29 Haziran 2015 Pazartesi

Galaktion Gürcü Mutfağı

Bu restoranı tesadüfen fark ettik :). Tabi fark ettiğimize göre, denemeden olmazdı. Daha önce yaptığımız Gürcistan gezisinde gürcü yemeklerini bol bol denemiştik (aşağıdaki linkte tecrübelerimizi bulabilirsiniz) ve oldukça beğenmiştik. Bu nedenle, Gürcü Restoranı olduğunu öğrendiğimizde denemeden edemedik! Restoran Galata'da, biraz ara sokakta da olsa kolay bir yerde. Gürcistan'da denemediğimiz bir tadı denemek istedik ancak Haçapuri'yi sipariş etmesek olmazdı (fırında içi peynirle pişirilen ince ve yuvarlak ekmek). Yanında Nigzviani Badricani ve Baje aldık. Anımsadığım kadar güzeldi, ancak Gürcistan'ın ünlü gazozlarından (armutlu veya targonlu) kalmamıştı maalesef. Yalnızca pazartesileri getirttikleri için birkaç gün içinde tükeniyormuş, o nedenle hafta sonuna doğru kalmıyor. Belki de gitmek isterseniz ziyaretinizi buna göre ayarlarsınız. Daha önce denemek fırsatını buldunuz mu bilmiyorum ama mutlaka tavsiye ediyorum., fiyatları da uygun. Özellikle Khinkali ve Kafkas Mantısını giderseniz mutlaka tecrübe edin. Afiyet olsun!

Adres: Müeyyedzade Mahallesi, Ali Hoca Aralığı Sokak, No 14/B, Beyoğlu, İstanbul/

Gürcü Mutfağına ilişkin yazım:

Gürcistan ve Güney Osetya Gezi Yazısı

23 Haziran 2015 Salı

Gaziantep Mutfağı

Gaziantep denilince akla ilk gelenlerden birisi tabi ki lezzetli mutfağı. Dolayısıyla Antep'e yapılan bir ziyaret sonrasında gezi planına yemek eklemeden olmaz :). Bu nedenle ramazan ayında gitmek ne kadar mantıklı olur bilemiyorum ancak iftarda ve sahurda pek çok yer açık olduğundan, yemekleri deneme şansınız olacağını belirtmek isterim. Halk oldukça hoşgörülü olduğundan, oruç tutmayanlar için de zor bir gezi olmayacak arkadaşlar korkmayın. Gitmeden hem daha önce gidenlerden hem de çeşitli bloglardan bu konuda araştırma yaparak bir yemek planı oluşturmuştum zaten. Şehir merkezi çok büyük olmadığından, bu planı uygulamaya koymak da zor olmadı. İlk durağımız hem tarihi merkeze yakınlığı hem de ünlü olması sebebiyle İmam Çağdaş oldu. Antep mutfağına özgü tavsiye edilen pek çok yemek burada yapılsa da benim tercihim Ali Nazik oldu. Köz patlıcan, sarımsaklı-yoğurtlu-baharatlı sos ve kuşbaşı doğranmış kuzu etiyle yapılan yemek gerçekten çok lezzetliydi.
İmam Çağdaş'a gittiğinizde Ali Nazik'in (sağda) yanında Antep usulü lahmacun (soğanlı veya sarımsaklı yapılmaktadır) ve ayran mutlaka denemelisiniz. Ayranı tıpkı Van'da karşılaştığım gibi tas içinde minik bir kepçeyle sunuluyor ve kepçe yardımı ile yavaş yavaş içiliyor. Ancak Antep'in sıcak havasında denediğiniz en güzel şeyin bu soğuk ayran olduğunu düşüneceğiniz kesin! Kişi başı yaklaşık 25 TL hesap ödedikten sonra buradan ayrılıp, tarihi yolun devamında bulunan ünlü Tahmis Kahvesine gidebilirsiniz. Tahmis Kahvesi bilinenin aksine kahvenin adı değil, mekanın adı aslında. Zaten Tahmis Kahvesinde menengiç kahvesi yapılıyor. Menengiç Kahvesi, menengiç ağacının meyvelerinin kurutulup kavrulması, ardından Türk Kahvesi gibi pişirilmesi ile elde ediliyor ve pek çok faydası olduğu da söylenmektedir (kahve 6 TL).
Ertesi gün kahvaltı amaçlı Katmerci Zekeriya Usta'ya gidebilirsiniz. Katmer; antep fıstığı, kaymak ve şeker ile yapılan ve taş fırınlarda pişen enfes bir lezzet (solda). Talep çok fazla olduğundan, malzeme bitince usta maalesef dükkanı kapatıp gidiyor, o nedenle sabah 11'den önce mutlaka gitmeniz gerekiyor, yerini tarif etmek isterdim ancak ara sokakta, biraz zor bir yerde. O nedenle Antep'e gider gitmez yerini haritadan işaretleyin ve yerel halktan birine sorun. Katmer çok tatlı olduğundan yanında şekersiz çay içmenizi tavsiye ederim, yoksa tek başınıza bitiremezsiniz (15 TL).
Öğlen veya akşam yemeği için Küşlemeci Halil Ustayı tercih edilebilir (Kebapçı Halil Usta), ancak çok üzülerek söylemek isterim ki, ben deneyemedim :). Zira ramazan ayında tamamen kapalıymış. O nedenle Bayazhan Restauranta veya tavsiye edilen başka bir yere giderek Antep usulü diğer tatların (sağda: Antep usulü terbiyeli şiş) tadına bakabilirsiniz.
Baklava konusunda yorum bile yapmıyorum :). İstediğini yerde deneyin bence, hepsi birbirinden güzel. Ancak en çok tavsiye edilen yer Koçak Baklava ve İmam Çağdaş, tercih size ait. Bu arada Antep'e gidip de mutlaka denemeniz gereken bir lezzet daha: Zahter Çayı (solda). Kekiğe benzer Zahter otundan yapılan bu çayın da çok faydalı olduğu söyleniyor. Tadı biraz acımsı ancak çok ferah, denemenizi tavsiye ediyorum. Bütün bu denemelerden sonra evinize dönerken, tahmis kahvesi, menengiç kahvesi, zahter çayı, Antep fıstığı veya diğer baharatlardan almak isterseniz de Almacı Pazarına bir uğrayın :)

