1955-1995 yılları arasında üretilen ürünlerin & reklam afişlerinin ve dergilerin sergilendiği bir sergi açılmış Salt Galata'da. Özellikle belirli bir orta yaş ve üzeri insanların çok daha ilgisini çekeceğini düşünüyorum zira onlara nostalji gibi gelecektir. Bu dönemde Türkiye'de üretilen beyaz eşya, otomobil, oyuncak, gıda vb. ürünlerin birer numuneleri sergileniyor ve büyük kısmı farklı koleksiyonlardan veya sergilerden getirilmiş (bazı oyuncaklar Oyuncak Müzesi'nden getirilmiş mesela). Benim en çok dikkatimi bu oyuncaklar ve reklam afişleri çekti açıkçası. Otomobil veya beyaz eşya ise daha farklı şekilde yani, sanayi ve teknolojik gelişmeler ile değişirken, oyuncak veya reklam afişleri gibi nesnelerin aynı zamanda kültürel bir değişimin de parçası olduğunu düşünüyorum. Bununla beraber, her nesnenin ziyaretçisine farklı çağrışımlar da yapacağından eminim. 1955'ten 1995'e, Türkiye'de çeşitli eşyaların üretim ve dılaşımı üzerine odaklanan, araştırma temelli sergi 13 Kasım'a kadar Salt Galata'da ziyarete açık olacaktır, gitmenizi tavsiye ederim. The most dangerous risk of all - the risk of spending your life not doing what you want on the bet you can buy yourself the freedom to do it later.
31 Ekim 2016 Pazartesi
Tek ve Çok Sergisi - Salt Galata
1955-1995 yılları arasında üretilen ürünlerin & reklam afişlerinin ve dergilerin sergilendiği bir sergi açılmış Salt Galata'da. Özellikle belirli bir orta yaş ve üzeri insanların çok daha ilgisini çekeceğini düşünüyorum zira onlara nostalji gibi gelecektir. Bu dönemde Türkiye'de üretilen beyaz eşya, otomobil, oyuncak, gıda vb. ürünlerin birer numuneleri sergileniyor ve büyük kısmı farklı koleksiyonlardan veya sergilerden getirilmiş (bazı oyuncaklar Oyuncak Müzesi'nden getirilmiş mesela). Benim en çok dikkatimi bu oyuncaklar ve reklam afişleri çekti açıkçası. Otomobil veya beyaz eşya ise daha farklı şekilde yani, sanayi ve teknolojik gelişmeler ile değişirken, oyuncak veya reklam afişleri gibi nesnelerin aynı zamanda kültürel bir değişimin de parçası olduğunu düşünüyorum. Bununla beraber, her nesnenin ziyaretçisine farklı çağrışımlar da yapacağından eminim. 1955'ten 1995'e, Türkiye'de çeşitli eşyaların üretim ve dılaşımı üzerine odaklanan, araştırma temelli sergi 13 Kasım'a kadar Salt Galata'da ziyarete açık olacaktır, gitmenizi tavsiye ederim. 21 Ekim 2016 Cuma
Osmanlı Bankası Müzesi - Karaköy
Bu hafta sonu uygun bir vaktimizde Osmanlı Bankası Müzesini ziyaret ettik. Osmanlı Bankasını daha önce duymuş olmalısınız (2001 tarihinde Garanti Bankası'na katılımıyla varlığı tamamıyla sona erdi). 1856 yılında İngiliz sermayesi ile kurulan banka (Ottoman Bank) 1863 yılında Fransız sermayesinin de ortaklığıyla büyümüş ve Bank-ı Osmani-i Şahane adıyla varlığına devam etmiştir. Kuruluşundan sonraki faaliyetlerine, zor yıllarına, toparlanma dönemlerine, genişleme dönemine ve savaş/kriz dönemlerine ilişkin kronolojik bir bilgi akışı müze içinde resim ve belgeleriyle mevcuttur. