1996 yılından bu yana resim çalışmalarını sürdüren Sabahat Balta'nın Tünel Sanat Galerisi'ndeki resim sergisi bugün itibariyle sona eriyormuş. Gitmeye fırsat bulabilir misiniz bilmiyorum ancak ben yine de izlenimlerimi size aktarmak isterim. Resimler gördüğünüz üzere figüratif, benim resim sanatında en beğendiğim tarzlardan birisi: figürlerin tek başına yoğun hissedildiği ancak resim ile bütünleştiği figüratif temalı soyuz izlenimci eserler. Ressamı bu açıdan başarılı bulduğumu belirtmek isterim, sergi kataloğunda da sanat tarihi aldığı kişinin yaptığı yoruma da katılmadan edemeyeceğim: "Şimdi onun resimlerinden daha bir başka zevk almaya başladım. Hatta o resimleri sanki biraz da biz, kişisel eğilimlerimiz, beğenilerimiz oranında da bizzat biz de kurgulamaya başladık, sanatçısıyla birlikte..." Ancak benim gezdiğim sergilerde özellikle aradığım bir husus var: İsim. Serginin veya resimlerin bir adının olmaması beni üzüyor açıkçası, sanki isim verilince daha değerli olduklarını hissediyorum. Ressamın bu yönde bir aksiyonu olmamış, bunu kendi açımdan eksiklik olarak düşündüm, mutlaka kendi açıklaması vardır ama benim izlenimim bu yönde. Sergi 30 Kasıma kadar Tünel Sanat Galerisi alt salonda devam ediyor. İyi eğlenceler!



The most dangerous risk of all - the risk of spending your life not doing what you want on the bet you can buy yourself the freedom to do it later.
30 Ekim 2015 Cuma
27 Ekim 2015 Salı
Selanik-Kavala Gezi Yazısı
Birkaç haftadır hazır vizemiz de varken, otobüsle yapılan hafta sonu turlarına katılmak istiyorduk. Bu konuda çok da seçeneğimiz yok tabi :). Selanik-Kavala ve Bulgaristan - Sofya turlarını bulabildik. Ben birkaç yıl önce bir konferans için Selanik'e gitmiştim, ancak turistik bir gezi yapmadığım için tekrar gitme fikri cazip geldi. Tek sorun o hafta gidecek ekibin yeterli bir sayıya ulaşmasıydı ki bu konuda da şansımız yaver gitti :). Biz turla gittiğimiz için bu yazıda diğer yazılardan farklı olarak gezi planına uygun olarak yapılanlardan söz edeceğim. Yalnızca hafta sonu için yapılan bir gezi olduğundan cuma akşam saat 10:00'da otobüs Kadıköy Evlendirme Dairesi önünden hareket etti. Normal şartlarda özel aracınızla çok daha kısa sürecek bir yol otobüs olmanın verdiği dezavantajla (kişi sayısı nedeniyle pasaport kontrolleri uzun sürüyor) sabaha kadar sürdü. Yeri gelmişken bir şey anımsatayım, bana birkaç kişi sorduğu için önemli görüyorum: Arkadaşlar Selanik turu vizeli! Vizesiz olduğu fikri nereden çıktı anlamadım ancak Yunanistan'a giriş Schengen vizesine tabi (transit geçişler için bilgim yok, turistik geziler bu şekilde).

Sabah Selanik'a girdiğiniz anda gezi başlamış oluyor, bu nedenle gece boyunca otobüste uyumaya bakın. İlk durağımız Aya Dimitros Katedrali oldu, Aya Dimitros Roma döneminde yaşamış olan Hristiyan ruhani bir lider ve öldürüldüğü yere adına kilise yapılmış. Aya Dimitrios kilisesi Selanik’in merkezinde, aynı ismi taşıyan caddenin üzerinde bulunmaktadır, ve şehrin en büyük katedralidir. Bu caddenin hemen devamında Türkler için önem arz eden Atatürk'ün Selanik'te doğduğu ev bulunmaktadır. Atatürk'ün evi aynı zamanda Türk Konsolosluğu olarak (aynı bahçe içinde) hizmet vermektedir. Herkesin gitmesi gerektiğine kanaat getirdiğim bir yer, mutlaka uğrayın derim.