Gaziantep çok eski bir yerleşim yeri olduğundan ve pek çok medeniyete ev sahipliği yaptığı için tatlıdan etli yemeklere kadar her türlü yöresel tadı bulunduruyor. Dikkatimi çeken bir husus, abartmayı sevmeleri :). Zira tatlılar bol malzemeyle oldukça ağır yapılıyor ve yemekler için de aynı şeyi söylemek mümkün. 200'un üzerinde yemek çeşidi olan Antep mutfağında yemekler acılı ve bol baharatlı yapılıyor, o nedenle siz önceden söylemezseniz, yemek acılı geliyor (acıya alerjiniz varsa veya sevmiyorsanız söylemeyi unutmayınız). Hatta Türkiye genelinde kullanılan kırmızı pul biberin Antep'ten temin edildiği de söylenenler arasında. Bu kadar tanınmış bir mutfağı olan bir yeri ilk fırsatta ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Zaten mutfak müzesi bulunmasından da durumu anlayabilirsiniz. İyi eğlenceler & Afiyet olsun!

22 Haziran 2015 Pazartesi

Gaziantep Gezi Yazısı

Uzun zamandır Gaziantep'e gitmek aklımdaydı, bu hafta sonu fırsat bulabildiğim için mutluyum. Türkiye'nin halihazırda insan yaşayan en eski kenti olan Antep, lezzetli yemekleri, tatlıları ve diğer kendine gözü güzellikleriyle Güneydoğu'ya yolu düşen herkesin gezip görmeden dönmek istemeyeceği yerlerden. Ben yolumun düşmesinden ziyade, uçuş firmalarının kampanyalarından yararlanarak bu hafta sonu iki gün eğlenceli bir gezi yapmak istedim. Aslında yemek kültürü gelişmiş bir şehre Ramazan ayında gitmek ne kadar mantıklı oldu bilemiyorum ama ben yine de güzel anılarla döndüğümü söylemek isterim :). Benim uçuşum cumartesi sabah 07:45 ve pazar akşamı 20:30'daydı (rötar yaşamadığım için mutluyum) ve dolayısıyla elimde dolu dolu iki gün vardı. Aslını isterseniz, iki gün yeterli bir süre.
Hava alanına inince Havaş otobüsüyle (10 TL) kalacağım yere geldim (Öğretmenevinde kaldığım için sizi bu konuda bilgilendiremiyorum maalesef). Ancak turistik bir yer olduğu için Şirehan'dan çeşitli han ve otellere kadar pek çok seçenek mevcut. Eşyalarımı yerleştirince ilk durağım bir harita alarak (bazı hediyelik eşya satan yerlerde bulabilirsiniz) Antep Tarih ve Kültür yoluna başlamak oldu. Bu yolun hemen başlangıcında (yukarıdaki Gaziantep yazısının bulunduğu meydan ile başlıyor) yola girmeden karşıya geçtiğinizde Saklı Konak Bakır Eserler Müzesi var, ve Tarih ve Kültür yoluna girer girmez hemen sağdaki tabelayı izlediğinizde Medusa Cam Eserler Müzesini göreceksiniz. Bu müzelerde arkeolojik ne günümüze yakın zamanlara ait cam eşyalar ve bakır eserler sergilenmekte ve satılmaktadır (solda Süryani nazarlıklarını göreceksiniz). Her iki müzede eski konakların restore edilmesiyle oluşturulmuş ve özel müze olduğu için giriş ücretli (4 TL).
Çıkar çıkmaz tarih yolunun hemen girişinde Antep Kalesini görmemeniz zaten mümkün değil. Kalenin içi restore edilerek Kahramanlık Panoraması Müzesine dönüştürülmüş, giriş ücretsiz. Kaleyi dolaşıp aşağı indiğinizde tarih yolunun hemen sağındaki tabelayı takip edip Emine Göğüş Mutfak Müzesini ziyaret edebilirsiniz (Giriş 1 TL). Tarih yolu boyunca devam ettiğinizde, eski camileri ve hanları zaten göreceksiniz, ziyaret etmek size kalmış. Yolun ikiye ayrıldığı bir bölümde Yaşayan Müze Gümrük Hanı bulunuyor, içinde bakır, sedef, yemeni ve telkari işler sergileniyor/satılıyor, ziyaret ücretsiz. İkiye ayrılan yolun istediğiniz bölümünden devam edebilirsiniz, ikisi de ilerde Zincirli Bedestenine çıkıyor.