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası'nın kuruluşuna kadar devlet bankası sıfatıyla varlığını devam ettirebilmiştir. Bu bankanın bir diğer özelliği, o dönemde adında "Osmanlı" kelimesini muhafaza edebilen tek kuruluştur. 1931 yılında Merkez Bankası'nın kuruluşu ile beraber eski önemi ortadan kalkınca sembolik bir şekilde varlığını sürdürmüş ve Doğuş Grubuna satıldıktan sonra varlığı tamamen sona ermiştir. Osmanlı Devleti zamanındaki eski günlerinden kalan banknot örnekleri, kaimeler, hisse senetleri, hesap defterleri, müşteri formları ve fotoğrafları, banka cüzdanlarının hepsi Osmanlı Bankası Müzesi'nde sergilenmektedir, aralarında ilginç bulacağınız bazı belgeler de olabilir :).Müze hakkında detaylı bilgi ve lokasyon için:
http://www.obmuze.com/#kronolojik
20 Ekim 2016 Perşembe
Renklerin Büyülü Dünyası - 6
Adını "Shiva (Şiva)" koyduğum bu eser internette sıkça karşılaştığımız Hinduizm'de bahsedilen Hint Tanrılarından birisi olan Shiva'nın resminden esinlenilerek yapıldı. Bir şey itiraf etmem lazım, ben daha önce Shiva'yı Tanrıça sanıyordum zira çizimleri çok feminen ve saçları da uzun. Ancak Tanrıça olmadığını öğrenmeme rağmen resmini yapmaktan vazgeçmedim çünkü hala feminen bir görüntüsü var (ben kadınları ve feminen figürleri resmetmeyi seviyorum biliyorsunuz ki). Hinduizm ve Hint felsefesi hakkında çok bilgi sahibi değilim, ancak Shiva, bazı kaynaklara göre Brahma ve Vishnu (Vişnu) ile beraber Hint teslisinin bir parçası olarak bilinir. Brahma yaratıcı, Vishnu koruyucu Shiva ile yok edicidir (Shiva the destroyer). Yok etmeyi temsil etse de, Shiva olumsuz değil, olumlu bir gücü temsil eder, kendisine kötülüğün yok edicisi de diyebilirsiniz. Bu kadar girişten sonra bu eseri beğeneceğinizi umuyorum. İlk görüşte siyah-sarı-hardal renkleri göze çarpsa da aslında hemen her rengi kullandım resim yaparken (kırmızı, mor ve beyaz detaylarda gizli). Sarı ve siyah bir araya geldiğinde dikkat çekici bir kontrast oluşturur, bu nedenle tabelalar veya uyarılar bu renklerde yapılır. Tabi bir de manevi anlamı var (İstanbul Sultani'sinden kalan) ancak bu konuya burada değinmeyeceğim. Tablonun yapılışı kolay oldu, detayları aşağıdadır:26 Eylül 2016 Pazartesi
Engelsiz Sergi
Tünel girişinde bu küçük sergiye rastladım, oldukça da hoşuma gitti. Asperger Sendromu olan kişilerin çizimlerinin ve fotoğraflarının sergilendiği bu sergiyi keyifle gezdim. Çok fazla eser yoktu ancak başlangıç olması ve insanlarda farkındalık yaratması açısından başarılıydı. Fotoğraf ve çizimleri aşağıda çektiğim resimlerden görüyorsunuz zaten, bu entry ile aynı zamanda Asperger Sendromu hakkında da bilgi vermek isterim. Asperger Sendromu sosyal etkileşimde zorluklar ve sınırlı stereotipik ilgi ve etkinliklerle tanımlanan otistik bir bozukluk olarak tanımlanmış. Standart bir tanı ölçütleri arasında belirtilmemişse de motor sakarlık ve atipik dil kullanımı belirtileri olarak görülenlerden. Zor fark edilen bir rahatsızlık olduğu söyleniyor bu nedenle tanı koyulması zor oluyormuş, bu nedenle özellikle çocukların dikkatli gözlemlenmesi gerekmektedir. Neyse, umarım hiç birinizin başına gelmez :). Hayatın kıymetini bilelim!