Atatürk'ün evinden sonra şehrin panoramik bir turu yapılarak şehir içinde bulunan Osmanlı ve Bizans eserlerini görüyoruz. Buradan sonra Aristoteles Meydanı'na gidilerek otele gidip yerleşmeden hem öğle yemeği hem de alışveriş vb. için size birkaç saat serbest zaman veriliyor. Okunduğu şekliyle Aristo Meydanı şehrin kalbi, pastaneler, büyük caddeler (bu meydanı dik kesiyor), alışveriş yapılabilecek dükkanlar vb. hem bu meydana yakın şekilde konumlanmış. Selanik bir üniversite kenti olduğundan, sahil tarafındaki Kordon'da (İzmir'e çok benzeyen bir şerit var) gençlerin publarda eğlendiğini ve bu meydanın oldukça hareketli olduğunu zaten göreceksiniz.

Kordon'un sonunda Beyaz Kule adı verilen ve kulesine çıkılabilen bir yapı var. Oraya kadar kordon boyunca yürürseniz hem deniz kenarında keyifli bir yürüyüş yapmış olursunuz hem de değişik restoranlar keşfedebilirsiniz. Kentte harap vaziyette de olsa, Osmanlı döneminden kalan pek çok eser var, Hamza Bey cami, İmaret cami ve çeşitli hamamlar ve muhtemelen daha öncesinden kalan kapılar var. Panoramik turda otobüsle bu eserlerin yanından geçiliyor ancak turistik bakış açısında çok da tatmin edici olmadığını da söylemek lazım.

Birinci günün akşamında ünlü bir tavernaya yapılan taverna turu mevcuttu. Selanik tavernalar açısından çok zengin olduğundan, bu tura katılmanız zorunlu değil. Kendiniz de gözünüze kestirdiğiniz bir tavernaya gidebilirsiniz. Uzo ve mezeler hem çok lezzetli hem de çok uygun fiyata satılıyor. Denemek isterseniz Souvlaki adında ünlü bir Yunan yemeği var (muhtemelen Türk mutfağından alınmış) ancak bana sorarsanız Yunanistan'ın kendine özgü lezzetleri mezeler. Taze deniz mahsullerinden ve patlıcandan bol zeytinyağı kullanarak çok lezzetli mezeler yapıyorlar. Benim tavsiyem salaş bir tavernada bu Rum mezelerini tatmanız (jumbo karides, közde patlıcan, ahtapot, fava, ançüez tavsiyelerim arasında ancak diğer mezeleri sizin damak zevkinize bırakıyorum).

Ertesi gün otelden Kavala'ya doğru yola çıktık, yaklaşım 2,5 saat sürüyor bu yolculuk. Kavala daha küçük bir şehir olmasına rağmen denizle iç içe ve daha renkli bir görüntü sunuyor. Ancak Kavala halkı nedense Selanik halkı kadar sıcakkanlı veya Türk dostu değil, alışverişlerinizde bu durumu göz önünde bulundurmanızda fayda var. Kavala'da en dikkat çekici yerler şehrin ortasından geçen su kemerleri ve Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın şu anda kafe olarak kullanılan imarethanesi olabilir. Hemen önünde kendisinin at üstünde heykeli de bulunmaktadır, Kavalalı Paşa'nın evi şehtin en tepe noktasında olduğundan, aşağıda doğru güzel bir şehir & deniz manzarası da mevcut. Burada bir Yunan kahvesi içebilirsiniz :).