Zincirli Bedesteni Kapalı Çarşı kadar büyük değil ancak içerisi çok benziyor, ışıl ışıl ve yöresel eşyalar satılıyor (solda). 18. yüzyılda Hüseyin Paşa tarafından yaptırılan bedesten, halk arasında Kara Basamak Bedesteni olarak da biliniyor. Bedestenin hemen çıkışında Bakırcılar Çarşısı bulunuyor (sağda). Bakırcılar çarşısında bir tarafta ustalar bakır eşyalar yaparken, diğer tarafta bu eşyalar sergilenip satılıyor. Bakırcılar Çarşısının çıkışında Almacı Pazarı başlıyor, burası da Kapalı Çarşı gibi, baharat, hediyelik eşya ve yöresel tatların satıldığı bir çarşı. Buradan Antep'a özgü kırmızı aci biber, tahmis kahvesi (menengiç) veya Antep fıstığı alabilirsiniz. Almacı Pazarından çıktığınızda, tarih ve kültür yolunun neredeyse sonuna gelmiş oluyorsunuz, o nedenle yola devam edip Vakıf Mevlevihanesi (giriş ücretsiz) veya kastelleri (Pişirici Kasteli kapalı) ziyaret edebilirsiniz.
İkinci gün, şu anda Gaziantep denince (yemekten sonra) ilk akla gelen yere gittim: Zeugma Mozaik Müzesi. Müzeyi ikinci güne bırakmamın sebebi, şehrin tarihi merkezinden biraz uzakta yer almasıdır. Sümerbank-Otogar otobüslerine binerek, müzenin önünde inebilirsiniz ancak bir hususu anımsatmakta fayda var, otobüslerde nakit para veremiyorsunuz. O nedenle durakların bulunduğu yerdeki büfelerde bir kart alıp içini doldurmanız gerekiyor. Mozaik Müzesinin girişi 10 TL, ama Kültür Bakanlığına bağlı olduğundan, Müzekartla ücretsiz. Müzeyi çok özenli ve etkileyici buldum, gerçekten güzel bir dekorla hazırlanmış ve teknolojik imkanlarla tamamlanmış. Dünyanın en büyük mozaik müzesi olma özelliğine sahip olması dolayısıyla, mutlaka ziyaret etmenizi tavsiye ediyorum.
Müzeden çıkınca duraktan otobüse binerek tekrar şehir merkezine geldim ve şehrin içinde Atatürk Bulvarında yer alan Bayazhan Kent Müzesini ziyaret ettim (Giriş 1 TL). Kente dair her şeye ilişkin bilgi bu müzede bulunmaktadır (kutnuculuk, bakır ve sedefçilik tarihi vb.). Atatürk Bulvarına mesafesi uzaklığında (ama çok yakın değil, otobüse de binebilirsiniz) Botanik Bahçesi (Giriş 1 TL) ve Masal Parkı yer almaktadır. Aynı şekilde Atatürk Bulvarından Botanik Parkına doğru değil de, Kendirli Gazi Kültür Merkezine doğru yürürseniz, tarihi sokakların bulunduğu Atatürk'ün nüfusunun da kayıtlı olduğu Bey Mahallesine ulaşabilirsiniz. Ben Botanik Park yerine bu tarafa gitmenizi tavsiye ederim açıkçası. Bu bölgede Atatürk Anı Müzesi (Giriş 1 TL), Oyuncak Müzesi (Giriş 1 TL) ve şu anda Karagül dizisi çekildiği için ziyarete kapalı olan Hasan Süzer Etnografya Müzesi bulunmaktadır.
Tüm bu gezilerden sonra (büyün kısmını yaya yaptığım için) ben biraz yoruldum. Gezinin devamında Öğretmenevinin sonsuz yeşil bahçesinde oturup Havaş otobüsüne bineceğim vakte kadar kitap okudum. Ancak siz alışverişe yapmak veya geziye devam etmek isterseniz, herhangi bir turist rehberinden tespit ettiğiniz yerlere doğru gezmeye devam edebilirsiniz (aslında aracınız varsa, yakın yerlerdeki antik kentlere, Halfeti veya Kilis'e de gidebilirsiniz). Ben gezip gördüğüm yerlerden memnun kaldım, hava sıcak olsa da genel itibariyle Gaziantep'i çok beğendim. Güzel bir hafta sonu geçirmek isterseniz, mutlaka tavsiye ediyorum. Siz de kendinize otantik bir hediye alın ve bu hafta sonu Antep'e gidin! İyi eğlenceler dilerim.