23 Eylül 2016 Cuma
Zeus Altarı - Adatepe Köyü
Bayram tatilinde Altınoluk'a yazlığa gitmiştik, yakınlarında kendi halinde küçük bir turistik köy olan Adatepe Köyüne ziyarete gitmeyi amaçladık. Köye dar bir tepe yolunda araçla ulaşılıyor, kendi halinde taş evlerden oluşan, turistik ve küçük bir köy. Köyün girişinde biraz daha tepeye çıkan toprak bir patika mevcut, bu patikadan tepeye doğru yaklaşık 20 dakika yürüyünce Zeus Altarı'na ulaşılıyor. Zeus Altarı eski Yunan'da tanrılara kurban sunulması amacıyla yapılmış (Altar = sunak), bu nedenle olsa gerek bölgenin en yüksek noktasına inşa edilmiş. Dolayısıyla manzarası harika, manzara açısından gerçekten bayıldım. Buradan indikten sonra da Adatepe Köyüne doğru yol aldık ve köyü basit şekilde turladık.Köye bayıldım gerçekten, tanınmış olmasına ve turistlerin uğradığı bir yer olmasına rağmen, köy doğal haliyle kalmış gibiydi. Bazı mekanlar restore edilmiş ancak genel olarak köyde doğal kalmış bir şeyler vardı :). Zeytin sütü (kadınlar için yüze sürülen doğal bir malzeme ve aynı zamanda salataya tat veren bir sos amacıyla satılıyor), zeytin yağı ve zeytin sabunu gibi ürünler yapılıp satılıyor. Ben denemek için birkaç sabun aldım, kokuları ise harika :)
http://www.kucukkuyu.com/kucukkuyu-gezilecek-yerleri/zeus-altari/
20 Eylül 2016 Salı
Antalya Sembollerim - Figen Çiçek
Antalya Havaalanından uçağa binecekken ikinci kapıdan önce ara katta göz alıcı bir sergi ile karşılaştım. Uçağımın kalkış saatinden önce yeterince vaktim olduğu için sergiyi mutlulukla gezdim. "Antalya Sembollerim" adı verilen sergide sanatçı Figen Çiçek Antalya ile özdeşleşen portakalı sık sık kullanmış. Resimlerden de anlaşılacağı üzere portakal ve Antalya'nın ünlü yerleri (sağda Yivli Minare var) canlı renklerle eserlerde kullanılmış. Resimde canlı renkleri daha çok severim, bana mutluluğu ve baharı çağrıştırır. O nedenle canlı renklerle yapılan resim sergilerinden daha çok zevk alırım. Figen Çiçek'in sergisini de bu anlamda beğendim. Sanatçı tahta gibi platformlar üzerine farklı tekniklerle de (renkli kumlar gibi) çalışmalar yapmış, Sergi ne kadar süre için devam eder bilmiyorum ama Antalya Havalaanını bu aralar kullanacaksanız gezmenizi tavsiye ederim. İyi eğlenceler & iyi tatiller.



4 Eylül 2016 Pazar
Güzellik Üzerine
Yeni bitirdiğim kitabın Prenses Süreyya'nın hayatını anlatan (annesi tarafından yazılmış) anı kitabının son bölümünde Hayat mecmuasında yayınlanmış İstanbul'un On Güzel Kadını adında bir röportaj bulunmaktaydı. Bu röportajda dönemin sosyetesinin önce gelen güzel ve zarif hanımlarına güzellik hakkındaki fikirleri sorulmaktaydı. Bazı fikirlere katıldığım için birkaç alıntıyı burada sizinle de paylaşmak istedim, dikkate almaya değer bence.
- Prenses Neslişah: Her şeyden önce spora önem veririm, yirmi beş yıldır ata biner, kayak yapar, aralık ayına kadar her gün denize girerim.
- Perihan Kaleci: İyi bir cilde sahip olmak için başlıca şart, temizlik ve dinlenmedir.
- Leyla Süren: Bir kadın erkekleştiği nispette güzellik ve zarafetini kaybeder.
- Belgin Doruk: Kadını yıpratan, uykusuzluk ve içkidir.
- Gelengül Erman: Her kadın giydiğini kendine yakıştırmayı bilmeli.
- Esra Jah: Güzeli şu renk saç, bu renk göz olarak kesinlikle tanımlamak çok güç. Bence güzel kadın diye kayınvalidem Prenses Dürrüşehvar'a denir.
- Muzaffer Erenus: Bence çabuk ihtiyarlamak istemeyen hanımlarımız mutlaka çalışmalıdırlar ve giriştikleri her işi zevkle yapmalıdırlar.
- Güler Erenyol: Güzel bir kadın önce kişilik sahibi olmalı, bu anlamda güzel olarak Gülriz Sururi'yi tanıyorum.
