden sonra eseri boyamaya başlıyoruz. Ben öncelikle resme en uygun olacağını düşündüğüm açık bir renkle (bu eserde griydi) tüm tabloya fon yapıyorum. Bu şekilde renkler daha gösterişli oluyor.






Akabinde gözüme kestirdiğim bir yerden (saç ve kemandan başladım) resmi renklendirmeye başlıyorum. Diğer figürler de yavaş yavaş şekillenince, diğer karışık renkleri vermeye başladım. İtiraf edeyim, bu konuda zorlandım. Bir ara o kadar çok renk kullandı ki, hiç bitmeyecek sandım :). Neyse yeterince çaba gösterince aslında ilk defa denediğin bir şeyi bile başarabiliyorsun! Yalnızca biraz cesaret...

3 Nisan 2015 Cuma

La Paz Cafe Bar America Latina

Latin Amerika bize coğrafya olarak uzak olduğu için yemeklerini ve içki kültürünü de pek biliyor sayılmayız. Madem ki, (herkesin rüyasıdır eminim) Latin Amerika'ya gidemiyoruz (en azından yakın zamanda) yemeklerini bize kadar getiren bir yere şans verebiliriz. Asmalımescit'te bulunan mekan aslında oldukça kolay bir yerde ancak bina girişinde tabelası vb. olmadığı için dikkat çekmiyor. Yemek menüsü içki menüsü gibi zengin değil, ama tüm Latin Amerika ülkelerinin mutfağından bir-iki yemeği beğeninize sunuyor. Takdir edersiniz ki, her yemeği deneyemedik, ama bir fikir edindik: Başlangıç için Bruschetta (La Paz Ekmeği), Burritos Picantes (Acılı - Meksika Yemeği), Camarones (Küba Yemeği) ve Corona (Meksika Birası) tercih ettik (Bolivya yemeği olan Tamales'i de denemek istedik ancak kalmamıştı). Yemekler fena değildi ancak alıştığımız tatların da dışında değildi. Yalnızca Camarones'in içindeki esmer pirinç ve karides farklı gelebilir ama bu yemek de içerdiği yağ oranıyla Türk yemekleriyle yarışmaya müsait :). Tatlı olarak Nikaragua tatlısı olan Flan de Coco'yu denedik. Genel olarak beğendik, eğer grup halinde (birkaç kişi) gidecekseniz, her yemekten söyleyip mümkün olduğunca çok yemeğin tadına bakmakta fayda var. Biz hafta içi gittiğimiz için denemedik ancak Latin Amerika kokteyllerini de (içki menüsünde bol bol var) deneyebilirsiniz. Onlar daha cazip görünüyor. La Paz Cafe Bar, Asmalımescit Mahallesi, Ensiz Sokak, No:10/1, Tünel'de. Merak ediyorsanız, bir ziyaret edin. İyi eğlenceler!