8 Haziran 2015 Pazartesi

"Müteal" Resim Sergisi

Geçtiğimiz hafta Beyoğlu Belediyesi Sanat Galerisi'nde sergilenen "Müteal" isimli yağlı boya resim sergisini ziyaret ettim. Serginin adının neden bu şekilde seçildiği ilk bakışta insanı merak ettiriyor. Yaptığım küçük bir araştırmada Müteal'in Allah'ın sıfatlarından birisi olduğunu ve "pek yüce" "noksanlıklardan münezzeh" anlamına geldiğini tespit ettim (bu arada TDK'da bir açıklama göremedim, bu bilginin güvenilirliğini tartışabiliriz). Sergiye dönersek, iki bölümden oluştuğunu söyleyebiliriz: birisi figüratif çalışmaların bulunduğu diğeri de soyut eserlerin bulunduğu bölüm (bir tane de self-portre var). Ben resimden hoşlanan birisi olarak kendi adıma soyut eserleri anlamakta zorlandığımı ifade etmek isterim, ancak bu sergide ufkum açıldı :). Zira ressamın kendisi Çetin Acar da oradaydı (self-portreden tanıdım) ve bazı tablolarını kendisine sorabildim. Hepsini açıklamak istemese de, bazı eserleri için açıklamalar yaptı ve ben artık soyut çalışmalara daha farklı gözle bakmaya başladım. Aslında tarz olarak figüratif eserlerden hoşlanıyorum ancak soyut eserlerin hayal gününün sınırlarını zorlayan hikayeleri dikkatimi çekmiş durumda. Sergi tanıtımındaki açıklama zaten bu konunun bir özeti gibi: "Doğum bir sanat mıdır? / Öyleyse yaşamak da / Tutunabilmek en saklıya / Ve onu saklayabilmek / Renkleri boyamak, elinde, dilinde yürümek karelerin.". Sergi bu hafta sona ermiş ancak adıyla aratınca farklı sanat galerinde devam ettiğini görebilirsiniz, eğer ziyaret etmek isterseniz. aşağıda her iki tür eserlerinden de örnekler görebilirsiniz.  İyi eğlenceler!





3 Haziran 2015 Çarşamba

Benim Gerçeklerim Resim Sergisi

Tünel Sanat Galerisinde açılışına katıldığım bu sergi, iki ay önce vefat eden ressam Kayıhan Keskinok'a aittir (1923 - 2015). Sergi kataloğunda yazdığına göre, "Benim Gerçeklerim" resim sergisi sanatçının hayatta olduğu sırada düşünülmüş ve tarihi belirlenmiş ancak serginin adını kendisinin de talebi ile düzenleyen koymuş (serginin adı sanatçının resimlerinin hikayelerini yazdığı bir kitabın ara başlığıymış). Kayıhan Keskinok'un resimleri figüratif ve hemen hemen hepsinde bir devinim göze çarpıyor. Daha solun renkleri tercih ettiği görünüyor ve genç kadın & erkeklerin figürleri resimlerini süslüyor. Ben canlı renklerden hoşlanmama rağmen (soluk renkler bana negatif enerji veriyor) bu sanatçının eserleri olumsuz enerji yaymıyor. Hareket eden figürlerin neşesinden olsa gerek (dansçı ve patenci kızlar var) genel olarak sergiyi beğendim. Sanatçının resimlerini ortaya çıkarırken canlı modellerden faydalanmadığı, görsel bellekten resim yaptığı da söylenenler arasında, ki bu oldukça zor bir şeydir. Eğer ilgileniyorsanız, sergi 12 Haziran'a kadar Ziraat Bankası Sanat Galerisi (Tünel Sanat Galeri)'nde devam edecek. İyi eğlenceler!


29 Mayıs 2015 Cuma

Virginia Angus - Nişantaşı

Daha önce birkaç kere adını duymuştum ancak yemek yemeye çok düşkün birisi olmadığım için özel olarak gitmemiştim. Ancak bu hafta fırsat olunca iş çıkışı arkadaşlarla Virginia Angus'un Nişantaşı şubesine gittik (ara sokakta olduğu için biraz zor bulunuyor, Halaskargazi Caddesi'nde yerini sorabilirsiniz, Topshop'un karşısındaki aralıkta). İlk defa deneyeceğim için riske girmemek adına ben "Virginia Burger" (200 gr.) denedim (resimdeki House Burger) fakat menüde başka çeşitler de yazdığı için seçenekleriniz var. Aslında kendinizi burger ile kısıtlamayın, ızgara çeşitleri de mevcut (bonfile, köfte, sucuk, steak vb.). Virginia Burger baharatlı patates ile birlikte servis ediliyor ancak içeceği ayrıca almanız gerekmekte (kutu içecekler 5 TL ve soda/su 3 TL). Burgerleri oldukça lezzetliydi, ızgaralarının da çok lezzetli olduğunu duydum ama patatesleri biraz fazla yağlıydı, belki bana öyle denk gelmiştir, bilemedim. Bir de Eminönü'nde şubesi bulunuyor, fırsatınız olursa denemeniz tavsiye ederim. İyi eğlenceler & Afiyet olsun!