- Jale Kakmacı: Güzel bence ilk bakışta görünendir. Baktıkça tek tek güzelliği bulmak zor geliyor bana.
- Leyla Çelikbaş: Güzel bir kadının mesut olabilmesi için önce mütevazi ve zekasını kullanmasını bilen birisi olması şarttır. Dikkatleri güzelliğinden başka yönlere çekebilirse rahat eder.
28 Ağustos 2016 Pazar
Havuç Çorbası
Bu tarifi yeni öğrendim, dolayısıyla sizinle de paylaşmak istiyorum. Küçük bebeği olanlar veya tatlı-kremalı çorbaları sevenler için birebir bir yemek, denemenizi tavsiye ederim. Yapılışı ve malzemeleri ise düşündüğünüzden daha kolay. İki kişilik çorba için:
1. Üç adet orta boy havuç
2. 1 yemek kaşığı tereyağı
3. 1 yemek kaşığı krema
4. 1 adet et bulyon
5. 5 yemek kaşığı un
6. 5 su bardağı sıcak su
7. Yarım çay kaşığı tuz ve sarımsak tozu (bir diş sarımsak da rendelenebilir veya damak tadınıza göre başka baharatlar da ekleyebilirsiniz).
Önce havuçları rendeleyip hazırlıyoruz, akabinde tencerede tereyağı ile beraber unu kavuruyoruz. Havuçları da ekleyerek krema ile beraber pişiriyoruz. Sıcak su ile beraber bulyon, tuz ve sarımsak tozunu ekliyoruz. Çorba kaynayınca 5 dakika kadar da kısık ateşte pişirip en son el blendırı ile çekip hazır hale getirebilirsiniz :). Afiyet olsun!
25 Ağustos 2016 Perşembe
Yeni İş
Aslında kendime bile sürpriz oldu, 2016'ya girerken iş değiştirmeyi planlamamıştım. Ekim 2012 (ruhsat aldığım günden bu yana) aynı iş yerinde çalışıyordum ve işimden de memnundum. Oldukça rahat bir çalışma ortamım ve esnetebildiğim çalışma saatlerim vardı. Ancak hayat bazen insanların karşısına beklenmedik fırsatlar çıkarıyor ve siz de yeni bir deneyimi yaşamak istiyorsunuz. Birkaç hafta önce özel bir bankada yeni işime başladım ve şu ana kadar (bazı artıları ve eksileri olduğunu kabul etsem de) işlerin yolunda gittiğini söyleyebilirim. Umarım doğru bir karar vermişimdir (ok yaydan çıktı gerçi). Zaten yaşayıp göreceğim, umarım hep işlerim yolunda gider :). Bu yaz hayatım çok değişti, hayatın her halükarda güzel şeyler getireceğinden eminim. Hepinize hayat gülsün!
Etiketler:
ADVOCATE,
AVUKAT,
BANKA,
COUNSELLOR,
DANIŞMANLIK,
GÜLÜCÜK,
MÜŞAVİRLİK,
PLAN,
YENİ HAYAT,
YENİ İŞ,
YENİ YAZ
27 Temmuz 2016 Çarşamba
Museu Picasso / Picasso Müzesi - İspanya
1963 yılında açılan Barselona Picasso Müzesi, Picasso'nun yakın arkadaşı ve şahsi asistanı Jaume Sabartes'in çabaları sonucu oluşturabilmiştir. Müzede Picasso'nun gençlik döneminden ağırlıklı olmak üzere yaklaşık dört bin eseri sergilenmektedir (hem resim hem seramik hem de heykel çalışmaları mevcut). Picasso'nun kübist stilinden oluşan eserleri ve tanınmış tabloları bu müzede değil maalesef (yalnızca birkaç ünlü eseri burada mevcut). Bu açıdan biraz hayal kırıklığına uğradım açıkçası. En tanınmış tabloları New York'taki ve Madrid'deki müzelerdeymiş, umarım bir gün görme şansım olur. Müzeyi gezerken birkaç tane fotoğraf çekmiştim, takdir edersiniz ki daha çekecektim ancak fotoğraf çekmenin yasak olduğu konusunda uyarı aldım :). Böyle olunca maalesef sizinle fazla bir paylaşım yapamayacağım ancak birkaç kaynak paylaşıyorum incelemek isterseniz.