Kavala'da yediğimiz yemeğin ardından (biz tadı damağımızda kaldığından yine taverna gibi bir yerde meze yemeyi tercih ettik) otobüsle yola devam ediyoruz. Tabi bu sırada hem hediye olması hem de kendinize almak amacıyla nefis Kavala kurabiyelerinden alabilirsiniz - ki mutlaka alın bence. Artık serbest zamanın az kalması nedeniyle, dönüş yolunda geçtiğimiz rotaları (İskeçe-Gümülcine-Dedeağaç) panoramik olarak görmekle yetinmek mecburiyetinde kaldık. Grup organizasyonlarında maalesef bu şekilde sonuçlar da ortaya çıkabiliyor. Akşama doğru İpsala sınır kapısından geçerek iki günlük kısa turumuzun sonuna gelerek vatanımıza giriş yaptık.
Bir konuda açık konuşacağım :). Selanik-Kavala turu için vize almakla uğraşmak fazla bir çaba gibi geliyor bana. Ama halihazırda Schengen vizeniz varsa, bir hafta sonunu burada değerlendirmek çok iyi bir tercih olabilir. En azından tavernada güzel bir gece eğlencesi için bile gidilebilir diye düşüyorum. Turların çok uygun fiyatlı olması da cabası! Kendinize bu hafta sonu güzel bir hediye verin, iyi eğlenceler!
Atatürk'ün evinden sonra şehrin panoramik bir turu yapılarak şehir içinde bulunan Osmanlı ve Bizans eserlerini görüyoruz. Buradan sonra Aristoteles Meydanı'na gidilerek otele gidip yerleşmeden hem öğle yemeği hem de alışveriş vb. için size birkaç saat serbest zaman veriliyor. Okunduğu şekliyle Aristo Meydanı şehrin kalbi, pastaneler, büyük caddeler (bu meydanı dik kesiyor), alışveriş yapılabilecek dükkanlar vb. hem bu meydana yakın şekilde konumlanmış. Selanik bir üniversite kenti olduğundan, sahil tarafındaki Kordon'da (İzmir'e çok benzeyen bir şerit var) gençlerin publarda eğlendiğini ve bu meydanın oldukça hareketli olduğunu zaten göreceksiniz.
Bir konuda açık konuşacağım :). Selanik-Kavala turu için vize almakla uğraşmak fazla bir çaba gibi geliyor bana. Ama halihazırda Schengen vizeniz varsa, bir hafta sonunu burada değerlendirmek çok iyi bir tercih olabilir. En azından tavernada güzel bir gece eğlencesi için bile gidilebilir diye düşüyorum. Turların çok uygun fiyatlı olması da cabası! Kendinize bu hafta sonu güzel bir hediye verin, iyi eğlenceler!
Etiketler:
ANÇÜEZ,
AYA DIMITRIOS,
AYA SOFYA,
BLOG,
GEZİ,
GEZİ BLOGU,
GEZİ YAZISI,
HALKİDİKİ,
KAVALA,
KAVALA KURABİYESİ,
KAVALALI MEHMET ALİ PAŞA,
MEZELER,
SELANİK,
SOUVLAKI,
YUNANİSTAN
26 Ekim 2015 Pazartesi
Arayış Resim Sergisi
Geçen hafta Tünel Sanat Galerisi üst salonda Hale İsmet'e ait "Arayış" resim sergisini ziyaret ettim. Bilenler bilir, hem yol üzeri olması hem de sergi salonunun büyük olması dolayısıyla Tünel Sanat Galerisini sık sık takip ederim. Geçen hafta iki sergi olduğunu görünce kaçırmadım :). Arayış sergisi resimlerden de anlayacağınız üzere sürreal, bazı göze çarpan figürlerden çıkarılacak sonuçlar sanatseverlere bırakılmış. Resimler çok canlı renkliydi ve farklı teknikler de izlenmişti. bu açıdan ben sergiyi beğendim. Ressamın bu husustaki ifadesi de benim izlenimimi destekler nitelikte: "Resmimle, çevremizdeki dünyayı o çok bilinen yüzüyle değil kendime özgü bir arayış ve bakışla seyirciye sunmak amacım, renklerin dünyasında kaybolmak, belki de çoğu zaman yaşamda bulamayacağımız o renklerin vurucu ve çarpıcı enerjisini seyirciye geçirebilmek..." Sergi 30 Ekim'e kadar devam edecek, Tünel Sanat Galerisi'ne yolunuz düşerse mutlaka uğrayın. İyi eğlenceler!