27 Mayıs 2015 Çarşamba

Van Gogh Museum

Bazı resimleri dünyanın en tanınmış ve  pahalı eserleri arasında sayılan Vincent Willem van Gogh'un müzesi görmek istediğim yerler arasındaydı. Geçtiğimiz hafta yaptığım Amsterdam seyahatinde bu dileğimi gerçekleştirmiş olmaktan mutluyum (ölmeden önce görülmesi gereken yerler listesine bir çizik daha attım). Bildiğiniz üzere, Van Gogh ard izlenimci Hollandalı bir ressamdır, dolayısıyla buraya yapacağınız bir gezi planında -ilginize göre- bu müzeye zaman ayırmanızı tavsiye ediyorum. Müze Gerrit Rietveld tarafından yapılmıştır (1973) ve ulusal bir müze özelliği taşımaktadır. 2005 yılından bu yana her yıl ortalama bir milyon kişi tarafından ziyaret edildiği belirtilmektedir. Aşağıda paylaşmış olduğum (sizin de mutlaka dergi, broşür vb. medyalardan aşina olduğunuz) tablolardan anlaşılacağı üzere gençliğinde koyu ve kasvetli renklerle çalışan ressam, yeni izlenimcilik akımının etkisiyle canlı renklere geçmiş ve zamanla kendi tarzını oluşturmuştur. Hayatı boyunca bine yakın sulu boya/yağlı boya eser ve binin üzerinde kara kalem çalışma üreten ressam maalesef ki yaşamını yokluk içinde kardeşinin kendisine sağladığı maddi destek ile sürdürebilmiştir. Hayatının son dönemlerinde psikolojisi iyice bozulan Van Gogh (kulağını kesmiştir hatta) intihar ederek yaşamına son vermiştir. 20. yüzyılın en önemli ilham kaynaklarından kabul edilen ressamın eserlerinin ve resim malzemelerinin sergilendiği müze ile tarihe de tanıklık edeceksiniz, Amsterdam'a yolunuz düşerse fırsatı mutlaka değerlendirin derim (yandaki resim ressamın balmumu müzesindeki balmumu heykeli, aşağıdaki fırçalar da benim Hollanda hatırası olarak aldığım Van Gogh fırçaları).





25 Mayıs 2015 Pazartesi

Amsterdam için İpuçları

Amsterdam'a turistik gazi yapacak kişiler için bazı tavsiyelerim var. Bu arada Amsterdam çok büyük bir kent, benim saydığım 21 müze var. Dolayısıyla her yeri gezemeyeceğiniz için siz de kendi gezi planınızı kalacağınız güne ve yanınızdaki paraya göre yapabilirsiniz. Bir önceki yazımda müze ve benzeri yerlerin yetişkin ziyaretçi giriş fiyatlarını ve kendi gezdiğim yerleri yazmıştım. Bu yazımda, daha az para ve zaman harcamanız için deneyimlerime dayanarak bazı ipuçları vereceğim.

İpuçları: 

- Central Station'da ve şehir merkezindeki Turist Information'larda şehir haritası ve turistik yerlere indirimli giriş için bazı kuponlar ve broşürler bulunuyor. Mutlaka alın, müzelere birkaç Avroluk indirim sağlıyor. 
- Para hesabınızı gitmeden yapın, zira bize kıyasla pahalı bir ülke.
- Bazı müzelere 24 saat ve 48 boyunca ücretsiz giriş sağlayan müze kartlar mevcut, alırsanız daha ekonomik gezebilirsiniz. Veya müzelere kapanış saatinden bir saat önce girmek yarı fiyat, ama gezmeye yeter mi bilmiyorum :)
-Bazı müzeler ve popüler eğlenceli deneyimler için turistlere özel otobüsle şehir turu veya kanal turu imkanı da içinde olan "Holland Pass" adında kartlar da satılmakta (82 Avro)
- Şehir iyi bir plan yaparsanız yürüyerek gezilebiliniyor ancak raylı sistemler için günlük & haftalık kartlar da satılıyor
- Bisiklet veya elektrikli motor vb. kiralarsanız çok dikkatli olun ve kilitlediğinizi mutlaka kontrol edin, zira birisi binip gidebilir :). Ayrıca bisikletiniz "Bisiklet Park Edilmez" yazan yere park etmeyin, çekilebilir. 
- Arabanız var ise veya kiraladıysanız, park yerlerine dikkat edin, çünkü çok pahalı, yaya gezecekseniz, yayaya yeşil yanmadan geçmeyin, yaya cezası kesilebilir. 
- Şehri elinizde harita yürüyerek keşfetmek istiyorsanız, kaybolduğunuz anda (çok fazla kanal ve birbirinin kopyası sokak olduğundan yüksek ihtimalle kaybolursunuz) hemen Dam Meydanı'nı sorun, şehrin merkezi Dam Meydanı olduğundan, oradan her yere çıkılabilir. 