Pablo Picasso dünyanın en üretken sanatçılarından birisidir, durmadan çalışmıştır diyebiliriz. Hayatının ilk döneminde yaptığı resimlerin genelde hüzünlü olmasından bahisle bu dönemine "mavi dönem" adı verilmiştir. Sonrasında ise hayatı biraz düzene girince "pembe dönem"e girdiğinde bahsedilir. Sanatında daha da ilerleyince "klasisizm" ve "kübizm" etkileri eserlerinde daha sık görülecektir. Hayatının son anına kadar aynı tutku ve enerji ile resim yapmaya devam eden Picasso çağdaş sanatın da kurucularından kabul edilir.

Ancal Salvador Dali'den farklı olarak Picasso'nun kadınlarla ilişkileri çok karmaşıktır. Sadece karısına sadık olan Dali'nin aksine Picasso'nun hayatına pek çok kadın girmiş ve farklı kadınlardan çocuk sahibi olmuştur. Kadınlara olan bakışı oldukça komplike, tam olarak ne düşündüğünü anlamak zor (Kadınlar ya Tanrıça gibidir ya da paspas gibi dernek ne kastetti sizce?). Gençlik dönemlerinde sık sık genelevlere de giden Picasso, en önemli eserlerinden birini bu genelevlerden birinde yapmıştır (sağdaki, Avignonlu Kadınlar). Eşlerini ve sevgililerini model olarak kullanmayı da seven bir sanatçıdır (soldaki, Ressam ve Modeli).
Guernica tablosunu hepiniz biliyorsunuzdur. İkinci Dünya Savaşı yıllarında Alman ordularının Guernica kasabasını bombalamasını anlatan eseri 1937 yılında yapılmıştır. Söylentiye göre bir davet sırasında "Bu resmi siz mi yaptınız?" diye soran bir Alman generaline "Hayır siz yaptınız" cevabını vermiştir. Solda bir görüntüsü bulunan resimdeki insan ve hayvan figürleri ile acı, hüzün ve nefret anlatılmak istenmiştir.

Pek çok ressamın aksine Picasso ölmeden üne ve şöhrete kavuşmuştur, hayatının son anlarında resimlerini pahalı denilebilecek fiyatlara satmayı başarmıştır. Farklı yaşan tarzı ve yaklaşımları sebebiyle (bir de medya diye bir şeyin varlığını da yadsımamak gerek) ünü Avrupa'yı sarmıştır ve ölümünden sonra tüm dünyada tanınan bir ressam haline gelmiştir. En pahalı tablolarından Dora Maar Au Chat ve kendi oto portresini de beğeninize sunayım.
Kendinize bir iyilik yapın ve Barselonauı gezin, barselona'ya gitmişken Picasso müzesine uğramamazlık yapmayın. İyi eğlenceler ve mutluluklar dilerim hepinize :). Kültürlü kalın!
Pablo Picasso hayatı hakkında:
https://tr.wikipedia.org/wiki/Pablo_Picasso
Eserleri hakkında:
http://www.ressamlar.gen.tr/pablo-picasso/avignonlu-kizlar/
Hayatı hakkında önemli detaylar ve resimler:
http://birazresimtaniyalim.blogspot.com.tr/2015/09/pablo-picasso-kimdir.html

Pablo Picasso dünyanın en üretken sanatçılarından birisidir, durmadan çalışmıştır diyebiliriz. Hayatının ilk döneminde yaptığı resimlerin genelde hüzünlü olmasından bahisle bu dönemine "mavi dönem" adı verilmiştir. Sonrasında ise hayatı biraz düzene girince "pembe dönem"e girdiğinde bahsedilir. Sanatında daha da ilerleyince "klasisizm" ve "kübizm" etkileri eserlerinde daha sık görülecektir. Hayatının son anına kadar aynı tutku ve enerji ile resim yapmaya devam eden Picasso çağdaş sanatın da kurucularından kabul edilir.Guernica tablosunu hepiniz biliyorsunuzdur. İkinci Dünya Savaşı yıllarında Alman ordularının Guernica kasabasını bombalamasını anlatan eseri 1937 yılında yapılmıştır. Söylentiye göre bir davet sırasında "Bu resmi siz mi yaptınız?" diye soran bir Alman generaline "Hayır siz yaptınız" cevabını vermiştir. Solda bir görüntüsü bulunan resimdeki insan ve hayvan figürleri ile acı, hüzün ve nefret anlatılmak istenmiştir.