19 Ekim 2015 Pazartesi
Kağıttan Japonizm Kirie Sergisi
"Kağıttan Japonizm Kirie" Sergisini bu hafta sonu keşfettim. Resim kursumuz başladığı için eski rutinime tekrar başladım (cumartesi günleri kurs ve kurs sonrası sergilerin gezilmesi). Bu hafta sonu bu anlamda çok verimli geçti. İlk olarak bu sergiden bahsetmek istedim çünkü serginin ziyaret günü geçti maalesef. Sergi 6 Ekimde başlamış ancak 18 Ekimde sona erdiği için (başka bir galeriye geçtiyse bilmiyorum tabi) ziyaret edemeyeceksiniz fakat ben hoşuma giden birkaç eserin resmini sizinle paylaşarak fikir edinmenizi sağlayacağım. Sergi Shu Kubo isimli bir Japon sanatçıya ait, kağıtları kesme-yapıştırma-katlama sanatına ilişkin çalışmalar sergilenmekte. Zaten kağıt katlama sanatının (origami) ustaları olan Japonlara ait bu serginin de dikkat çekmemesi düşünülemez. Serginin içeriğinin "Kirie" olduğunu da belirtmek isterim, Kirie, Japon kağıdının bıçakla kesilmesiyle yapılan bir resim tekniğidir. Tüm dünyaya eserleri aracılığıyla Japon kültürünü tanıdan Shu Kubo da bu sanatın Japonya'da önde gelen temsilcilerindenmiş. Sergi Beyoğlu Belediyesi Sanat Galerisi'ndeydi, sona erdiği için ziyaret edemeyeceksiniz ancak aşağıdaki resimleri inceleyebilirsiniz:




16 Ekim 2015 Cuma
Salzburg Gezi Yazısı
Biraz geç kalmış bir yazı oldu ama olsun. Yıl sonu yoğunluğu sebebiyle ancak vakit bulabildim, bir de hafta sonlarım da eskisi gibi boş değil maalesef :). Mühim olan deneyimleri paylaşmak olduğundan, anımsayabildiğim kadarıyla (gezi notları tuttuğum için anımsamak zor olmayacak) size Salzburg'u yazacağım. Bildiğiniz üzere bayram tatilinde Oktoberfest'e gitmiştik ancak toplamda dört gün Münih'te olduğumuz için (ve şehir aslında düşündüğünüz kadar büyük olmadığınız için) trenle birkaç saat mesafedeki Salzburg'a gitmeye karar verip biletlerimizi aldık. Biletlerimizi haftalar öncesinden internetten aldığımız için, bir noktayı gözden kaçırmışız:
29 Eylül 2015 Salı
Oktoberfest - Alman Birası
Bir önceki yazımda (Münih Gezi Yazısı) Oktoberfest ve Alman biraları hakkında ikinci bir yazı yazacağımız size belirtmiştim. Bildiğiniz üzere bayram tatilinde gezi-eğlence amaçlı Münih'e gitmiştik, tabi Münih'i tercih etme sebeplerimizden birisi (belki de en önemlisi) Oktoberfest'e katılmaktı. Münih gibi sakin ve tek düze bir kentin başına gelen en güzel şey muhtemelen Oktoberfest'tir. Dev bir alana kurulmuş panayırı andıran festival, rengarenk giysiler içindeki eğlenceli insanlarda daha da renkli bir görünüme kavuşuyor. Daha önce (2010 yılında) Oktoberfest'e katılmıştım, anımsadığım festivalden farklı bir yönü yoktu ancak anımsadığım kadar da eğlenceliydi. 2010'da kadınlarda gördüğüm "Dirndl" adı verilen elbiselere çok özenmiştim ancak festival zamanı (bir de öğrencilik hali) elbiselerin fiyatlarını çok pahalı bularak almamıştım. Bu festivalde Bavyeralılara uyum sağlamak için kendime bir elbise edinmeden gitmedim :). Dirndl giymek eğlenmek için şart değil elbette ama birkaç günlük fantastik bir deneyim için istiyorsanız alın derim. Biralardan bahsetmeden önce 200 yılllık Oktoberfest hakkında biraz bilgi vermek isterim; dünyanın en büyük açık hava festivali olarak kabul ediliyor ve her yıl Eylül ayının sonu - Ekim ayının başında 2 hafta süre ile yapılıyor. Her yıl ortalama 6 milyon insan ziyaret ediyor ve yaklaşık 7 milyon litre bira tüketiliyor.