İzlenimler:

- En güzel gezilecek zaman Mayıs-Eylül ayları, ancak biraz serin olabilir, Türkiye gibi düşünmeyin.
- Hollandalı insanlar güler yüzlü ve yardımsever olduğundan, soru sormaya çekinmeyin, İngilizceleri de gayet iyi, özellikle Amsterdam'da.
- Kentin en güzel tarafı: Tarihe, çok kültürlülüğe ve bireysel özgürlüklere verilen önem
- Kentin en sıkıcı tarafı: Amsterdam'a sadece CoffeShop ve Red Light için gelen turistler

Herkese iyi eğlenceler & keyifli geziler. 

Amsterdam Gezi Yazısı

Yurt dışı seyahatinden hoşlanan kişilerin listesinin ilk sırasındadır: Amsterdam. Sahip olduğu özgürlüklerle  ve renkli gece hayatıyla gençlerin; müze, sanat galeri ve mimarisi ile de kültür sanattan hoşlananların ve lezzetli peynirleriyle gurmelerin gezi planlarını süsleyen Amsterdam'ı sonunda gezip görmek bana da nasip oldu. Gezi planım yedi gün olduğu için Hollanda'nın farklı şehirlerini de gezebildim (LaHey, Rotterdam, Voorhout, Noordwijk, Leiden vb.). Ancak önceliğim ve detaylı planım Amsterdam üzerine olduğu için bu yazıda özellikle bu şehirdeki görülmesi gereken yerlerden söz edeceğim. Yazıdaki sıralamayı benim günlük planıma göre yaptım, eğer sizin öncelikleriniz farklı ise, farklı bir rota belirleyebilirsiniz (ya da spontan gezebilirsiniz, tamamen size kalmış). Biz arabayla devam ettik ancak Amsterdam Schiphol Havalimanına inince (AMS) Amsterdam Merkez İstasyonuna (Central Station) veya Haarlem gibi transit geçilen kentlere tren seferinin sıklıkla yapılmakta olduğunu belirtmeliyim (standart fiyatlar tek yön 4 - 5 Avro, gidiş dönüş bir arada alınırsa, vergi avantajıyla bilet1 Avro daha uyguna geliyor). Kalacağınız otelin havaalanı transfer servis hizmeti de var ise, bu şekilde ilerlemek de mantıklı olabilir. Amsterdam'da şehir içi raylı sistemlere biniş için alınan günlük veya haftalık kartlardan da almanızı tavsiye ederim, her yerde bulunan "Turist Information" lardan bu konuda destek alabilirsiniz.
Benim ilk durağım, kaldığım yere yakınlığı sebebiyle Keukenhof'du (Lisse'de, otobüs seferi bulunmaktadır). Dünyanın en büyük çiçek bahçelerinden birisi olan Keukenhof, Garden of Europe adıyla da bilinmektedir. Giriş ücreti 16 Avro, park yerleri de ücretli. Bu arada belirtmekte fayda var, müze, galeri vb. yerlerin giriş ücretleri oldukça pahalı, bu nedenle mümkün olduğunca hesaplayıp hareket etmekte fayda var. Sonra gidip de istediğiniz yerlere giremeden dönmeyin :). İkinci bir husus da, Keukenhof'un yalnızca Nisan-Mayıs aylarında açık olduğunu (bu yıl 17 Mayısta kapandı) belirtmeliyim. Sevimli Hollanda köylerini, uçsuz bucaksız lale denizlerini ve yel değirmenlerini görmek için Keukenhof'un açık olduğu tarihleri dikkate almanızı tavsiye ederim.
İkinci durağımız bisikletle gittiğimiz Noordwijk oldu. (Hollandalılar tam bir bisiklet fetişi, ülkede insan sayısının iki katı kadar bisiklet olduğu söyleniyor, bisiklet yolları, park yerleri ve bisikletler için düzenlenmiş trafik ışıkları var). Şehri tam gezip göremedik ancak Kuzey Denizi'ne kıyısı sebebiyle buraya özgü balıkların (Lekkerbek gibi) tadına bakabileceğiniz restoranları ziyaret edebilirsiniz. Noordwijk dönüşünde LaHey'e gittik (İngilizcesi "The Hague" ve Felemenkçede "Den Haag" deniyor). Lahey'in politik önemi çok büyük. Hollanda'nın başkenti Amsterdam olmasına rağmen, parlamentonun bulunduğu ve fiilen ülkenin yönetildiği yer Lahey'dir. Ayrıca Uluslararası Adalet Divanı ile Uluslararası Ceza Mahkemesi bu şehirdedir. Birleşmiş Milletlerin de ek ofisine ev sahipliği yapan şehir, pek çok önemli anlaşmanın imzalandığı bir kenttir. Meşruti Monarşi ile yönetilen Hollanda'nın kraliyet ailesinin oturduğu saray ve diplomatik temsilcilikler de Lahey'de bulunmaktadır. Gitmişken görmekte fayda var. Eğer vaktiniz varsa, Sanat Müzesi ve Sanat Galerileri (Kraliyet koleksiyonları) de mevcut.