Pek çok ressamın aksine Picasso ölmeden üne ve şöhrete kavuşmuştur, hayatının son anlarında resimlerini pahalı denilebilecek fiyatlara satmayı başarmıştır. Farklı yaşan tarzı ve yaklaşımları sebebiyle (bir de medya diye bir şeyin varlığını da yadsımamak gerek) ünü Avrupa'yı sarmıştır ve ölümünden sonra tüm dünyada tanınan bir ressam haline gelmiştir. En pahalı tablolarından Dora Maar Au Chat ve kendi oto portresini de beğeninize sunayım.Kendinize bir iyilik yapın ve Barselonauı gezin, barselona'ya gitmişken Picasso müzesine uğramamazlık yapmayın. İyi eğlenceler ve mutluluklar dilerim hepinize :). Kültürlü kalın!
Pablo Picasso hayatı hakkında:
https://tr.wikipedia.org/wiki/Pablo_Picasso
Eserleri hakkında:
http://www.ressamlar.gen.tr/pablo-picasso/avignonlu-kizlar/
Hayatı hakkında önemli detaylar ve resimler:
http://birazresimtaniyalim.blogspot.com.tr/2015/09/pablo-picasso-kimdir.html
26 Temmuz 2016 Salı
İdam Cezası Üzerine Kısa bir Yazı

Herkesin malumu olduğu üzere geçtiğimiz hafta zor günler atlattık. Hala tam atlattığımız söylenemese de, güzel günlerin yaşanacağına ilişkin umudumuz sona ermiş değil. Askeri kalkışmanın ardından sosyal medyada, gazetelerde ve internet üzerinden erişim sağlanan diğer mecralarda "idam cezası" hakkında bazı propagandalar ve idam cezasının geri getirilmesi hakkında yazılar okudum. Ben bir hukukçu olarak idam cezasını savunanlardan değilim arkadaşlar. Halkın bu yöndeki taleplerini ve kızgınlığını anlayabiliyorum ancak duygusal olmayı bıraktığımız anda idam cezasının ilkel bir intikam duygusu tahtında ve insan onurunu hiçe sayan bir ceza olduğunu görebiliriz. İdam yalnızca o suçluyu değil, toplumu da cezalandırmaktır. Ayrıca geri dönüşü olmayan bir ceza olmasından bahisle uygar ülkelerin ceza sistemlerinden kaldırılmıştır ve Türkiye de bunlardan biridir ve öyle de olmalıdır. Halk olarak çabalarımız idamın getirilmesi değil de suçun oluşmaması için toplumsal bilincin ve eğitimin yükseltilmesi yönünde olmalıdır. Son olarak 1976 yılında Hasan Hüseyin Korkmazgil'in bir şiiri ile yazımı tamamlamak isterim:
.....
asmak neyi kurtarır
sarı sarı yaprakları kuru dallara?
yolunmuş yaprakları
kırılmış dallarıyla
ne anlatır bir ağaç
hani rüzgâr
hani kuş
hani nerde rüzgârlı kuş sesleri?
asılmak sorun değil
asılmamak da değil
kimin kimi astığı
kimin kimi neden niçin astığı
budur işte asıl sorun!
sevdim gelin morunu
sevdim şiir morunu
moru sevdim tomurcukta
moru sevdim memede
ve öptüğüm dudakta
ama sevmedim, hayır
iğrendim insanoğlunun
yağlı ipte sallanan morluğundan!