Oktoberfest'in en önemli özelliği de tabi ki Alman birası., zaten "Bira Festivali" olarak da anılıyor. Bira kültürü Almanya'da çok gelişmiş olduğu için şehirlerin kendi markaları var (Münih'e ait bira üreticileri mevcut). Festival zamanı Bavyeralı üreticiler özel olarak Oktoberfest biraları da üretiyor ki zaten dev çadırlarda (hemen hemen her markanın birer çadırı var, bu çadırlara Bierzelt deniyor) oturup bu biraların tadına bakabiliyorsunuz (yer bulabilirseniz tabi). Süpermarketlerde biralar oldukça uygun fiyatlara satılıyor (birkaç Avro) ancak festival çadırlarında bardağı (bardak dediğiniz da 1 litrelik bir cam fıçı, daha az litrede satılmıyor) ortalama 10 Avrodan satılıyor. Çadırlarının içini resimlerden görebilirsiniz.


Sadece Oktoberfest'e özel olarak üretilen biraların alkol oranı marketlerde satılanlara göre daha fazla ve rengi de (cam bardaklarda etkileyici görünsün diyedir belki) daha koyu. Biralar, Oktoberfest için özel üretilen yukarıda bahsettiğim litrelik bardaklarda içiliyor ve boş bardakla oturmanız teamüllere uygun değil :). Hemen yöresel kıyafetli sempatik garson kızlardan ikincisi talep etmeniz bekleniyor. Biz bira-sever Almanlardan aldığımız tüyolarla "Spaten" ve "Hackerr-Pschorr" biraları ilk gün festival alanında denedik. Olağanüstüydü ya da Türkiye'de alışılmış tatlardan daha farklıydı vb. gibi bir iddiam olmayacak ancak daha keskin-derin bir tat aldım -ki bu da muhtemelen yüksek alkol oranındandır.

Renkli festival alanında uzunca bir süre kaldık ve dışarı çıktığımızda Bavyera bira markaları arasında en ünlüsü olan Augustiner Brau'nun Oktoberfest için özel ürettiği biralardan aldık (solda resimde). Augustiner çok ünlü bir bira markası olduğundan festival alanında çadırı çok kalabalıktı bu nedenle bu biraları şişe şeklinde alıp denedik. Bu ara Münih denilince ilk akla gelen yerlerden birisi Augustiner Biergarten (Birahane)'dir, bunu da yeri gelmişken söyleyeyim. Biz bir akşam buraya gittik, oldukça renkli ve neşeli bir ortamı vardı ancak çok kalabalıktı :). Diğer denediğimiz bira da yine festival alanında çadırını gördüğümüz Paulaner'in festival üretimiydi, bana tadı itibariyle biraz Tuborg'u anımsattı. Bu şişeler marketlerde 3-5 Avrodan satılıyor ve festival alanında içmediğiniz sürece kentin neresinde isterseniz içebilirsiniz.

Yalnızca festivale özel üretilenleri değil, şehrin içindeki birahaneleri veya fırsat oldukça marketlerde satılan diğer bira markalarını da denedik. Benim vardığım son kanaat bu biraların tatlarının daha keskin olduğu yönünde, özel olarak herhangi birini tavsiye edemeyeceğim. Bu arada özel olarak tavsiye etmek istediğim bira şehir meydanında (Marienplatz'da) bulunan "Ratskeller" restoranından aldığımız biraz idi ki adı "Löwenbrau". Farklı bir yerde satılıyor mu bilmiyorum ancak ben bu restoranı denemenizi mutlaka tavsiye ediyorum çünkü, pretzel (Bavyera simidi) kuzu sosis ve kara orman meyveli pastasını mutlaka denemelisiniz.