Bu ek bilgilerden sonra tekrar gelelim Amsterdam'a. Bu şehirde ilk durağım Anne Frank'ın Evi oldu. İkinci Dünya Savaşı Nazi işgali sırasında Anne Frank ve ailesinin saklandığı ev müze olarak ziyarete açılmış durumda ve Anne Frank'ın günlükleri de sergileniyor. Giriş ücreti 9 Avro. Buradan çıkınca Amsterdam Museum'a gittik. Şehrin geçmişi ve güncel dönemine ilişkin her şey bu müzede sergileniyor. Dam Meydanına yürüme mesafesinde olan müzenin giriş ücreti 12 Avro. Buradan çıkınca ünlü sokak Red Light Secrets'e (De Wallen) gittik (gitmesek olmazdı, lanet olsun). De Wallen 300 adet vitrinli kabine ev sahipliği yapmaktadır. Bu sokakta iki müze var: Erotic Museum (Giriş ücreti 10 Avro) ve Museum of Prostitution (Giriş ücreti 10 Avro). Biz hava kararmadan geçtiğimiz için henüz ışıklandırılmamıştı ancak siz bir de gece 11'den sonra geçin ;). Ben gece geçtiğimde daha çok beğendim çünkü.
Üçüncü gün tamamen kültür gezisine ayırdım. İlk durağım olan Hollanda Milli müzesi "RijksMuseum" Amsterdam'daki en büyük müzelerden birisi. Saray koleksiyonlarının yanı sıra ünlü Hollandalı ressamların tablolarının da yer aldığı müze, Museumplein (Museum Square)'in ilk sırasında yer alıyor. Rembrandt'ın ünlü "Night Watch" tablosu (solda) ve diğer tabloları bu müzede sergilenmektedir (sağda resim malzemeleri bulunuyor). Ayrıca "Waterloo", Van Gogh'un birkaç tablosu ve Vermeer'in tabloları (İnci Küpeli Kız burada değil maalesef, Lahey'de) da bu müzede. Amsterdam'a gittiğinizde mutlaka uğrayın, hatta yalnızca bir müzeye uğrayacaksanız, o müze RijksMuseum olsun. Giriş ücreti 17,50 Avro. Museumplein'de bir sonraki ziyaretimi Van Gogh Museum'a yaptım. Bu müzeden ayrıca söz edeceğim, giriş ücreti 17 Avro. Bu arada, yukarıdaki o ünlü "I & Amsterdam" yazısı da Museumplein'da. Artık önünde bir fotoğraf çektirirsiniz :).
Amsterdam demişken, biraz da eğlenceye zaman ayırmak gerekir tabi. RijksMuseum'dan çıkınca sağa dönüp aşağıya doğru yürüdüğünüzde Heineken Brouwery (Bira Fabrikası) ile karşılaşacaksınız. Müzeye dönüştürülerek ziyarete açılan Heineken Fabrikasında bira yapım aşamaları, beş boyutlu oda deneyimi, sertifikalı bardağa bira koyma eğitimi, müzikli bar salonu gibi eğlenceli deneyimleri bulunuyor, ayrıca her ziyaretçinin ziyaret sırasında 2 kocaman bardak ücretsiz bira içme hakkı da var :). Eğer Heineken size yeterli gelmediyse, akşam Amsterdam'ın en ünlü barı "IceBar Xtra Cold"a da gidebilirsiniz. Heineken Brouwery'nin girişi 18 Avro ancak IceBar'a gidecekseniz, ne kadar para harcarsınız onu bilemem, zevkinize kalmış (IceBar giriş ücreti 19.50 Avro). Bir öneri daha, bara girmek yerine, elinizde şehir haritası alarak, Amsterdam'da küçük bir yürüyüş yapıp yeni sokaklar keşfetseniz, daha çok eğlenirsiniz :). Ya da amacınız tamamen gece eğlencesi ise, Red Light'ta çok cazip striptiz barlar var (included live sex).
Ertesi günü (4. gün) tam gün boyunca Leiden'de geçirdim. Tamamen bir öğrenci kenti olan Leiden'in de kanalları ve köprüleri ilgi çekici, güzel bir mimarisi var. Ancak çok uzatmamak adına, bu yazıda bahsetmemeyi tercih edeceğim. Bir sonraki gün (5. gün) Amsterdam'da Kanal Turu yaptım (Canal Cruises). Central Station yakınında pek çok kanal turu yapan bürolar bulunuyor, kendinize göre birini seçebilirsiniz. Kanal turu yaklaşıl 1,5 saat sürüyor ve fiyatlar 9-16 Avro arasında değişiyor. Kanal turu yapmanızı mutlaka tavsiye ediyorum, zira çok ilginç kanal evleri ve sokaklar görüyorsunuz. Buradan çıkınca hemen Dam Meydanı'nda olan Madame Tussauds'a gidebilirsiniz. Bu balmumu müzesinin girişi 22,50 Avro, ancak eğer Londra'da girdiyseniz, Amsterdam'da girmenize bence gerek yok (sağdaki Hollanda kralı Willem-Alexander ve eşi). Buradan çıkınca The Amsterdam Dungeon'a girdim. Korkutmasa da çok eğlenceliydi, giriş ücreti 22 Avro. Ancak giriş ücreti yüksek olduğundan, Dungeon'lara veya korku seanslarına özel bir ilginiz yoksa, gitmenizi tavsiye etmiyorum, nasılsa Amsterdam'dasınız :).