......
asmak neyi kurtarır
öldürmek neyi
yaşatmaktır önemlisi
güzel yaşatmak
abeceden geçirmek kıracın çekirgesini
ekmeksiz yuvasız hekimsiz bırakmamak
1 Temmuz 2016 Cuma
Dali Tiyatrosu ve Müzesi
Dali Tiyatrosu ve Müzesi benim bucket list'imde yer alan yerlerden birisiydi. Barselona'ya gitmişken bu hayalimi elbette ki gerçekleştirdim. Öncelikle belirtmek isterim, Dali Müzesi Barselona'da değil, farklı bir şehirde, Figueres'de. Bu nedenle günübirlik de gidip gelseniz bir tam günü buraya ayırmanız gerekebilir. Trenle yolculuk birkaç saat sürüyor, ona göre organize olabilirsiniz. Tren istasyonundan da telefonunuzun navigasyonu yardımıyla Dali Müzesine yürüyebilirsiniz, yaklaşıl 20-25 dakika sürüyor ancak sorarak da bulabilirsiniz, zaten şehirde herkes biliyor nerede olduğunuz :). Figueres'de Dali Müzesi dışında çok fazla görünecek bir yer yok, zaten şehir de çok büyük değil, merkezi yerleri yürüme mesafesinde. Biz tren biletlerini internetten aşağıdaki siteden aldık, çok kullanışlı ve sorularınıza da hemen dönüyorlar, tevsiye ederim:
Barcelona Sants - Figueres Vilafant seçeneğini seçmeniz gerekiyor, önceden alırsanız istasyondan almanızdan çok daha ucuza geliyor (biz kişi başı gidiş-dönüş 26,5 Avro ödedik). Figueres Salvador Dali'nin doğduğu şehir, bu nedenle müzesi bu şehirde bulunuyor. 1960 yılında Dali'nin ilk sergisine ev sahipliği yapan Belediye Tiyatrosu Salvador Dali için restore edilmeye başlanmış ve Dali'nin de yardımıyla 1974'de açılışı sağlanmış.
Dali müzesi sağdaki gibi bir yapı, görseniz mutlaka tanırsınız :). Müzenin önünde uzun kuyruklar oluyor maalesef (Japon turist kafileleri bu tür yerlere çok meraklılar). Bu nedenle tavsiyem biletleri gitmeden önce internetten alın ve sabah erken müzeye gitmeye çalışın. Hatta biletleri birkaç hafta öncesinden almakta fayda var, bu arada müzeye girişte büyük çanta vb. eşyalar da emanete alınıyor, bu nedenle küçük bir çanta ile gitmeye çalışın. Biletler için:
Müzenin içi rüya gibi, ressamlığın yanı sıra heykelcilik ve fotoğraf sanatıyla da meşgul olan Dali'nin sürreal eserleri sizi hemen etkisi altına alıyor. İlk girişteki meydanda hayattayken kullandığı arabası ve hemen üstünde Artemis heykeli sizi karşılıyor. Dali eserlerinde büyük aşkı ve karısı Gala'yı sık sık ilham perisi olarak kullanmış (sağ yukarıdaki bej rengi gömlek giyen kadın Bayan Gala). Karısını ilham perisi gibi kullanan Dali, heykelelrde, nü resimlerinde ve diğer sürreal tablolarında karısından sık sık ilham almış. Öyle ki, Gala'nın vefatından sonra her şeyden elini eteğini çeken Dali münzevi bir hayat yaşamaya başlamış.
Hayatını tek bir kadın ile geçiren Dali bu açıdan daldan dala konan Pablo Picasso'dan çok farklı. Her ikisinin de sanatçı olması aşka bakış açılarının aynı olması gerektiğini göstermez tabi, bu ayrı bir yazı konusu :). Müzeye dönersek, müzede sizi şaşkınlığa uğratacak pek çok eser var, mesela giriş katta yer alan ve yakından nü uzaktan ise Abraham Lincoln'e benzeyen tablosu gibi. Ya da sol yukarıdaki oda dizaynı (merdivenden yukarı çıkınca bir kadın yüzü şeklinde dizayn edilmiş). Daha fazlası için burayı mutlaka ziyaret edin, ama bir kötü haberim var, en ünlü tabloları (Belleğin Azmi vb.) maalesef burada değil, New York'taki Çağdaş Sanat Müzesi'ndeymiş.
Dali Tiyatrosu ve Müzesi İspanya'daki en unutulmaz deneyimlerinizden birisi olabilir. Eğer ilginizi çekiyorsa, Barselona'ya gittiğinizde mutlaka Figueres'e uğrayın ve burayı ziyaret edin derim ben. Barselona'daki Picasso müzesinden daha fantastik bir deneyim olacağını garanti ederim! İyi eğlenceler şimdiden.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