Bu arada Alman menşeli filmlerde gördüğünüzü veya bir şekilde duyduğunuzu tahmin ettiğim bir tatlı var: Apple Strudel. Bizim bu tatlıyı denediğimiz mekan yine Agustiner kadar ünlü bir birahaneydi: Hofbrauhaus. Birahaneleri bar ya da içki-evi gibi düşünmemek lazım, insanlar burada uzun vakitler geçirip yemek, tatlı yiyorlar ve canlı müzik de var (belkide festival döneminde vardır yalnızca bunu bilmiyorum). Hofbrauhaus'a giderseniz menü önerim şu şekilde olacak: Munich veal sausages (bunu festival alanında da yiyebilirsiniz), patates salatası, pretzel (solda) ve meşhur tatlımız Apple Strudel. Tatlının resmini sağda görebilirsiniz, benim tavsiyem sade krema ile denemeniz (tatlının fiyatı farklı mekanlarda 5-9 avro arasında değişiyor).

Şehrin içindeki değişik bira evlerinin (Augustiner, Hofbrauhaus, Loewenbraeukeller) yanı sıra, çeşitli bloglarda ve gezi yazılarında gördüğümüz bazı mekanları da denemeden edemedik. Bir tanesi enfes hamburgerler yapan Hamburgerei. Köningplatz meydanına yakın Banner Str üzerinde bir mekan ve porsiyonları çok büyük. Bu mekan için tavsiye edeceğim tatlar Fritz-kola ve tatlı patates (tek kişi yaklaşık 15 Avro). Diğer mekan da Hans im Glück, çok tavsiye edilen bir mekan, içerisi çok güzel dizayn edilmiş. Burada da Erdinger 50'lik bira 4 Avro.