6. günümü tam gün boyunca Rotterdam'da geçirdim. Avrupa kıt'asının en büyük limanının bulunduğu kent, Hollanda'nın da ikinci büyük kentidir. İkinci dünya savaşında neredeyse tamamen yıkılan kent (Nazi Bombardımanı sonucu) 1950-1970 yıllarında tamamen baştan inşa edilmiştir. O nedenle Amsterdam ile Rotterdam arasında görünüş itibariyle oldukça fark var. Sevimli sokaklar ve kanal evleri ya da tarihi binalar Rotterdam'da yok, tamamen metal ve modern bir kent görünümünde (solda Erasmus Köprüsünü görebilirsiniz). Dolayısıyla ne yalan söyleyeyim, ben Rotterdam'ı pek sevmedim. Kültür gezisi yapacaksanız, önceliğiniz Amsterdam ve vaktiniz varsa Lahey (Den Haag) olsun.
Amsterdam denilince akla gelenlerden birisi de sosyal hak ve özgürlükler: Eşcinsel evliliğe izin veriliyor olması, fahişeliğin hoş görülmesi ve esrar/mantar/mariuhana vb. ürünlerin cadde üzerindeki veya ara sokaklardaki CoffeShop'larda rahatça satılıyor olması ve alkollü içkilerin uygun fiyatlı olması (Hollanda'da üretilenler özellikle) turistleri çeken etkenlerden birisi (bazı insanlar sadece bunlar için geliyor). Ancak CoffeShoplar'ın önünden geçerken duyulan keskin esrar kokuları bende bir süre sonra bir tiksinti yarattı, ayrıca "Space Cake" de tahmin edildiği kadar güzel değil ama vücudun tepki vereceği kadar etkili (mantarları keyfinize bırakıyorum, onlar seviye seviye). Bu mekanlar kanunlara göre reklam yapmadıkları, kuvvetli uyuşturucu satmadıkları ve 5 gramı aşmadıkları müddetçe satış yapabiliyorlar. Bundan ayrı olarak, kendi mutfağı olmadığını gözlemlediğim Hollanda'nın en önemli tatlarından birisi de peyniri. Bin bir çeşit peynir bulabileceğimiz Hollanda'nın en tanınan peyniri özel bir tada sahip olan Gouda'sı (eski kaşar). Teker şekli verilerek kalın bir zar altında satılan peynir açılmadığı müddetçe 1 yıl dayanabiliyor, o nedenle güzel bir hediye olabilir (resimdeki gibi rengarenk). Sade, fesleğenli, biberli veya başka değişik tatlarda Gouda'lar Amsterdam'daki peynircilerde satılıyor (raflardaki en küçük tekerler 9.90 Avro, ancak 3'lü paketler halinde daha uygun fiyata da satılıyor). Süpermarkete girerseniz eğer, daha küçük tadımlık paketleri ve farklı peynirleri (Fransız, Belçika vb.) daha uygun fiyatlara da bulabiliyorsunuz. Almasanız bile, tatmadan gelmeyin lütfen :). Zaten bir peynirciye girseniz, tüm peynirlerinden tatmanıza izin veriyorlar, yine de domuz etine dikkat ediyorsanız, sorunuz, zira domuz eti ihtiva eden peynirleri bile var.
Yukarıda yazdıklarım dışında, ücretsiz veya cüzi ücretlere gidilebilen yerler de var: Begijnhof (Manastır biçiminde inşa edilen bir alan), Oude Kerk (Eski Kilise), Museum Van Loon (Örnek bir kanal evi), Dam Meydanındaki mimari, Nieuwe Kerk (Yeni Kilise), De Bijenkorf (Alışveriş Merkezi), VondelPark (Central Park gibi dev bir yeşil vadi, festival varsa takip edin), çiçek pazarları ve Waterlooplein (Yahudi pazarı) vb gibi yerler (Modern Cafeler ve Sanat Galerileri de cabası). Bunlar benim tespit edip görebildiğim yerler ancak bir gezi rehberi satın alırsanız, daha görülecek onlarca yer olduğunu göreceksiniz. Veya amacınız sadece eğlence ise, zaten doğru yerdesiniz ;).

Peynirleri, yel değirmenleri, bisikletleri ve laleleri ile tanınan bu ülkeye gezi planınızda mutlaka yer verin. Hem eğlenceli hem de kültürel açıdan oldukça faydalı bir gezi yapacağınız kesin :). Her şeyden evvel, farklı bir ülke & şehir keşfetmek ufkunuzu açacak, dünyaya bakışınızı değiştirecektir. Sıcakkanlı ve yardımsever insanları, güzel planlanmış temiz şehirleri ve lezzetli peynirleri ile benim izlenimlerin olumlu yönde, umarım sizin de öyle olur. Bu arada, indirimler ve faydalı ipuçları için bir sonraki yazımı mutlaka okuyunuz. İyi eğlenceler & Kocaman sevgiler.