Neyse konuyu daha fazla dağıtmadan, gezi hakkında aklımda kalanlar bunlar :) Yine bir sorunuz olursa gundelikpaylasimlar@gmail.com 'dan sorabilirsiniz. Uzun lafın kısası, "Ölmeden önce yapılacaklar listesi"ne bence Oktoberfesti ekleyin ve bira festivalinde insanlar nasıl eğleniyor bir görün (medeniyeti göreceksiniz). Festivale rengarenk geleneksel kıyafetleri ile katılan insanların arasına karışın, renkli tarçınlı kurabiyelerden yiyin (sağda), festival alanında geceye kadar kalın ve Almanların farklı yönlerini tanıyın, ve tabi birbirinden farklı biralardan da tadın. İyi eğlenceler, O'zapft is!
Oktoberfest'in en önemli özelliği de tabi ki Alman birası., zaten "Bira Festivali" olarak da anılıyor. Bira kültürü Almanya'da çok gelişmiş olduğu için şehirlerin kendi markaları var (Münih'e ait bira üreticileri mevcut). Festival zamanı Bavyeralı üreticiler özel olarak Oktoberfest biraları da üretiyor ki zaten dev çadırlarda (hemen hemen her markanın birer çadırı var, bu çadırlara Bierzelt deniyor) oturup bu biraların tadına bakabiliyorsunuz (yer bulabilirseniz tabi). Süpermarketlerde biralar oldukça uygun fiyatlara satılıyor (birkaç Avro) ancak festival çadırlarında bardağı (bardak dediğiniz da 1 litrelik bir cam fıçı, daha az litrede satılmıyor) ortalama 10 Avrodan satılıyor. Çadırlarının içini resimlerden görebilirsiniz.
Sadece Oktoberfest'e özel olarak üretilen biraların alkol oranı marketlerde satılanlara göre daha fazla ve rengi de (cam bardaklarda etkileyici görünsün diyedir belki) daha koyu. Biralar, Oktoberfest için özel üretilen yukarıda bahsettiğim litrelik bardaklarda içiliyor ve boş bardakla oturmanız teamüllere uygun değil :). Hemen yöresel kıyafetli sempatik garson kızlardan ikincisi talep etmeniz bekleniyor. Biz bira-sever Almanlardan aldığımız tüyolarla "Spaten" ve "Hackerr-Pschorr" biraları ilk gün festival alanında denedik. Olağanüstüydü ya da Türkiye'de alışılmış tatlardan daha farklıydı vb. gibi bir iddiam olmayacak ancak daha keskin-derin bir tat aldım -ki bu da muhtemelen yüksek alkol oranındandır.
Neyse konuyu daha fazla dağıtmadan, gezi hakkında aklımda kalanlar bunlar :) Yine bir sorunuz olursa gundelikpaylasimlar@gmail.com 'dan sorabilirsiniz. Uzun lafın kısası, "Ölmeden önce yapılacaklar listesi"ne bence Oktoberfesti ekleyin ve bira festivalinde insanlar nasıl eğleniyor bir görün (medeniyeti göreceksiniz). Festivale rengarenk geleneksel kıyafetleri ile katılan insanların arasına karışın, renkli tarçınlı kurabiyelerden yiyin (sağda), festival alanında geceye kadar kalın ve Almanların farklı yönlerini tanıyın, ve tabi birbirinden farklı biralardan da tadın. İyi eğlenceler, O'zapft is!
Etiketler:
ALMAN BİRASI,
ALMANYA,
BEER,
BİRA FESTİVALİ,
EĞLENCE,
FEST,
FESTİVAL,
GURME,
MUECHEN,
MUNICH,
MÜNİH,
OKTOBERFEST
28 Eylül 2015 Pazartesi
Münih Gezi Yazısı
Bu bayram tatilinde hem schengen vizemiz olduğu için hem de Luftansa Havayolları'ndan nispeten uygun bilet bulduğumuz için bir yurt dışı tatili yapmayı planladık (Bayram tatili dolayısıyla THY biraz el yakıyordu). Tarihlerin uygun olması dolayısıyla Oktoberfest-Münih gezisi fikir olarak cazip geldi (festival 18 Eylül - 4 Ekim tarihlerinde). Oktoberfest'ten ve Alman biralarından daha uzun bahsetmek istediğim için, festival hakkındaki yazıyı başka bir paylaşıma bıraktım ve bu yazımı daha ziyade Münih'te gezilecek-görülecek yerler olarak yazmayı planladım. Zira Oktoberfest için gitseniz dahi, birkaç gün de olsa, Münih'i gezersiniz diye tahmin ediyorum :) Bununla beraber Münih'e yakın olduğu için (normal şartlarda trenle 2 saat) Mozart'ın şehri Salzburg'u da gezinize dahil edebilirsiniz. Bizim gibi talihsiz bir zamana denk gelmezseniz (maalesef mülteci krizi bizi biraz yıprattı) bu geziden de memnun kalacağınıza eminim. Neyi nasıl yaptığımıza gelmeden önce, ulaşım meselesini çözüme kavuşturalım, Almanya'da ulaşım ücretli ancak kontroller rastgele yapılıyor. Bu nedenle biletsiz yakalandığınızda ceza kesilmemesi için Bavyera eyaletinde geçerli haftalık & aylık biletlerden almanızı tavsiye ederim (Haftalık bilet 70 Avro civarında). Böylece Bavyera Eyaletindeki her türlü toplu taşıma aracına elinizdeki bilet ile (5 kişiye kadar) rahatça binebilirsiniz.

Münih'i gördüğüm diğer Avrupa şehirlerine göre daha az beğendiğimi ve donuk bir şehir olduğunu söylemiştim, ancak mimarisi, müzeleri ve festivalleriyle gidilip görmek isterseniz, kötü bir fikir de değil. Eğer fırsatınız ve vaktiniz olursa, tavsiye ederim. Münih'e gitmek için her mevsim uygun ancak benim tavsiyem ilkbahar sonu -sonbahar başlangıcı arasındaki bir tarihte gitmeniz. Tabi Eylül sonu giderek Münih ile beraber Oktoberfest'i de görmüş olursunuz. Herhangi bir tura katılmadıysanız, rezervasyonları booking.com'dan ve mümkün ise birkaç ay önceden yapmanızı tavsiye ediyorum. Gelişmiş bir altyapısı olduğu için şehirde trafik sorunu yok ancak metro-banliyö-tramvayları tespit etmek biraz problem, aşağıya haritayı koydum, bir de siz bakın :).
Etiketler:
ALMANYA,
BAVARIA,
BAVYERA,
BAYERN,
DEUTSCHLAN,
GERMAN,
MUECHEN,
MUNICH,
MÜCHEN,
MÜNİH,
OKTOBERFEST,
SALZBURG
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
